Salı, Aralık 01, 2009

Nurnberg macerasi, ama ne macera:-))

Almanya'ya ilk ayak basisim Nurnberg gezisi vesilesiyle oldu. Cocukluk arkadaslarimin firmasinin Nurnberg'de bir fuara katilmasini firsat bilip takildim peslerine. Hem onlara biraz da olsa yardimim dokundu, hem de bayramda Nurnberg'i gezme ve eski dostumla hasret giderme firsatim oldu. Bir tasla uc bes kus yani:))

Avrupa'da yasadigim donemde gezip tozmus olmama ragmen burnumun dibindeki Almanya'ya gidemedim diye hayiflanmistim. O hayiflanma bitti, Almanya'nin Bavyera bolgesinin kucuk sehri Nurnberg'i gezdim. Nurnberg gercekten kucuk bir yer. Insan bir hafta kalsa sIkIlir yani. Allahtan bizim gittigimiz donem, her yil kurulan Christkindlesmarkt in acilisi vardi. Almanya'nin cesitli yerlerinden bir suru insan sehrin eski meydani denilen yerde kurulan onlarca stanti gezmek, noel alisverisi yapmak icin bu sehre gelmisti. Cok renkli, isil isil, her yeri olaganustu noel susleriyle bezeli, kathedrallerle ve eski surlarla cevrili meydanda uc gun uc gece dolastik, Nurnberg'e ozel, hatta menseili diyebiliriz, noel zamaninin vazgecilmez klasigi Lebkuchen yiyip, geceleri kalabalikla beraber bizler de sokaklarda baharatli sicak saraplarimizi ictik. Marketin, cocuklar icin ayrilmis kismi tam bir solendi. Cocuk olmak ya da cocugum olsun istedim, o kukla mizanselerini, rengarenk atlikarincayi, donmedolabi, envai cesit seker ve cikolata stantlarini gorunce. Nitekim kocaman yetiskinler olarak, 2-5 yas arasi cocuklarla atlikarincaya beraber binme fikrini ilk ortaya atan ben oldum. Ne cok isteyeni varmis meger:)) Hep beraber yerimizi aldik atlikarincanin uzerinde ve donmeye basladik. Ne kadar keyif aldim anlatamam. Sonrasinda yemek stantlarindan agiz tadimiza uygun olarak balik ekmek ve patates kizartmasi satin aldik. Nurnberg'de et cok yeniyor, ozellikle sosis...Ancak biz kirmizi et yemedigimiz icin sosis harici yiyecek bulmakta acikca zorlandik.

Diger Nurnberg izlenimlerine gelince:

+Euro bu aralar cok deger kazandigi icin Almanya'da cok para harcamis olduk:(((Tabi ki alisveris yaptik ama dise dokunur pek bir sey yok aslinda bakildiginda. Kafamdaki insanlar icin ufak tefek hediyeler, genelde cikolata ve Lebkuchen zencefilli pogacalar, annem icin kozmetik, kendim icin yun corap, ic camasiri, kozmetik, likor ve bir suru ivir zivir...Thomas Sabo'dan bu kez bir sey alamadim:((( Param kalmadi. Insallah next time...

+Talihsiz bir sekilde gittigimizin 3. gunu yatak dosek grip oldum. Yola cikmadan once birlikte seyahat ettigim arkadasimin 4 yasindaki kiziyla bolca vakit gecirip biz Almanya'dayken onun domuz gribine yakalandigini isitince ben de yaban ellerde doktora gitmek, ilac yazdirmak, ilac almak ve domuz gribi testi yaptirmak zorunda kaldim:( Allahtan seyahat sigortasi yaptirmistim. Insallah karsilarlar masraflarimi. Hastaligim sebebiyle biletini dahi aldigim Munih gezim otomatikman iptal oldu. Kismetten cikmis demek ki dedim. Bu arada Munih'te yasayan arkadasima, hasta oldugum gun benim icin adeta seferber olup, doktor buldugu, randevu aldigi, hatta basima bir sey gelirse aramam icin Nurnberg konsolosunun telefonunu dahi bana gonderme inceligini ve dusunceliligini gosterdigi icin sonsuz tesekkur ediyorum. Thank you R. for everything you did for me. I wish I could have come to Munich to see you, maybe next time...

+Diger onemli gelisme, yillar sonra, yaklasik 20 yil, bir baska cocukluk arkadasimla yeniden bulusmak oldu. Kendisi Nurnberg'de yasiyor, unlu bir muzisyen ama adi ben de sakli:)) Biz bayagi kucukken, onlar ailece, her yaz bizim yazligimiza bavul dolusu hediyelerle gelirdi. Ilk Barbie bebegim (o zamanlar Turkiye mahrumiyet ulkesiydi) onlarin sayesinde oldu. Cocukluk iste, hala ve eniste kadar yakin bildigimiz bu aile dostlarimizin gelisini her yil iple cekerdim ve getirecekleri seker, cikolata ve bebeklerin hayalini kurardim:-) Onlar da iki kardestiler ve dordumuz bir araya gelince bayagi bir eglenir, yerimizde duramazdik. Kendisinin muzisyen olacagi o zamandan belliydi sanirim. Cok iyi break dance yapar, kendince rap soyler ve bir gun kendi muzik grubunu kuracagini soylerdi bize. Sonra yillar girdi araya, koptuk birbirimizden. Bir daha haber alamadik. Biz buyuduk, onlar da buyudu. Benim evden ayrilis surecim ve uzun yolculuklarim basladi. Turkiye'den uzunca bir sure uzak kaldim, dostlarimdan ve ailemden de. Iste boyle zamanlarda facebook imdadimiza yetisti. Teknoloji sayesinde birbirimizi bulduk. Nurnberg'de yasiyormus kendisi. Oyle sevindim ki bizim gezimizle onun ayni zamanlarda oralarda olmasinin cakismasina...Ilk karsilasmada heyecanlandim. 20 yil sonra ilk kez gorecektim kendisini. Degismisti, hem de cok...Herseyden once evlenmis, baba olmustu, hem de olaganustu bir erkek cocugunun babasi. Yillarin derin cizgileri vardi yuzunde, her biri yontulmus ince ince. Konustuk, konustuk, konustuk, cokca hasret giderdik. Anladim ki hayatin kendi kalesine pasladigi derin tecrubelerin suzgecinden damitila damitila gelmis bugunlere, tipki benim gibi, tipki bizler gibi. Tecrubeler olgunlastirmis bizi, kimi dersler cok agir gelmis omuzlarimiza ama egilmemisiz. Yasamaya devam ediyoruz gucle, sabirla, ve iste boyle dostlarimizin sevgisi, destegi, samimiyeti ve aramizdaki o gorunmez ilmek ilmek baglarla. Arkadasim bizi cok guzel agirladi, ailesiyle tanisma firsati buldum. Cok tatli bir esi ve dunya tatlisi bir oglu var. Esine de bize gosterdigi yakinlik, sicaklik ve guzel rehberligi icin buradan bir kez daha tesekkur ediyorum. En kisa zamanda Izmir'de rovansini yapmaya davet ediyorum:)

