Salı, Aralık 18, 2012

Önce Kendine Eğil

Önce kendine eğil! Kalbinden varlığına akan merhameti kabul et. Önce kendini affet. Sürekli yargılayan yanının, saçtığı incileri topla. Senin özün, nadide bir inci. Önce kendini gör.

Binlerce yıldır kendine kulaklarını kapattın. İçindeki üstadı selamla şimdi. Sana kendini gösterdiği için şükret. Binlerce yıldır buluşmayı beklediğin Tanrısal yeteneklerin görünür oldu. Topla incileri. Önce kendine eğil! Eğil ki, yumuşasın kalbin. Bu katılık; önündeki engelin senin. Kimliğini kaybet. Unut adını. Hakikatin kimliği yoktur.

Önce kalbine eğil! Duy kalbini. Dinle kalbini. Sana kaç kez kendini fark etmeni söyledi. Bakıp ta görmediğin kendinsin. Gömdüğün hazinenin üstüne basıyorsun. Ayağının altındaki bu muhteşem sandık sana ait. İçindekileri kabul et. Kalk üstünden. KENDİNİ ÇİĞNEDİĞİN YETER!

Aç kalbini. Önce kendine. Süslü kıyafetlerle, türlü makyajlarla maskelediğin; ruhun senin. Sadeleş! Arın örtülerinden. Kalkan perdenin tozunu temizleyen sert rüzgar, saflaştırsın valığını.

ÖNCE KENDİNİ SEV! ÖNCE SENİ!
Nazlı Akın

Perşembe, Aralık 13, 2012

Taoist Öğretinin Sırrı

"Taoist öğretinin sırrı budur. Lao Tzu’nun temel öğretisi budur: Kabul edersen, tüm varoluş seninledir. Aksi olamaz. Reddedersen, düşman yaratırsın. Ne kadar çok reddedersen o kadar çok savunursun, o kadar çok korursun, o kadar çok düşman yaratırsın. Düşmanlar senin yaratımındır. Onlar orada, dışarıda değildir; senin yorumunda vardırlar......Açık ol!… Ve kendini açtığında varoluşta olumsuz olan her şey kaybolur. O zaman ölüm bile olumsuz olmaz. Korkun olumsuzluk yaratır. Derinliklerde korkuyorsun; o korku yüzünden güvenlik önlemleri yaratıyorsun. O güvenlik önlemlerine karşı düşman var oluyor.....Şu gerçeğe bak… Düşmanı sen yaratıyorsun. Varoluş sana düşman değil. Nasıl olabilir ki? Sen ona aitsin, onun bir parçasısın, organize bir parçasısın. Varoluş sana nasıl düşman olabilir? Sen varoluşsun. Sen ayrı değilsin; seninle varoluş arasında bir boşluk yok......Bu yüzden bu tür sorular sorma; sahte sorular getirme. Açıklığı bilsen, senin için zararlı bir şey olduğunu hissetmezsin. Artık hiçbir şey zararlı değildir. İşte bu yüzden ölümün bile bir nimet olduğunu söylüyorum. Yaklaşımın değişmiştir. Artık nereye bakarsan bak, açık bir yürekle bakarsın… O açık yüreklilik her şeyin niteliğini değiştirir. Ve sen bir şeyin zararlı olacağını hissedemezsin; nasıl savunacağını soramazsın… Gerek yoktur. Gereklilik, sen kapalı olduğun için doğar." OSHO

Çarşamba, Aralık 12, 2012

İçsel Hallerin Sebepleri

"Hislenmelerin, duygulanmaların sebepleri sizin beklentilerinizdir. İdealleriniz, beklentileriniz gerçekleştiği zaman içiniz sevinçle dolar, bunlarla ilgili olarak ümidiniz azaldığı, gerçekleşecekleri ile ilgili kuşkularınız arttığı zaman da içiniz sıkılır. İnsan daima birtakım şeylerden kuşkulanır, kuşkulanma ihtiyacı duyar, tabiatında vardır bu. Çünkü, sebep ve netice bağıntıları içerisinde düşünmeye hatta hissetmeye alıştığı için, dünyevileştiği için; sebep ve netice bağıntıları arasındanbir, iki baklayı gözden kaçırdığı andan itibaren derhal bir kuşku hali başlar. "Acaba olur mu, olmaz mı?" diye birtakım ihtimaller düşünmeye. başlar. Bunlar aslında ortada hiçbir sebep olmadığı halde, şuuraltınızın faaliyetinden dolayı şuurunuza akseden birtakım sonuçlardır. Psişik açıdan ele aldığımızda ise, telepatik algılardan, duyular dışı algılamalardan bahsedebiliriz.

