Pazar, Aralık 26, 2010

FARK ETMELI INSAN

Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen...

Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.

Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metrekarelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.

Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.

Henüz bebekken 'Dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.

Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.

Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.

Azraillin her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan.

Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.

Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.

Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.

Evinde kedi köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.

Eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.

Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.

Zenginliğin ve bereketin, sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.

Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan.....

Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür...

O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür....

Can Yucel

Yeni Yil

"Bu kavanoz dipli dunya cesitlilikten ve farkliliktan beslenir; degisimden yanadir, degisebilmekten. Insan ki bir garip varliktir; en yucelere cikmaya da en alcaklara inmeye de meyyal. Insan ki vicdanla donanmistir. Akil ve ilimle. Kalp ve muhabbetle. Ogrenmekle yukumludur oyleyse; kendini gelistirmek, merak duygusunu yitirmemekle. Bir muhabbet zincirinde ufacika ama muhim bir halka oldugunu bilmekle yukumludur. Kainatin cemberi gece ve gunduz, derya ve damla, butun ve katre, med-cezir uzerine kurulu. Bitirmek ve baslamak. Hic bir zaman kendinden fazla emin olmamak lazim oyleyse. Son noktayi koymamak. Kibirden uzak durmak. Kibir ki kalin kadifeden perdeler ceker gozumuze. Bakar ama goremez oluruz.

..........

Bize yeni kelimeler gerek dostlar, yepyeni haller. Gozlerinin ici gulen insan baska insanlari da guldurur, gulumsetir. Gulmek bulasicidir, yaraticilik da. Umut da. Muhabbet de. Ask da. Kahkaha atabilen erkekler, kahkaha atabilen kadinlar, kahkaha atabilen genclerin sayisi katlananarak artsin 2011'de."

Elif Safak, Haberturk, 26 Aralik 2010 Pazar

Cuma, Aralık 24, 2010

Abracadabra

Amerika'dan geçenlerde gelen arkadaşım, ne zamandır kendisini, ta ben Amerika'da yaşarken, yakın markaja aldığım Dilara Erbay'ın deneysel ve geleneksel yemeklerini misafirlerine tattırdığı Abracadabra restorantına gidince "adamlar ta nerelerden kalkıp merak edip gidiyorlar, biz niye gitmiyoruz böylesi yenilikçi, değişik, ufuk açan mekanlara" dedim kendi kendime ve ilk İstanbul ziyaretimde bu mekanı ziyaret etmeye karar verdim. Arkadaşım da geçtiğimiz haftalarda Türkiye ile ilgili tam 1 hafta boyunca CNN International kanalında gösterilen programların birinde duymuş Abracadabra'nın adını. CNN muhteşem bir tanıtım yaptı ülkemiz için ve bilmeyenlere/yanlış bilenlere ülkemiz hakkında olabildiğince objektif bilgi vermeye çalıştı. İstesek bu kadar güzel PR yapamazdık ülke olarak!

Gelelim yeme içmeye...Yemek konusunda seçiciyim. Ağzıma koyduğum her seyin sağlığımla dogrudan ilintili olduğunu bildiğim için olabildiğince iyi beslenmeye, yani hormonsuz, katkısız, doğal/organik, taze ve yöresel/yerel ürünler kullanmaya, maximum oranda evde üretmeye ve tüketmeye ya da bu tarz hizmet veren yerlerden yemeye (Abracadabra böyle bir yer sanırım), mevsimsel yemeye, doğru pişirme teknikleri kullanmaya ve yemek zamanını hem sağliklı hem de keyifli, paylaşım ve sohbetin bol olduğu anlara dönüştürmeye çalışıyorum. Paylastikca bereketin arttigina inaniyorum. İstanbul'a gittiğimde mutlaka Çiya'ya ugramam bu sebeple. Ya da her defasinda yolumun Hamdi, Haci Abdullah'a dusmesi...Pandeli restaurant da adini sikca duydugum, gidilecek yerler listeme koydugum yerlerden biri...

Salı, Aralık 14, 2010

1 Kasım'da İzmir'de yeni işime başladım. Uzuuun bir aradan sonra:) Artık Türkçe klavye kullanmayı da yavaş yavaş ögreniyorum. Türkiye'ye döneli iki koca yıl olmuş. Zaman su gibi akıyor geyiğine girmeyeceğim. Daha ziyade zamanı nasıl değerlendirdiğimiz önemli çünkü. Sayı değil kalite meselesi! Açık bir özeleştiri olarak zamanı çok iyi kullanamadığımı itiraf ediyorum. Uzun işsizlik ve Amerika-Türkiye geçiş dönemimde bolca dinlendim, tembelliğe varan safhada hatta. Evime taşındım, Antalya'da ablamla zaman geçirdim. Ancak ne bir kursa gittim ne de spor yaptım ki spor benim Amerika'daki yaşantımda merkeze çok yakın bir yerde dururdu ve spor için zaman yaratamayanları anlayamazdım. Türkiye'ye gelince durumun farklı olduğunu gördüm. Ülkemizde spor kültürü Amerikadaki kadar yaygın olmadığı için orada olduğu gibi neredeyse hemen her köşe başında güzel, temiz, tam techizatlı spor salonları yok. Sayı az olunca rekabetin düşmesiyle beraber iyi olan salonlar üyelik için çok para alıyorlar. Karşıyaka'da Amerikan standarlarında eli yüzü düzgün tek bir yer var: Sports International. Ancak oraya standart maaşlı biri gidemez çünkü fiyatlar oldukça kabarık. Spor salonları dışında adam gibi yoga ve pilates merkezleri de yok. Açık havada spor yapacak yerler kısıtlı ve uygun degil. Durum böyle olunca ister istemez spor yapmak için motivasyonunuz olmuyor. Benim tercihim eğer geçtiğimiz dönemde işim olsaydı mutlaka Sports'a yazılmak olurdu. Sabahın köründe ya da akşamın karanlığında tek başıma çıkıp sokaklarda, üstelik de kör karanlıkta başıma ne geleceğini düsünüp tasalanarak ya da acaba ayağım bir çukura girer de yine kırılır mı korkusuyla, koşmak ya da yürümek motivasyonum olmadığından bu benim için en iyi opsiyon olurdu. Evet ama 1.5 aydır işin var simdi mazaretin nedir derseniz: Evimin ve işimin çok uzak olması ve günümün üç saatinin yollarda geçmesi. Bu duruma bir çare düşününceye kadar biraz daha böyle devam edecek. Evde yeniden yoga yapma motivasyonumu canlandırabilirsem o zamana kadar da yogayla idare edeceğiz artık.