Bir daha ki sefer, gidemedigim Munih'e ve Berlin'e gitmeyi planliyorum. Sunexpress sagolsun, artik Izmir'imizden direkt ucuslar var. Almanya bekle beni, en kisa zamanda gelecek ben:-)

Çarşamba, Kasım 11, 2009

Bacaksiz

Pazardayim. Annemle yarin ki konuklari icin ote beri aliyoruz. Yanimizda bize eslik eden ust kat komsumuz da var. Hava dun geceden beri yagmurlu. Dun gece adeta gokler agladi, ama ne aglamak...Ana-baba-evlat acisi cekenlerin delice aglamalari ve feryatlari vardir ya, hah iste oyle..Pazarda yerler islak, camurlu...

Pazarcilar can hiras ekmek parasi icin avaz avaz bagiriyor, en iyi, en taze, en dogal malin ve en ucuzunun kendi mali oldugunu ikna etmek icin neredeyse bin takla atiyor. Bense kendi dunyama gomulmusum, karanlik bir derinlikteyim. Icimde bir sIkinti, hayir olsun dedirtecek cinsten. Kendi dusuncelerimle zihnim bogulmus...sadece bakiyorum ama gormuyorum cevremdeki muthis insan kalabaligina ve curcunaya ragmen. Robot gibiyim: annemin soylediklerini yapiyorum, mandalina tadiyorum, seciyorum ince kabuklu olanlarindan, kestane isiriyorum, ama orda degilim sanki. Kendi ic dunyamda bir yere sIkismisim...

Iste tam annem yumurta almak icin durdugunda gozum balikci tezgahina takiliyor. Once olu baliklari goruyorum, sira sira, cins cins...Oylece istiflenmisler... Bir de onlerinde insan kalabaligi... Her bir agizdan bir ses cikiyor: Hamsi taze mi, bana su barbun'dan 2 kilo ver, aaa siz de balik pahaliymis, vesaire. O insan kalabaliginin arasinda balikci gozume takiliyor. Once takkesini goruyorum, el ormesi, sonra balikci tulumu, mavi, uzun ama bir tarafi kisa. Balikcinin bir bacaginin dizden asagisi bosluk. Berenari sarilmis bir parca sallaniyor boslukta...Uzerine bir naylon torba gecirilmis ve ucu bu torbayla kapatilmis. Adamcagiz zayifca, balik tezgahina zar zor egiliyor koltuk degnekleri yardimiyla. Bir ayagi camurlu sularin icinde, digeri sallaniyor oylece, adamin ellerinde islak baliklar, insanlar cepecevre sarmislar onu. Kimse adamin eksik'liginin farkinda degil, gozleri sadece baliklarda...

Bir anda beni icine almis o derinligin icinden siyriliyorum. Kendi gercekligimden cikip, adamla empati kuruyorum. Icim ciz ediyor, onun gercekliginin ne kadar da farkli ve zor oldugunu goruyorum ve kendimden neden bilmem bir anda cok utaniyorum. Savruluyor bir bir uzuntulerim, o an sadece onun sIkintisini yasiyorum, uzuluyorum cok...O balikci oluyorum bir an. Yasadiklarima sukrediyorum, ozursuz kusursuz oldugum icin, yagmur ve sogukta balik satmak zorunda olmadigim icin. Allah'tan onun icin sabir ve kolaylik diliyorum.

Cuma, Eylül 18, 2009

Bayram dilegi...

Uzun ve yorucu bir yolculuğun, sakin, huzurlu ve eğlenceli menzilleridir bayramlar.

Durursun, dinlenirsin, yol boyu birikmiş kirinden pasından, öfkenden, düşmanlığından, kırgınlığından arınırsın.

Bayramın sevinci ve eğlencesi aslında bu arınmada ve arınmanın getirdiği huzurdadır.

Ortak bir anlaşmayla hayatın acılarına kapanır kapılar.

Dinlenme vaktidir.

Gene yola çıkılacak, gene kirlenilecek, gene yorulunacak, gene acılar çekilecektir ama şimdi değil, bugün değil...

Bugün huzur günüdür.Bugün bayramdır.

Ahmet ALTAN

Cuma, Eylül 11, 2009


Bilgilenelim, bilgilendirelim, harekete gecelim...

http://gdohp.blogspot.com/

"“Yaşamımızın her safhasında tükettiğimiz mısır, soya, pirinç, patates, domates, ve kanola gibi pek çok bitkinin genetik yapısı, çokuluslu biyoteknoloji şirketleri tarafından içlerine farklı bitki ve hayvan türleriyle virüs ve bakteri genleri eklenerek değiştiriliyor. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar kısaca GDO’lu denilen bu bitkilerin tohumları ve bunlardan üretilen işlenmiş gıdalar kontrolsüzce ülkemize sokuluyor, pazar ve marketlerde satılıyor, mutfaklarımıza giriyor ve sağlığımızı tehdit ediyorlar” dedi. GDO’ların Tarıma, Ekolojiye, İnsan Sağlığına, Gıda Egemenliğine, Biyolojik Çeşitliliğe ve Ülkenin Bağımsızlığına karşı en büyük tehdit ve saldırı olduğunu belirten grup üyeleri, Kapımızda beklemekte olan tehlikenin farkında olun,GDO’ları Tohum ve Gıda olarak ülkemize sokmak isteyenlere karşı mücadele edin, G D O ’ Y A H A Y I R D E Y İ N !” şeklinde açıklamada bulundular." GDO'ya Hayir Platformu

Pazartesi, Eylül 07, 2009

The Ephesus Concert















It was fabolous. As every single guest at the concert, I was mesmerized by the goergeous voice of my sister and Nikki Yanofsky. They both are lucky to have such type of voice range and colors and lucky to have their voice heard by the crowds. I salute both Serap and Nikki.


The surprise of the night was me! At the last moment, I joined my sister on the stage:)) My childhood dream came true.

Pazar, Eylül 06, 2009

Oylesine...