Bizler, geçici bir psişik santral vazifesi görerek, bize ait olan ya da olmayan bazı olumsuz etkiler; tabiatımıza, hayat programımıza uymayan, hayat planımıza ters düşen, bizi hedefimizden uzaklaştırmaya meyilli olan birtakım etkiler alabiliriz. Gelecekten haber alma, geleceği sezinleme manasında "yüzeysel" ya da "hafif kehanetler" diyebileceğimiz tesirler alabilirsiniz. Bunların bir kısmı size uygun düşer, bir kısmı ise düşmez. Adapte olabildiğiniz tesirler karşısında sevinç, adapte olamadığınız tesirler -işinize gelmeyen tesirler- karşısında da haklı olarak sıkıntı hissedersiniz. Eğer kendinizde, bu sevinç ve iç sıkıntıları hakkında karar verebilecek şekilde esaslı bir sözlük meydana getirmişseniz, geleceğiniz hakkındaki bilgileri kendiniz de alabilirsiniz. Mesela şöyle olabilir: Diyelim ki, bir iş antlaşması yapmak üzere bir yere gitmeniz lazım. Birileri ile görüşüp bir şeye karar vereceksiniz ama bunu düşündüğünüz andan itibaren içinize bir sıkıntı giriyor. "Hayrola" dersiniz, "içimi sıkacak ne oldu ki şimdi? Nasılolur da hiç tanımadığım insanlarla ilgili olarak böyle bir sıkıntı hissedebilirim?" Böyle kuvvetli sezgileri olan insanlar tanıyorum. Bu kişiler biriyle görüşmek, konuşmak, anlaşmak veya bir şeyi danışmak söz konusuolduğu zaman, bu konuşmadan kendileri için hayırlı bir sonuç çıkıp çıkmayacağını hemen hissederler; "hafif kehanetler" dediğimiz şekilde, duyular dışı algılamalarla (DDA) bunu algılarlar, O olayın kendileri için pozitif veya negatif değerler taşıyıp taşımadığını, kendi planlarına uygun olup olmadığını derhal fark eder ve vazgeçerler. Bu dili çok iyi anlamış, çok denemiş, onun şeklini, şemalini ve-rengini öğrenmiş kişilerdir onlar. "Tamam" derler, ''ben bu rengi daha önce gördüm, bu sesi işittim, bu işten bana hayır gelmez. Ben bunu elimin tersiyle iteyim." Başkasına sorsanız, "Ya, nasıl olur? Bak bu işten çok büyük menfaatler elde edeceksin" der ama sezgisi olan insan, "Onun altında menfaat yok. Öyle gözüküyor ama aslında sonradan karşılaşacağım zararın haddi hesabı yok. Herkesin canı sıkılır, başı ağrır" der ve vazgeçer.

Böyle insanlarla çok karşılaştım. Siyasi kararlar veren insanlarla da karşılaştım. Onlar da aynı şekilde sıkıntı dilini veya sevinç dilini öğrenmişler, ona göre hemen büyük bir güven içerisinde kararlarını veriyorlar. Buradaki bütün mesele kendine güvenmek, o sezgiye güvenebilmektir. Aslında insanlar her an hafif kehanetler alırlar ama ya bunların ikazı dikkati çekecek kadar kuvvetli değildir ya da üzerinde durmazlar çünkü zemin yoktur"

