Perşembe, Ekim 14, 2010

Eat Pray and Love

I read the book by Elizabeth Gilbert 3 years ago. I was still living in the US back then. I loved the story and I loved the fact that it was a true story! It was hard to believe that someone did that, I mean, took a year off and went to three different places to find her own truth. I have been in search of my own truth and my own way for a long time. However, my journey did not involve such brave decisions and changing continents. I know that everyone's seek for truth is unique in its own way but I still was a bit jealous when it comes to traveling and seeing the world and engaging in other cultures since I love moving around!

Ok, coming back to the movie, it was mostly Hollywood unfortunately. I was disappointed as a person who read the book and enjoyed it a lot. The story was cut too short, therefore it seemed very shallow, missing so many good parts. Thus, in my opinion, Liz's story lost its integrity in its movie version which is a pity! Notwithstanding that, the movie still inspired me and took me in. At the end, I have found myself with a list in my head regarding what I would like to do in my life before it is too late!The list is like this in this order:

1-I want to stay balanced (and I agree with the old man that, sometimes, it is necessary to let go and fall out of balance in order to find balance)

2-I want to fall in love and be loved again. True, genuine, warm love coming from the Heart..no Mind involved please!

3-I want to go to Bali and stay there long enough to enjoy myself...

4-Then, I want to go to India and live the experience of living in India even for a short period of time (I do not want to do the Ashram thing but would not mind going to Kerala and do my own meditation while going through all sorts of ayurvedic treatments:))

5- I surely want to enjoy 'the sweetness of doing nothing' from time to time, sometimes, most of the time...

6-I want to 'cross over'...

As said in the movie, "God dwells within you, as you"... So, love and forgive yourself first and foremost in order to be able to open up your heart and accept and love others as they are!

Finally, please read the book. It is well worth it!

Salı, Ekim 12, 2010

Ekim ayının üç güzeli

9.10.2010, Akşam
Nedim Atilla

Bu hafta sizlere ekim ayının üç güzelinden söz edeceğim. Damak zevkine
düşkün olanların peşinden koştukları üç lezzetli ve kıymetli
meyveden... Çekirdeksiz nardan, Kırkağaç kavunundan ve Bodrum
mandalininden...

Öncelikle nar suyunun ciddi tıp dergilerinde sıkça yer alan
yararlarına değinmeliyim. Haberi popüler medyada ilk kez Daily Mail
verdi, ama ciddi tıp siteleri de yayınlamaya değer buldu. İskoçya'da
Edinburgh Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, her gün nar suyu
içmek bel bölgesindeki yağları eritiyor. Araştırma sırasında kadın ve
erkeklerden oluşan 24 kişilik gruba, dört hafta boyunca, günde 500 ml
nar suyu verilmiş. Dört haftanın sonunda bu kişilerin kanındaki yağ
asidi düzeyi düşerken, bel bölgelerindeki yağlar da azalmış. Ayrıca bu
kişilerin tansiyonları düşmüş. Sonuçta kalp krizi, inme ve böbrek
rahatsızlığı geçirme riskleri en alt düzeye inmiş. Nar, 'süper meyve'
diye nitelendirilirken araştırmayı yöneten Dr. Emad Aldujaili ve Dr.
Catherine Tsang şunları söylemiş: 'Nar suyu, hiç şüphesiz dolaşım
bozukluğunun yol açtığı hastalıkların azalmasına yardımcı oluyor. Elde
ettiğimiz sonuçlar, kan basıncını da düşürdüğünü bize gösteriyor.'
Aklınızda olsun...