Kacip gidesim var uzaklara... Ne kadar uzaga bilmiyorum...Yeni yerler gormek istiyorum bu ara, yeni insanlar tanimak, yeni hikayeler dinlemek, kendimi dinlemekten biraz olsun uzaklasmak, yeni yemekler tatmak, yeni lezzetlerin farkina varmak, fotograf cekmek bol bol, guzel olan seyleri hafizam disinda karelere de sIkIstirmak ve arsivlemek...Kacip gitmek istiyorum belki guneye, belki kuzeye, hatta doguya...Bugun Hurriyet'in pazar ekinde okudum Limon diye bir yer varmis Gumusluk Bodrum'da, sonra Kirmizi Balik Selimiye'de. Listemin ilk siralarina koydum bu iki yeri simdiden. Belki haftasonu alir basimi, tek basimi, yola duserim. Istikamet ya Gumusluk ya da Selimiye olur ya da belki baska bir yer. Ismi duyulmamis...

Çarşamba, Ağustos 26, 2009

some pics from my Istanbul trip

the View from Feriye Lokantasi
I like the traditional tulip figure on the dessert plate.Very chic!

Salı, Ağustos 18, 2009

On my way to Istanbul...

I am leaving tomorrow for Istanbul and will be there for only two short nights. Not much time to see Istanbul:(( The reason I will pack and hit the road is that I will attend a formal dinner on Thursday night at Feriye Restaurant. I have never been there, will be my first time! I am curious to see the restaurant, taste the food there (apparently, they serve authentic/traditional Turkish food and classical Ottoman cuisine) and enjoy the gorgeous view of the Bosphorus more than getting socialized with the dinner attendees. The crowd will be composed of Turkish and Canadian business people, doctors, academicians etc. I will also spend time with my sister who is in Istanbul getting ready for her concert at the Ephesus Antique theater this Monday. She will be joined by Canadian jazz singer, Nikki Yanofsky. I will post the pics on my blog:) Stay tuned ladies and gentlemen!!

I have been away from my blog for a while! I have been doing some sort of soul-searching...still do actually. One very important thing I learned: BE PATIENT. To know yourself better, turn the flashlight onto the most scared part of yourself that you have been running away for years. And Life is short and only become meaningful if you do whatever you want to do, especially as a profession, and whatever you want to be in this life in parallel to your internally-cultivated talents and motives. Then you would truly feel that you are Alive, you are living your own life and blooming your own flowers, not someone else's! I know I will get there:))

I finally unpacked my bags and boxes that arrived in Izmir after a long and grueling Transatlantic journey a year ago when I was moving out of the United States. Boy, that was a weird but also a fun feeling! I realized that I have forgotten what I packed, so, as I unpack every wrapped item, I felt so curious and excited to see what was in it. It was also weird to see all my funny little things that I had used for years in my apartment in DC this time in my new apartment in Izmir. It felt as if I were back in the States again until I looked out the window and see the bay of Izmir rather than the lovely Potamac river and beautiful National Cathedral! I have to confess that I had so much fun unpacking. My sister and I did so much shopping before we left. I have now some new dresses, shoes, kitchen utensils (did I say that I like cooking?), cookbooks, slippers, some toys, bathroom stuff (lots of soaps, I am obsessed with anything smells good:), body lotions, shower gels etc), and lots of food...yes, it is unbelievable but I have now loads of food in my fridge. I have been obsessed, as many Americans do, for a while with organic food and healthy living while living in the States, doing very intense type of Yoga, running etc. All the food that I had in my DC fridge plus the additional stuff that I bought thinking that I might not have found them in Turkey such as protein drinks, bars, organic/vegan fruits, tablets, agave syrups, chocolates, vitamins whatever you might think of, I packed all of them and carried them through the Atlantic. I am crazy I know!:) I have now such a rich source of organic products at home, more than enough to open up a healthy food store in Izmir:)))) The problem is that I myself have changed since I came to Turkey. I am not obsessed anymore with anything and everything organic. The reason I guess is that food in Turkey is still very natural, unmodified and taste much better than the plastic US food. Besides, who could resist her mom's traditional most yummy dishes? Not me!!

I have not posted any picture for a while. I found in one of the boxes my camera charger so I can start taking pictures again:) Here are some old ones from the last summer:

Salı, Temmuz 14, 2009

Tüm kainat olanca katmanları ve kargaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.
Şeytan dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir.
Şeytanı kendinde ara; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir.

Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.
GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI--SEMS

Cumartesi, Temmuz 04, 2009

Pazartesi, Haziran 29, 2009

Omer Hayyam

Kör cehalet çirkefleştirir insanları
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verecek bir cevabım var elbet
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye

Pazar, Haziran 28, 2009

Antalyadayim

Burasi Izmir'den daha az sicak...Gercekten.. Izmir cayir cayir yaniyor...Bir kac gundur buradayim. Ablami ziyaret ediyorum. Gectigimiz cuma gunu Aspendos festivali kapsaminda Carmina Burana'yi seslendirdiler. Binlerce yillik antik tiyatroda icinde ablamin da oldugu ve sesiyle katkida bulundugu bu konseri dinlemek cok keyifliydi. Yarin aksam da Izmir Devlet ve Opera'nin 30 Haziran'da sergileyecegi Romeo ve Juliet'in provasini seyretmeye gidecegiz.

Haftasonu bir arkadasimiz geldi Istanbul'dan. Cok keyifli zamanlar gecirdik. Ataturk Parki'na gittik, falezlerin uzerinde yemek yedik. Aspendos'ta konser dinledik, Hillside Su otelinin Beach Park icerisindeki plajinda bol bol keyif yaptik, balik yedik, sarap ictik. Bugun misafirimizi ugurladiktan sonra ablamla beraber iki kiz kardes Lara plajinda guneslendik...yandik fena halde ki ben yanmaya cok karsiyimdir...ama izmir'e donmeden once 50 koruma faktorlu kremimi kullanmama ve biraz bronzlasma karari aldim. Bir daha ne zaman Antalya'ya gelirim bilmiyorum zira cunku doner donmez bir is degisikligi durumu soz konusu..Malum yeni bir calisma ortami...hadi ben tatile gidiyorum diyemeyecegim kafama estigimde. Tadini cikariyorum su anlarin.

Cok guzel kitaplar aldim, okuyorum. Su anda Eric Fromm'un Sahip Olmak ya da Olmak kitabi elimde. Herkese siddetle tavsiye ediyorum. Ayni anda okudugum kitaplar var. Bunlardan biri Osho'nun Ego isimli kitabi..digeri William Reich'in Dinle Kucuk Adam...bir digeri Sanal'dan Kuantum Sicrama...

Bir suru kitap siparisi verdim. Gecen gun aradilar, ulasmis ellerine. Izmir'e donunce hemen kitapciya gidecegim.