 "Burada da karşımıza ıstırap meselesi çıkıyor. Aşağı yukarı hepimizin yaptığı gibi ıstıraptan şikayet etmeye hiç
lüzum yoktur. çünkü ıstırap da aslında bu plan ve programın bir parçasıdır. Yani ıstırabı meydana getirmek aslında varlıkların görevidir. çünkü ıstırabın vermiş olduğu enerji farklılıklarından yararlanmak suretiyle, kendi varlıkları hakkındaki plan ve programı daha iyi yerine getirmeye çalışacak olan varlıklar çoktur. Hele şu sıralarda fevkalade fazladır.
Bir de, maddi esaret dediğimiz birtakım hususlar mutsuzluğumuza sebep olmaktadır. Bu noktaya da çok dikkat etmemiz lazımdır. Bizim ıstırabımız, yahut mutsuzluğumuz eşkoşmalarımızdan kaynaklanır. Başka hiç bir sebebi yoktur.
Eğer bir şey bize ıstırap veriyorsa, o eş koşmadan kendimizi kurtarmamız gerekir. Eşkoşma meselesi büyük bir ilgiyle incelenmesi gereken bir husustur. Nelere eşkoşuyoruz? Neleri kendimiz gibi benimsiyoruz? Neleri kendimiz gibi sayıyoruz? "Ben ve o" aynı oluyoruz. Ben bir kalem oluyorum, kullandığım araba oluyorum, evim, güzelliğim, vücudum oluyorum ... Bu durumda ortada insanın kendi öz zatı ile alakalı hiçbir kavram kalmıyor. Yani mevcut olan eşya ile var olduğunu zannediyor. Eşyanın şeklini değiştireeniz veya eşyayı ortadan kaldırsanız, kendi varlığı da ortadan kalkıyor. 
Aslında ıstırabı yaşamak için insanlar kendileri ısrar ediyorlar. Eşkoşmaları var ve eşkoşmalarının ne olduğunun farkında bile değiller, "Hayat onları bu hale getirmiş," de diyemezsiniz. Çünkü bunların hepsi, bir plan ve program içerisindedir. Varlıklar bu eşkoşmayı yaşamak zorundadırlar. Eşkoşmanın kendilerine vermiş olduğu ıstırabı, acıyı tada tada eşkoşmanın ne olduğunu öğrenecek­lerdir. Eşkoşmak aynı zamanda ayniyetlik, idantifikasyon dediğimiz ve kutsal Kuran'ın sık sık vurguladığı putperestlik manasına gelir. Her şeyi kendimizle özdeşleştirdiğimiz vakit putperestlik ortaya çıkıyor yani kendi öz varlığımızı yok ediyoruz. Ancak onu dışarıda temsil ettiğini zannettiğimiz ruhsal bir fetişizme doğru gidiyoruz. Bunlar tamamen yanlış şeylerdir ama anlaşılacaktır. Anlaşılanlar varsa da, daha henüz yeterince yerine oturamamıştır."


Ergün Arıkdal, Sonsuzluk Yolcusu Evrensel İnsan

12.12.2012

Eveeeet...Uzun zaman verilen aradan sonra bu özel tarihte ben de tarihe bir not düşmek istedim. İleride baktığımda bugünle ilgili ne yazmışım diyebilmek ve bugünkü düşüncelerimi kayda geçirmek adına... Bugünkü rakamsal düzenleme bir daha 89 yıl sonra denk gelecekmiş. Yani ben o zamanda yaşamıyor olacağım. İlginç bir duygu:) Bu yazdıklarım sanal dünyada kalmaya devam ederse şu satırlar okunurken ben olmayacağım. O zaman hemen söylemek istediklerime geçeyim: Bu satırları okuyan ve okuyacak olan herkes, hepinizi seviyorum:) Bizler bu dünyaya birşeylere katkıda bulunmak, değiştirmek, etkilemek için gelmeyi seçen ruhlarız ve hepimiz özeliz. Hepimiz Yaratıcıya ve birbirimize ruhsal ipliklerle bağlıyız. Her birimizin varlığı değerli çünkü hepimiz Rabbimizin ilahi gücünden bir parça, nefesinden nefes taşıyoruz. Ve hiçbir sıkıntı ve zorluk yok ki bizlere onunla karşılaştığımızda ona göğüs gerebilecek ve aşabilecek içsel güç verilmemiş; ve böylelikle bizim ruhsal büyümemize ve gelişmemize katkıda bulunmamış olsun. Ben kainatta şu anda hasıl olduğu söylenen bu özel enerjisel değişimlerin bizlerin hayatlarında en güzel ve hayırlı açılımları yapmasını, her birimizi kendimiz ve bütünün en yüksek hayrı doğrultusunda şifalandırıp dönüştürmesini diliyorum. İnşallah bu dönem insanlığa daha büyük aydınlanma ve anlayış getirsin, farkındalıklarımızı artırsın, kendimizi gerçekleştirmemize ve varoluş amacımıza hizmet etmemize vesile olsun. Her birimizin sahip olduğu her ne ilahi meleke ve kabiliyet varsa onları birbirimize yardım etmek ve ışık tutmak amacıyla kullanmak nasip olsun. Rabbim anlayışımızı derinleştirsin, idrak ve farkındalığımızı artırsın, yolumuzu her daim aydınlatsın. Her birimizin içine koyduğun ilahi kıvılcım ve ışık daha da büyüyüp gelişşin, yaptığımız herşeyde sevgi olsun. Rabbim senin bir parçan olarak en yüce, en büyük, en derin, en ilahi, en hayırlı, en sevgi dolu olanı ifade etmeye ve gerçekleştirmeye niyet ediyorum. Bana yol göster. Varlığımın yüce maksadını fark edebilmem ve kendimi daha iyi tanımam, potansiyelimi görmem için kalbime, ruhuma ilham, bilgi ve güç ver Rabbim. Amin.