ÇEKİRDEKSİZ NAR SADECE ANADOLU'DA VAR
Biz, dünyanın üçüncü büyük nar üreticisiyiz. Birinci olan İran'a
yetişmemiz zor; ama üretimde ikinci sıradaki Hindistan'ı
geçebileceğimiz, son yıllarda dikilen fidanlarla gündemde. Dünya nar
meyvesinin kıymetini anladı ve İran da en büyük ihracatçı... Biz de
İran'ın yaygın olarak ürettiği lezzetli ve bol sulu 'Hicaz narı'
üretiminde hayli yol kat ettik. Çekirdeksiz nara gelince... İşte bu
tür, yani narın çekirdeksizi sadece Anadolu'da yetişiyor; dünyanın
başka hiçbir yerinde yok. Mevsiminde yurtdışından gelen konuklarımıza
ikram ettiğimizde pek şaşırıyorlar ve lezzetine de bayılıyorlar. Ancak
çekirdeksiz nar, nadir bulunuyor, nazlı yetişiyor. Çekirdekli nar
ağacı bol bol meyve verirken, çekirdeksizi tek tük meyve veriyor.
Ülkemizde yaygınlaştırılması gerekir, ama fidanını üretmek oldukça
zor. Fidan iki yıl bebek gibi bakım istiyor. Öyle ya, Muammer
Ketencoğlu'nun yeniden meşhur ettiği güzel Ege zeybeği, 'Şu İzmir'den
Çekirdeksiz Nar Gelir' türküsü, yüzyıl önce boşuna yakılmamış...
Ödemiş'in Bademli kasabasında halen eski yöntemlerle az da olsa
çekirdeksiz nar üretiliyor; ama Antalya'nın Gazipaşa ilçesi son
dönemde İzmir'i sollayıp geçmiş... İzmir yakınlarındaki Emiralem ve
Balıklıova'da da az sayıda çekirdeksiz nar ağacı var (çoğu ne yazık ki
yazlık konutlara yenik düştü.) Bu narların taneleri de dışı da
bilinen nar gibi kırmızı değil pembe...
Gazipaşa başarılı bir planlama ile dünyanın en önemli çekirdeksiz nar
üretim merkezi oldu. Gazipaşalılar çekirdeksiz narın tanıtımı için 4
yıldır 21 - 22 Ekim'de Nar Festivali düzenliyorlar. Henüz ihraç
etmiyorlar, 1200 dekar alanda yıllık 2 bin ton üretim gerçekleşiyor ve
ancak iç piyasanın talebini karşılıyor. Türkiye, yılda yaklaşık 10
milyon dolar değerinde nar ihraç ediyor. En fazla nar ihracatı yapılan
ülkeler ise Almanya, Hollanda, Ukrayna ve komşumuz Yunanistan. Bu
ülkelerdeki meraklıları çekirdeksiz narın aromasını ve tadını bir
öğrenirlerse iç piyasada zor buluruz gibi geliyor bana. Damak
düşkünlerine önerim bu yıllarda çekirdeksiz narın kıymetini iyi
bilmeleri yönünde...

KIRKAĞAÇ KAVUNU 2 KİLODAN AZ, 4 KİLODAN FAZLA OLMAZ
Hemen baştan söyleyeyim, İstanbul'dan Çeşme'ye, Bodrum'a, Marmaris'e
kara yoluyla tatile giderken ya da dönerken Balıkesir-Manisa arasında
yol kenarına kurulmuş yüzlerce tezgahta satılan kavunlardan 15
Ağustos'tan önce aldıysanız onların Kırkağaç kavunu olma ihtimali
yüzde sıfırdı. Çünkü gerçek alacalı Kırkağaç kavunu en erken 15
Ağustos'ta hasat edilir.
Osmanlı Dönemi'ne ait salnamelerde (yıllıklar), Manisa kadılarına
gönderilen hükümlerde Kırkağaç'tan kavun ve Sultaniye üzümlerinin
İstanbul'a gönderilmesi emredilmekteydi. Kırkağaç halk kültürünün de
önemli bir parçası olan kavunun sadece yenmesi yetmez; lezzetinin tam
olarak anlaşılması için kabuğunun kaşıkla sıyrılması beklenirdi.
Burada vurgulanmak istenen elbette ki o ünlü Kırkağaç kavununun
kabuğuna yakın kısmının ayrı bir lezzette oluşuydu. Gerçek Kırkağaç
kavunu asla 2 kilodan az, 4 kilodan fazla olmadan tüketilmelidir.
Bugünler en güzel günleridir. Ocak-Şubat aylarına kadar saklanabilir
ve rakı meraklıları için soğuk kış günlerinde yazı anımsatan iyi bir
başlangıç olarak sayılabilir. Yanında tulum peyniri de şarttır tabii
ki... Gerçek kavun için kabuğundaki siyahi alacaları ayırt etmek
şarttır. Elbette Ankara'nın, Trakya'nın kavunları da güzeldir ama
nefasette Kırkağaç'la hiçbiri yarışamaz...

BODRUM MANDALİNİ
Bugünlerin mutlaka tadılmasında yarar olan üçüncü önemli tadı ise
çekirdekli Bodrum mandalinasıdır. Aman çekirdeksiz satsumalarla
karıştırmayın, zaten birinin kokusunu alınca ötekini ayırt etmeniz çok
daha kolay olacaktır. Ülkemize 20. yüzyıl başlarında Doğu Ege
adalarından ve Filistin'den getirilen bu tür genel olarak Güney Ege'de
ağırlıklı olarak da Bodrum Yarımadası'nda yetiştirilmektedir. Dünya
tarım literatürüne Bodrum Yerli Mandalini olarak girmiştir. Ülkemizde
'kokulu mandalin' olarak adlandırılan bu türün henüz yeşil halinin
kokusu da ayrı bir hoşluktur, kaliteli cinlerin içine ayrı bir lezzet
katar...
Bodrum mandalinasının ayırt edici özellikleri olarak kokusunun yanı
sıra meyvenin boynunun olmadığını, basık bir küre gibi olduğunu ve
içinde mutlaka çekirdekler olduğunu hatırlatalım... Bu lezzet Bodrum
Ticaret Odası'nın girişimiyle artık bütün bir yıl tüketilmektedir.
Nasıl mı? İçinde mandalin taneleri olan özel bir gazozun içinde...