Herkese iyi tatiller. Stay cool:)))

Cumartesi, Mayıs 30, 2009

Mayis Ay'i

O kadar ihmal etmeye basladim ki buraya yazmayi artik aylik post etmeye basladim olan biteni:) Mayis ayi da kosturmaca gecti. Istanbul'a gittim yine iki kez. Sonra evimi teslim aldim. Artik bir evim oldu benim de:) Teslim aldik ama hala ustalar ile eksikler uzerinde ugrasiyoruz, ara sira sinir harbi yasiyoruz. Haziran ayinda dekorasyon ve yerlesme isleriyle mesgul olacagim. Insallah Temmuz ayinda evim yasanir huzurlu bir mekana donusecek. Guzel ve heyecan verici seyler bunlar. Mutluyum cok sukur..Evden sonra is durumlarimi ve mumkunse ask durumlarimi:) yoluna sokmayi umid ediyorum:)

Pazar, Mayıs 03, 2009

Nisan ayi, dogdugum ay...

Nisan ayi Izmir-Istanbul arasi ucak yolculuklariyla gecti. Biraz is, biraz eglence amacli oldu. New Yorklu grubumuzla bir proje icin elele vererek gerceklestirdigimiz ablamin da guzel sesiyle konser verdigi fundraising bir gece, Operatwins kardeslerin Bolluca Cocuk Koyu cocuklari yararina verdigi konsere katilma, ilk kez Ritz-Carlton Gok Kafes'te Sehr-i Istanbul'u seyre dalarak konaklama:-), Nilufer ile tamamiyle tesaduf Istanbul'un en eski meyhanelerinden birinde bir raki sofrasinda tanisma ve muhabbet, sonrasinda paparazzilere yakalanma:-), Dunya Turk Girisimcileri Kurultayi ve Sultanahmet'te 1001 Direk Sarnicinda Cumhurbaskaninin da katildigi Gala yemegi'ne katilma, Ogumce koyu yakinlarindaki Cam Ocagi'ni gezme, cam obje yapimini seyretme, Bakanlarimizdan biriyle Dolmabahce Basbakanlik konutunda gorusme, hayatimda ilk kez elime aldigim tufek ile atis yapma:-), omzumu sakatlama riski atlatma, Istanbul'un akcigerleri sayilan Riva, Beykoz, Ogumce taraflarini ilk kez gorme, Amerika'dan muthis bir zamanlamayla benim de Istanbul'da oldugum tarihlerde gelen simdiki ve gecmisteki patronlarimla gorusme, Beyoglunda guzel, yeni mekanlar kesfetme, Mac cosmetics Beyoglu subesine para kazandirma:), veee... ilk kez ozel bir yatla bogazi kiyi kiyi gezmeyi 2009 Nisan ayinin icine sigdirmayi basardim. Verimli ve keyifli bir ay'di. Bakalim Mayis neler getirecek bana?

Reiki II

Reiki II'ye bugun uyumlandim. Huzurlu, gevsemis ve rahat hissediyorum kendimi. Mutluyum ayrica, gelecege guvenle bakiyorum. Evrene guveniyorum, korunmakta oldugumu ve herseyin olmasi gerektigi gibi oldugunu da... Simdi sira her gun duzenli olarak reiki calismalarimi yapmaya geldi. Reiki'de disiplin cok onemli, spor yapmak gibi. Ne kadar cok yaparsaniz o kadar kendinizi gelistiriyorsunuz. Yarindan itibaren 21 gunluk bir calismam var. Tabi sureklilik cok onemli, 21 gun ile kalmayip omur boyu devam etmek gerek, devam edip arinmak, saflasmak, dengelenmek, uyumlanmak. Disiplin, disiplin, disiplin...

Çarşamba, Mart 25, 2009

Yasayinca Anladim...

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,kendi yolumu çizdiğimde anladım. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.. Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ”Sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ”git” dediğimde anladım.. Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.. Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş… CAN YÜCEL

Cumartesi, Mart 14, 2009

Guzel bir Cumartesi

Turkiye'ye geldigimden beri ilk kez elime tenis raketini aldigim haftasonu oldu bu h.sonu. Sabahtan bulustum cocukluk arkadasimla. Buranin en meshur spor salonlarindan (Amerika'da orta derece sayilabilecek) Sports International'a gittik. Dun gece yagan yagmura ragmen kortlar temizlenmis, sulari alinmisti. Ikimiz de ayni seviyedeydik Allahtan. Oyle paslanmisim ki topa vurmakta bile zorlandim. Sonrasinda kendimizi havuza atalim dedik. Benim bonem olmadigi icin giremedim:( Yerine steam room, sonra sirayla, bone degis tokusuyla jakuzi, sonrasinda adamakilli dus, guzel kokular, losyonlar...Mis gibi olduk. Karnimiz acikti haliyle. Rejis'e gidip leziz karidesli salatalarimizi afiyetle yedik, taze sIkilmis o.j. lerimizi ictik. Eve geldigimde dunku pilates dersinden oturu zaten iyice calistirdigim aciyan kaslarim dinlensin diye soyle bir uzanayim dedim. Uzanis o uzanis...4 saat uyumusum. Cok iyi geldi. Cikiyorum birazdan, arkadasimin geleneksel makarna partisi var bu aksam. Mantarli kremali makarna ve kirmizi sarap...Yummmm....Herkese iyi bir haftasonu diliyorum. Huzurlu, mutlu, saglikli ve dingin olun.

Pazar, Mart 08, 2009

REiKi ile guzel bir pazar gunu...

Bugun ilk kez gercek anlamda, isin adabiyla, hem kendime hem de anneme reiki uyguladim. Bu "Evrensel Yaşam Enerjisi" ve "Yüce kaynağın bilincini taşıyan, ruhsal amaçla çalışan yaşam gücü enerjisi"yle yeniden bulustum, onu hatirladim, uzun zamandir kaybettigim cok sevdigim kadim bir dostu bulmus gibi sevindim, rahatladim, gevsedim. Enerji blokajlarimi onun yardimiyla temizleyip, yeniden radyo kanali ayarimi yaptim, yaptim ki rahat, temiz, cizirtisiz sarkilar dinleyebileyim, dinletebileyim:)

Hem de guzel bir gece de, kutsal bir gun de oldu tum bunlar. Enerjilerin acik oldugu, sifa enerjilerinin bizlere daha rahat, daha net, daha parazitsiz ulastigi bu Mevlut Kandili gecesinde. Tum eller ve yurekler dua icin acildiginda, enerjiler tum hiziyla evrenimize aktiginda, ellerim annemin kalbi uzerinde Reiki enerji kanalimi acip ona daha cok enerji akmasi ve agrilarini azaltmasi icin aracilik ettim, dudaklarimda guzel bir dua ile..