Pazar, Nisan 01, 2012

Depreşen Yoga Duygum....

Amerika'dan döneli 3 yıldan fazla oldu. Zaman hızla geçmiş. Geçen gün 2008'in son aylarında gitmeye hazırlandığım Bikram Yoga öğretmenlik eğitiminden nasıl ve niye vazgeçip Türkiye'ye dönme kararı aldığımı düşündüm. "Keşke sertifikamı alsaydım" dedim ama o zaman hazır değildim, cesaretim yoktu, korkularım vardı vs. daha bir dolu sebep sayabilirim. Evet şimdiki aklım olsa hiç durmaz sonuna kadar giderdim. Ama o dönem şu andaki gibi düşünmüyordum ve hissetmiyordum! Geçen 3 yıl içerisinde spiritüel olarak daha da olgunlaştım, büyüdüm, farkındalıklarım arttı, korkularım uçup gitti...ve değiştim. Şu an kendimi herşeyi yapabilecek güçte hissediyorum. İstediğimiz herşeyi yapabilecek irade, kapasite ve güce sahip olduğumuzu biliyorum. Yapmak istediğim şeyi, hayalimi biliyorum artık. Ve bu bana inanılmaz bir keyif ve güç veriyor. Ben daha sık yoga yapmak, yoganın zengin dünyasını keşfe çıkmak ve yoga öğretmek istiyorum. Yoganın hayatları nasıl donüştürüp zenginleştirdiğini ve değiştirdiğini gözlemlemek ve buna vesile olmak istiyorum. Yoga yaparak ve öğreterek güzelliklerin ve iyiliklerin yayılmasına ve insanların hayatlarına sihirli değnek gibi dokunmasına aracı olmak istiyorum. Aldığım diğer spiritüel eğitimlerle yogayı birleştirip sevgiyi yayarak ve daha çok kalbi "yumuşatarak" varoluş amacıma hizmet etmek istiyorum. Derinlerde bir yerde bunun benim yolum olduğunu söyleyen sesi daha sık ve daha güçlü duyuyorum. Adım atmalı, yola çıkmalıyım...

Pazartesi, Ocak 09, 2012

Hoşgeldin Yeni Yıl yazıma devam:)

İlerleyen yaşımda yeni yıla ne zaman, nerde girmiştim sorularının cevabını daha rahat bulabilmek için bloguma bu konuda not düşmeye karar verişim 2008 Aralık ayı. O zamanlar Amerika'dan yeni dönmüştüm ve 2009 yılına çocukluk arkadaşlarımızla Antalya Hillside Su Otel'de girmiştik. 2009'u 2010'a bağlayan yıl yine aynı grup arkadaşlarla (Sinem, Didem, Volkan, Ablam, Kubilay) bu defa Antalya Susesi Otel'de yeni yılı karşıladık. Normalde otel yılbaşı programlarını tercih etmem ve hiç hoşlanmam ancak büyük konuşmuşum:) ve iki yıl üstüste programsızlık ya da geç program yapma sonucu yeni yıla otelde girmek zorunda kaldım. Bu durumun tek tesellisi çok sevdiğim arkadaşlarımla ve ablamla birarada olmamdı. Sonuçta anlarımızı değerli kılan nerede olduğumuzdan çok kimlerle olduğumuz ve nasıl bir ruh hali içerisinde olduğumuzdur diye düşünürüm. Bu yılbaşı işimi şansa ve son dakikaya bırakmadım ve nerdeyse 6 ay öncesinden Güney Fransa için biletimi aldım. İstanbul-Marsilya uçuyordum. Bir hafta boyunca Marsilya-Nice-Cannes-Monaco-Marsilya idi rotam:) Keyifli bir tatildi. Fransız Rivierası gerçekten çok güzel ve görülmeye değer. Önceden planlama ve hazırlıklar sonucu 2011 yılını üniversitede beraber çalıştığım bir arkadaşımla Marsilya limanında bıraktık ve 2012 yılını tarihi bir bina üzerinde gerçekleştirilen harika bir ışık show'u ve limanda demirleyen gemi düdüklerinin içinde karşıladık:) (Bu arada 2010'dan 2011'e geçiş Karşıyaka'da bir Yunan tavernası olan Sardunaki restorant'ında gerçekleşmişti)

Bakalım 2012 yılının fenerini nerede söndüreceğiz?