Yeni işim güzel ve rahat, kendisi Ankara'daki işe ve orada yaşamaya tercih edildi. Torpilli yani:) Hayat ne getirir ne götürür çok bilinmiyor o yüzden çok da fazla düşünmemek, yola çalışarak ama hayatı da kaçırmadan, arada durup soluklanmayı bilerek devam etmek lazım.

Şems-i Tebriz 27. Kural

Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır, şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır.

Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

Sevmek dediğin...


Sevmek dediğin öğrenilir. Hayatın en önemli dersidir ki çoğumuz sınıfta kalırız. Gençlik, duyguları bir rüzgar gibi savururken, ne kadar değerli detayları atladığımızı fark etmeyiz. O yüzden geçkin yaşlarda daha çok sarılır insan sevdiğine.

Sevmek dediğin öğrenilir. Zamanla değişir, biçimlenir, lezzetlenir aşk. Nasıl sevmek gerektiğini öğrenirsin ve emekleri bir çırpıda tüketmemeyi. Kıymetlenir sevgiler. Eskiden savurup attıklarına üzülürsün. Biraz daha çabalasaydım, şu hatayı yapmasaydım, belki olurdu dersin. Yaşam gibi, sevmek de yaşlandıkça pahalılaşır.
Sevmek dediğin öğrenilir. Bazıları önce tam tersini görür, yani nefret etmeyi. En zoru da onların hayatı. Çevresi sevgiden yoksun büyüyenler, geç öğrenirler ya da hiç bilemezler. Parası, yatı, katı, nesi olursa olsun insanın; yaşayan bir kalbi olmazsa, ömür boşa geçmiş demektir. Bir çocuk kahkahasını, bir çiçeğin tomurcuğunu, bir kadının bakışını, bir ekmeği bölüşmeyi sevemediysen; hayat sadece hırslarla yontulmuş kocaman bir çöplüktür.

Sevmek dediğin öğrenilir. Nereden gidileceğini bilmiyorsan, bileni takip edeceksin. Büyük aşıkları okuyacaksın. Mevlana’yı, Aşık Veysel’i, Leyla ile Mecnun’u, Yunus Emre’yi, Romeo ile Juliet’i…. Karşılıksız aşklar tanıyacaksın. Yürek kapısı bir kere açılsın, sonrası gelir. Önemli olan neyi sevdiğin değil, sevebilme yeteneğindir. Kalpleri kör olanların, beyinleri de zamanla körelir.

Sevmek dediğin öğrenilir. Çağımızın çıldırmış aşklarına inat, yeniden deneyeceksin. Usanmadan, inancını yitirmeden, tekrar kalkıp yürüyeceksin. Sende olandan eminsen, kim bilir bunca acı, başkalarına sevgiyi göstermek içindir, bilemezsin, yolunda ilerleyeceksin. Gidenin ardından ne kadar kırılmış olsan da, “Tanrım, ona sevmeyi öğrenecek büyüklükte bir yürek ver” diye dua edeceksin. Bu dua da, sevmeyi öğrenmenin bir şeklidir çünkü. İşin büyüsü seni çok mutlu etmeyenleri de sevebilmekte gizlidir. Sıyıracaksın içindeki insani hırsları, egonu, gereksiz tutkularını; gönlünü bileyeceksin.

Sevmek dediğin öğrenilir. Her yaşadığınla yeniden şekillenir. Zamanla daha sakin, daha huzurlu sevmeyi öğrenirsin ve çok daha zorlaşır sevdiklerini bir kalemde silip atmak. Hastalandığında, gülümseyerek bir tas sıcak çorba pişirecek kadar sevenleri, muhteşem sevişmelere tercih edeceksin. Yalnızlaştıkça biçimi değişecek aradığının. Sevginin bir anlamı olacak kendi sözlüğünde.

Sevmek dediğin öğrenilir. Emek vereceksin. Kıymet bileceksin. Seni sevenleri sımsıkı tutacaksın. Acılarınla olgunlaşıp, kalbinle büyüyeceksin. Hırpalayarak harcamayacaksın yaşamı. Yoksa hayatın tokadı ağırdır, gittiğin yolun sonu uçurum olur. Ya düşeceksin, ya tüm kalabalığına karşın etrafının yalnız gideceksin.

Sevmek dediğin öğrenilir. Dünyanın en büyük servetini istiyorsan, öğreneceksin…
Candan Ünal