Unutmadan, hepimizin 8 Mart Dunya Kadinlar Gunu kutlu olsun!

Salı, Şubat 24, 2009

TERAPi-I

Agir yukler tasiyoruz sirtlarimizda, yureklerimizde, zihinlerimizde...Kosullanmalarin yukleri, gecmisimizin yukleri, her turlu sartlandirmalar, toplumsal dayatmalar, ailelerimizin davranis etiketleri, genellemeler, subjektif degerlendirmeler, yaftalamalar, yetistirirken yapilan hatalarin gecmeyen izleri, surekli acilan yaralar gibi, hic kapanmayan...kapandigini sandiginiz anda, oh iyilestim dediginiz zamanda hoooop yine geriye donusler...Hepimiz cok doluyuz aslinda..Biriktirmisiz herseyi, toplamisiz, sonra topladiklarimizi icsellestirmisiz, kendi iDEAL BEN'lerimizi yaratmisiz. Buyurken anneniz 'aman ne uslu demis' size, ablaniz 'aman ne yaramaz' olmus onlarin gozunde. Siz, herseyi kaydeden, muazzam duyarli ve alici bir makine olarak, annenizin gozundeki o isiltiyi, size ;aman ne uslu kizim' derken ki hayranligi yakalamissiniz hemen. Sonra ayni isiltiyi ve onaylanmayi anneniz size her 'ne akilli, ne hassas, ne caliskan, ne becerikli' dediginde de yakalar olmussunuz. Ablaniz 'asi, tembel, vasat' olarak sifatlandirildiginda annenin gozundeki isiltilar sonmus, siz basarili, uslu, uysal, caliskan, soz dinleyen oldugunuzda ise isiltilar cogalmis, aferinler bol keseden alinmis, baslar oksanmis.

Once aile, sonra akrabalar, sonra arkadaslar, sonra toplum tarafindan onaylanmak ve sevilmek icin, hep aferinleri alabilmek icin, icsellestirmeye basladiginiz listeniz yavas yavas olusmaya ve buyumeye baslamis. Dogustan getirdigimiz GERCEK BENligimizi, varligimizi, atom alti parcaciklarinin yapisinin bile aslinda bu evrendeki canli, cansiz her varliginkiyle, yani tavsan, kedi, kalem, kitap, agac vesaire ile ayni oldugu, onlarin ki gibi belli bir frekans ve dalga boyunda titrestigi ozumuzu, buyurken, yetisirken yavas yavas bir kenarilara itmeye baslamisiz. Dogustan getirdigimiz ozellikleri, yetenekleri dahi farkedilme ve onlarin potansiyelini aciga cikarma firsati bulamamisiz maalesef. GERCEK BENligimizi, bizi saran buyuk, ici bombos, tertemiz, butun sifatlardan ve etiketlerden muaf, saf enerjiyle dolu bir balon olarak dusunursek, o balonu buyurken bizlere verilen bu cesitli sifatlarla doldurmaya baslamisiz. Ve nihayetinde o balon dolmus, dolan balonda GERCEK BENliginizin ve ozunuz bir kenarlara itilmis ve yerin buyuk kismini IDEAL BENlik almis. O IDEAL BENlik her birinizin balonu icine giren, icsellestirdiginiz sifatlardan olusuyor iste ki bunun diger adi EGO. Listemiz kabarik, neler var, neler:

Cok akilli, akilli degil, cok akilli (sifatin size yukledigi agirligi daha da artiriyor ve altini ciziyor)
Cok uslu
Cok kibar
Cok dusunceli
Cok merhametli
Cok yardimsever
Cok kariyerli
Cok basarili
Cok hanimefendi
Cok saygili
Cok guzel
Cok hareketlerine dikkat eden
Cok duzgun
Cok saglikli
Cok cekici
Cok seksi
Cok agirbasli
Cok soz dinleyen
Cok becerikli
Cok yetenekli
:
:
:

Herseyin en iyisi oldugunuzu dusun bir an, hem de hayatiniz boyunca, ya da her zaman en iyi olmak zorunda oldugunuzu, bu sifatlari hep korumaya ve birini bile kaybetmemeye calistiginizi, caba sarfettiginizi dusun. Surekli kaybetme korkusu yasadiginizi....bu sebeple hic durmadan, yorulmadan surekli didindiginizi...Yeterince iyi olmadiginizi dusundugunuz, hissettiginiz ya da isittiginizde gordugunuz kabuslari, atan kalp atislarinizi, uykusuzluklarinizi, paniklemelerinizi, aglama krizlerinizi, hic susmayan, surekli konusan, takilan zihninizi dusunun bir an...Listenizde hic kotu bir sey yok, hic bir sifat olumsuza donmemis. Olumsuz hic bir sifata sahip degilsiniz. Oyle agir bir yuk tasiyorsunuz ki bir bakmissiniz vakit olmus, ezilmeye baslamissiniz, tasiyamiyorsunuz artik o agirligi...Balon o kadar genislemis ki patlamak uzere...Bu bir varolus savasi iste, hepimizin yasadigi. IDEAL BEN, EGO, surekli seni tehdit ediyor, en iyi yaptigi sey korkutmak ve korku politikasi uygulamak. Icinde bir yaratik gibi duruyor, ocu geliyor diyor surekli. Cunku bu da onun var olma savasi. Biliyor ki eger surekli kendini hatirlatmazsa, surekli tehditkar olmazsa, surekli yureklerimize basarisizlik korkusu, endiseler, kaygilar salmazsa, ipi birazcik gevsek tutarsa, tum barindirdigi sifatlar ve onlarin olusturdugu sanal kimlik yavas yavas kaybolacak ve biz bu anlamsizligin farkina varacagiz ve ona gore davranmaya, yasantimizi sekillendirmeye baslayacagiz.

Surekli korkuyoruz, sifatlarimizi kaybetmekten korkuyoruz, kaybedince onaylanmamaktan ve sevilmemekten korkuyoruz, dislanmaktan ve ise yaramaz, kotu, cirkin, basarisiz, tembel, hircin, yeteneksiz, akilsiz, dusuncesiz, hayirsiz....olarak etiketlenmekten korkuyoruz. Korkunc olan bu kendi yarattigimiz IDEAL BENligi asil benligimiz saniyor ve ona birsey olursa mahvolacagimizi ya da degersiz biri olacagimizi dusunuyoruz. Neden korktugumuzu bile bilmiyoruz aslinda. Bir an o sifatlari kaybettigimiz de bile tam olarak ne olacagini, neye donusecegimizi, nasil bir kisilik olacagimizi bilememe korkusu ve endisesi var.

Aslolan GERCEK BENligimizi bulmak tum bu korkularin ve sartlanmalarin arasinda...O hala orada, IDEAL BENlik cemberinin icinde bir yerlere itilmis ve sIkIsmIs durumda. Iste ona tekrar kavustugumuzda iyi, guzel, cirkin, cok iyi, cok basarili yok; ben bu konularda daha yetenekliyim, bunlari daha iyi yapabiliyor, bunlari o kadar iyi yapamiyor, bunlari da hic yapamiyorum var...Ya da bunlari yapmaktan hoslaniyorum, bunlari yapmaktan hoslanmiyorum var..Eger iyi yaptigim bir iste ovgu aldiysam cok havalara ucmak, mutluluktan kendini kaybetmek, ecstacy hallerine girmek yok. Evet, guzel ve iyi hissetmek ve yarari oldugunu bilmek, ve farketmek var dozunda. Ayni sekilde birseyi yapamadigimda aldigim yergi ve elestiri sebebiyle kendimi rezil gibi hissetmek, moralimi cok fazla bozmak ve kendimi acimasiz bir sekilde elestirmek, asagilamak yok. Daha iyisi icin daima cabalamak ve iyi olmadigim alanlarda kendimi gelistirmeye calismak var...

Iste GERCEK BENligimize kavustugumuzda yasadigimiz bu temelsiz korkular, kaygilar, endiseler ve takintilar yok, onlar yoklar o seviyede cunku, var olamiyorlar zaten...Biz sadece titresiyoruz evrenle uyumlu bir sekilde, herseyimiz uyumlu, zihnimiz dingin, icimiz huzurlu...Ve GERCEK BENlik ortaya ciktiginda asil sen ortaya cikiyorsun. Sen kimsin, sen hangi alanlarda yeteneklisin, neleri seviyorsun?? Hic bir ressam 'ben cok iyi olmaliyim, resimlerim herkes tarafindan begenilsin, sevilsin, takdir edilsin' diye resim yapmaz, resim yapma yetenegi GERCEK BENligiyle getirdigi, orada varolan bir yetenektir zaten ve o kisi sadece bunu yapmaktan buyuk keyif aldigi icin resim yapar. Resim onun icin varlik sebebi olur...Simdi durup dusunun Asil Ben kimim? GERCEK BENligimimi yoksa IDEAL BENimi yasiyorum?

Perşembe, Şubat 12, 2009

Sıkışık gunler...

Kosturmacadir gidiyor...Bugun Bergama'daydik, sonra Kinik..yarin gunubirlik Istanbul...sonrasi kimbilir? is amacli geziler, gerceklesmesi, bizimki gibi bir ulkede guc bir projeyi gerceklestirme cabalari, didinmeleri, uykusuzluklari, kimi zaman umutsuzlugu, cogu zaman hayalkirikliklari...burasi zor bir ulke, yeniden kafama dusen taslar, yine yeni yeniden farkindaliklar, 'ah nasil unuttum, tabi ya boyleydi' demeler, animsamalar, guclukler, guclukler...hersey zor, hersey cetrefilli, her sey arapsaci...Tanrim, bir sey mi duzgun, kuralina uygun olmaz? sen onca yil yasa yurtdisinda, alis elin ecnebisinin herseyleri kuralli, makine gibi isleyen, hatasiz, kayirmasiz, adil sistemlerine, insana verdikleri degere...sonra gel buraya yeniden uyumlanma(ma)ya calis, hem kendin icin calis, hem de genlerinde hic Turk izi, beyinsel iletisim aglarinda hic bize ozgu dusunce ve davranis kodlari tasimayan birine, ulkende iyi bir seyler yapmaya calisan didinen birine gel de bunu anlat...ya dur daha ben alismaya calisiyorum, henuz soku atlamamisim zaten, sudan cikmis baligim, agzim bir karis acik, aylak aylak dolasiyorum ortalikta... anlamsizliklara, absurdluklere anlam yuklemeye calisiyorum, Nafile..hayati, sistemi, insanlarin davranislarini daha dogrusu davranmayislarini anlamlandirmaya calisiyorum ki aksi takdirde kaybolacagim bir yerlerde, ya da carkin icinde bir yerlerde takilacagim korkusu kalbimde....ay kalbim sIkIsiyor bak yine dusundukce...en iyisi ben gidip yatayim yarin saat sabah 4'de kalkmam lazim Istanbul ucagina yetismek icin. belki yarin bizim proje icin umutlarin yeserdigi bir gun olur. kimbilir? hasbel kader yasanan bir yerlerde yarini tahmin etmek guc!

Pazar, Şubat 08, 2009

Osho der ki...

"Bu olma cabasi bir duvar olusturuyor cunku sen zaten varligini icinde tasiyorsun. Herhangi bir sey olmak zorunda degilsin, sadece kim oldugunu anla yeter. Yaratici ol dedigim zaman herkesin gidip buyuk bir ressam ya da sair olmasini soylemiyorum. Ben sadece birak hayatin bir resim/siir olsun diyorum. Bilgeligin ozu dogayla uyum icinde olmaktir. Evrenin dogal ritmiyle uyum icinde olmaktir ve ne zaman evrenin dogal ritmiyle uyum icinde olursan bir sair, bir ressam, bir muzisyen, bir dansci olursun."

Pazar, Şubat 01, 2009

Nadal is the Winner!!!

Again. He proved to be the number one player in the world, winning the Wimbledon, the French Open and now the Australian Open against Federer who is also my favorite player and played his best too. It was an amazing match! I held my breath throughout it. Nadal was like a machine. Two days ago, he played 5 hours semi-final and today's final was another 4.5 hours. He has an amazing mental and physical stamina and concentration. He is the first Spaniard who has brought the Aussie grand slam title to his country. At the ceremony, Federer could not speak since he burst into tears. The audience was applauding and cheering for him. Nadal, when it was his turn, spoke highly of Federer and praised his game. It was very emotional for both of them. Federer, even when he was crying, touched the shoulder of Nadal and Nadal put his arm behind Federer with his cup in his other hand . It was a very civilized match by two very civilized players and it was well worth watching! Congratulations to both of them.

ps. Yesterday's women's final, Serena Williams won against French Safina. It was an easy match for Serena as expected.

Perşembe, Ocak 29, 2009

ACI Mutluluktan daha az gorkemli olamazdi...

"Sonra bir kadın soz aldi ve bize acı dan soz et dedi.
Ve El Mustafa yanitladi:
Acınız idrakinizi kaplayan kabugun kirilmasidir.
Nasil ki, bir meyvanin yureginin gunesi gorebilmesi icin kabugunun catlamasi
gerekir,acı da sizin icin oyledir.
Kalbinizi guncel yasantinizin mucizelerine hayran tutabilseydiniz aciniz
mutlulugunuzdan daha az gorkemli olmazdi.
Tipki tarlalarinizdan gecip giden mevsimler gibi,yureginizin mevsimlerini
de kabul edebilseydiniz,
Pismanlik ve uzuntulerinizin Kış'ında cevrenize huzur icinde
bakabilirdiniz.
Acılarınızın cogu kendinizce secilmistir.
Icinizdeki hekimin hastalikli benliginizi tedavi amaciyla verdigi tatsiz
ilactir.
Bu nedenle icinizdeki hekime guvenin ve uzattigi devayi sukunetle ve
yatisarak icin.
Gerci onun eli agir ve serttir,ama gorulmeyenin yumusak eli tarafindan
yonetilmektedir.
Gerci uzattigi kadeh dudaklarinizi yakar, ama camuru comlekcinin icine
Kutsal gozyaslarini kattigi camurdandir."

Halil Gibran
ERMIS

Tire: Yine Gidecek Ben:)

Isim geregi Izmir ve civarini gezmek bazen cok yorucu bazen ise cok keyifli oluyor. Dun keyif aldigim gunlerden biriydi. Izmir'in Tire ilcesine gittik, Sanayi Bolgesini gezdik, sehir turu atip, dagin yamaclarinda harika bir yerde yemek yedik, Gokcen beldesine ugrayip Belediye Baskani ve Meclis uyelerinin cayini ictik. Simdi asil konu bir lezzet duragi, benim lezzet duragim. Tire'nin daglik koyu (o ve u harflerinin uzerinde iki nokta var:)) Kaplan'da, daracik ama guzel manzarali neredeyse patika diyecegim yollardan gecerek ulastigimiz bir restaurant. Ismi Kaplan çam Restaurant. Kucuk, sirin, tahta masali...ve istisnasiz su ana kadar yedigim en guzel Ege ot yemeklerini, mezelerini hazirlayan yer. Google yaptiginizda Kaplan Dag restorant cikacak karsiniza. benim dedigim o degil, oraya gelmeden bir onceki. Oyle begendim ki artik Izmir'e gelen her misafirimi 90 km yolu goze alip usenmeden oraya goturecegim.

Simdi gelelim masaya gelenlere:

Radika, turp otu, cibes,peynirli isirgan otu salatasi, ot kavurmasi, yogurtlu bir ot???, borulce salatasi, kozlenmis patlican/domates salata, yeni hasat yemyesil yorenin zeytinyagi ve cekictesi (kirmizi biber ezmesi ile beraber) baklali enginar, sevketi bostan, arapsaci...kofte (ben yemedim)...uzerine yagli ve tuzsuz muhtesem lor peyniri (uzerinde kocaman kocaman karadutlarla) kestane ezmesi (uzeri sivi cikolatali), ayva tatlisi, cevizli kabak tatlisi ve muhtesem, daha once yemedigim ceviz krokan..yummm

uzerine de taze sIkIlmis nar ve karadut suyu

onun uzerine de.....aci bir Turk kahvesi....

Herkese tavsiye ediyorum. Hemen gidin, gorun, yeyin, icin...

Bir de Tire'nin pazari meshurmus. O da bir daha ki sefere, insallah

Cuma, Ocak 23, 2009

Cocuklugumun sevimli cizgi karakterleri...

Gecen gun televizyonda bir program seyrettim. "Bir zamanlar Turkiye" isimli idi. Asagida bahsedecegim, bir donemin, yani benim donemimin, cizgi karakterlerini anlatiyordu. Tam bir nostalji turuydu hepimiz icin. Unutmadan, detaylar aklimdayken hemen yazayim, ileride cocuklarim okudugunda "aaa annemler ne ilkel programlar seyrediyormus:)" demelerini istedim. Yok olmasin hafizamdan istedim. Malum herseyi oteliyor, unutuyoruz elde olmadan.

Bu cizgi karakterler hepimizin cocuklugunu renklendirdiler, kalem kutularimizi, carsaflarimizi suslediler. Benim cizgi filmlere ozlemim hic azalmayacak, ne zaman kanal zaplamalarinda her hangi birisini gorsem durup kalacak ve seyredecegim.

Cocuk dunyamizin fenomeni Seker Kiz Candy, opusme sahneleriyle, surekli goz canaginda biriken yaslari, aglamakli haliyle bir nevi pembe dizisiydi o zamanlar ergenlige ha adimini atti ha atacak olan biz yetisen kiz cocuklarinin. 12 yasina kadar yetimhanede buyumus, sari uzun sacli Seker Kiz Candy hepimizin gonlunu kazanmisti.

Benim en favorilerimden biri olan ise dedesiyle Alplerde yasayan Heidi idi ki simdilerde 30 yas civarinda olanlari etkileyen diger onemli bir cizgi filmdi. Heidi annesi ve babasi oldukten sonra teyzesi tarafindan Alplerde yasayan dedesine birakilmis, annesini ve babasini reddeden dedesi tarafindan once sevilmemis, ancak sonradan her zaman iyimser ve neseli tavirlariyla dedesinin yuzunu guldurmeyi basarabilmis cok sevimli, yanaklari her zaman kirmizi olan, tas icinde devamli keci sutu icen bir Japon cizgi karakteriydi. Peter adinda sevimli mi sevimli bir de coban arkadasi vardi. Biraz sakardi Peter. Heidi sonradan pisman olan teyzesi tarafindan tekrardan alinip Frankfurt'ta, tekerli sandalyede hayatini geciren Clara isimli kuzeninin yanina goturulmus ve oradaki Alman disiplininin en iyi ornegi murebbiyenin bile inadini kirmayi basarmisti.

Bir de Clementine vardi, ucak kazasinda sakat kalmis ama ruyasinda ucar, kacar, kosardi. Bir cizgiden umulmayacak kadar vahsiydi bazi sahneleri...Fransizca bir sarkisi vardi, uydurur uydurur soylerdik.

Erkekler icin Voltran ve Heman vardi. Voltran iyilerin sevdigi, kotulerin korktugu bir robottu. Bir nesil erkek sirf bu yuzden uykusuz kalmisti. Surekli bir araya gelen erkekler: "hadi voltrani olusturalim"i dillerinde pelesenk etmisti. Robotlarin birlesme ve kenetlenme sahneleri cok etkileyiciydi. Pazar sabahlari oynardi. 7 robotton olusurdu ve birlesip daha buyuk robot olustururlardi.

Heman de bir galakside geciyordu. "Golgelerin gucu adina guc bende artik" diyerek adaleli bir adama donusurdu. Iskeletor ile dovusurdu. Sakiz icinden Heman kartlari cikardi. Titrek diye bir kaplani vardi.

Yerli mali, yurdun mali o zaman pek ragbet gormezdi herhaldeki cogu cizgi film japon yapimiydi.

Sevimli hayalet Casper, kendisinden korkulmasina uzulen sevimli mi sevimli bir hayaletti. Cok yufke yurekli bir hayaletti ayrica, surekli yardim ederdi. Ben cok severdim. Ustelik yuzu de cok sirindi.

Tom ve Jerry en meshur cizgi filmlerden biriydi. Tom curetkar Jerry'i surekli yakalamaya calisir ve savasi surekli kaybederdi. Insanlarin ise surekli bacaklari gorunurdu, yuzleri hic ortada yoktu.

Sirinler, Belcikali bir cizerin elinden cikmis en sevimli, en guzel, mavi, kocaman burunlu cizgi karakterleriydi. Uykucu Sirin, Bilgic Sirin, Sirine hatirladigim isimler arasinda. Kotu adam rolunde Gargamel ve onun bir de kedisi vardi. Surekli Sirinlere kotuluk ve buyuler yapmaya calisirdi Gargamel.

Bir kusagi etkileyen kahramanlardan biri de ari mayaydi, yardimsever, mucadeleci bir ari. Aslinda hikayesi uzgundu cunku annesini ariyordu. Cok ama cok sirin bir karakterdi.

Ucan Kaz Norton annemin bile pur dikkat seyrettigi, hatta hic kacirmadigi bir cizgi filmdi. Mis adinda bir parmak cocuk vardi. Boynuna tutup uctugu Norton'un ise yaban kazlari gibi ucmak hayali vardi. Hep onlara ozenir dururdu.

Tas Devri ve Jet giller, butun zamanlarin en cok izlenen cizgi filmleriydi. Tas Devri adi ustunde tas devrinde gecerdi. Fred cakmastas, Wilma, sirin mi sirin Cakil, Barnie moloztas, karisi ve bam bam isimli evlatlik bir cocuklari vardi. Kafalarina toka yerine kemik takmalari kalmis aklimda. Bir de tas devrinde bowling oynarlardi:)

Jetgiller gelecekte gecerdi. Teknolojik aletler vardi. George, karisi ve mucitlik yapan oglu, ki bir keresinde zaman makinesi yapmis ve moloztaslarla karsilasmislardi. Surekli sac rengi degisen karisi Jane ve ev islerini yapan bir robot hatirliyorum. Fabrikada ise hersey otomotikti.

Sunu da soylemeden gecemeyecegim: bizim zamanimizin Heidi'si belki yok ama simdilerin kiz cocuklari icin cok meshur bir cizgi karakteri var. Ismi Dora ve benim arkadasimin 3 yasindaki kiz cocugu, diger yasitlari gibi, tam bir Dora hayrani. Daha gecen hafta tamami Dora konseptli bir dogumgunu partisi yapti annesi. Gormeliydiniz halini...

Salı, Ocak 20, 2009

The moment Obama takes oath

I am glued to the CNN live and constantly switching between CNN and BBC world channels, trying to catch every moment, wishing that I was in DC now witnessing the making of the history. There are layers of humanity, millions of people in the National Mall, where I had been countless times at the time I was living there. There has never been a time before that I wished so much to be somewhere else! Today, on January 20, 44th president of the United States, Barack Hussein Obama, is being saluted by the world. The whole world is jubilant and hopeful as Obama is swearing-in today.

It is a historical moment, Obama's inauguration...

As I am watching it on CNN now, I am taking instant notes:

"We have chosen hope over fear. We remain a young nation, time has come to reaffirm our enduring spirit. All are equal, free, and deserve to pursue certain measure of happiness. Our journey has never been a short cut. We have been risk takers. We carried ourselves towards prosperity and freedom.This men and women struggled so hard that we may have a better life. This is the journey we contiune today. We remain the most prosporous nation on the world...We must pick ourselves, and begin to work to remake America. There is work to be done...we will not give up our ideals... To all the other governments, now that America is a friend of each nation...Recall that early generations faced facism, understood power alone cannot protect us...We are the keepers of this legacy... We leave Iraq, forge peace in Afganistan, we will not apologize for our way of life...We merge from the dark chapters of our history...To the Muslim world, we seek a new way of forward...We say we can no longer afford indifference to the outside world...The world changed and we must change...It is faith and determination that this nation relies upon..The selflessness of workers, firefighters' courage that define our faith...Our challenge are new, the instruments are new... Success depends on honesty and hard work, loyalty and patriotism..New era of responsibility.. This is the price and promise of citizenship..This is the meaning of our liberty...Remember who we are, how far we travelled...."

By now, ex-VP Dick Cheney attended the ceremony in a wheelchair. This must have been the result of the cursing prayers of the families whose loved ones was killed in Iraq, Afganistan, Palestine and many other places where the Bush Administration secretly administered torture and interrogation.

Michelle Obama, the new first lady, was looking very elegant in her glittery dress during the ceremony.

Aretha Franklin sang beatifully again and was wearing a very elegant crafty hat...

Yo Yo Ma and Itzhak Perlman played fantastically the music they composed specially for the inauguration.

Hillary Clinton was looking very powerful, self-confident and ambitious, as always...

Bill Clinton's hair turned completely white at last...but he is still charming:)

Former President George Bush was looking as stupid as before. He will be remembered as the worst and stupidist president of the United States for sure.

Obama is taking over a huge wreck considering the current global financial crisis and the Middle East crisis (after three weeks of violance against Palestinians of Gaza, the Israelis finally withdrew from Gaza as a gesture to Obama's new presidency!! and left thousands of dead bodies and smashed towns behind).

The weather in Washingon is freezing, below zero today. People despite the cold started queing up since 6 am, birrr.........

There will be an ostentatious inauguration party tonite...Michelle's gown is kept secret...my guess she will wear nite-blue...:) My second guess is red.

Obama got excited during the swearing-in.. he forgot the words and waited to hear them second time. His speech was audacious, talked about very big plans...

Nancy Pelosi, the speaker of the House, looks younger than ever and very elegant. I should consider changing my mind on the usefullness of having a plastic surgery:)

I wonder what must be going through Obama's and Michelle's mind right now. He is the third president from Illionois same as Abraham Lincoln...He sworn in by putting his hand on Lincoln's bible that he used for his own ceremony. He is the first African-American President where he will be sitting in the White House that was built by his slave brothers.

happy to be alive to witness the history...