Pazartesi, Haziran 30, 2008

Ablalarin ablasi canim ablam

Yarin ablam geliyor. Ogleden sonra onu havaalanindan alacagim. Cok heyecanliyim. Yuppiiiiiiiii............Bir suru plan, ama yine cok az zaman var:( Olsun O geliyor ya, onemli olan o.

Çarşamba, Haziran 25, 2008

Ailemi cok seviyorum...

Ve cok sansliyim ailem oldugu icin, beni her zaman destekleyen, her zaman yanimda olan, zor zamanlarimda elimden tutan, sirtimdan sivazlayan, beni her dustugumde ayaga kaldiran, teselli eden, gozyaslarimi silen, yuregimdekileri paylastigim hic korkmadan cekinmeden, mutluluklarimi cogaltan, kahkahalarima ortak olan bir ailem, annem, babam ve ABLAM oldugu icin ne kadar sansliyim...

"Insan olmaya calismak bir kez daha zarar verdi ama insan olmaya calismaktan hic vazgecilmeyecekti, kardes olmaktan, aile olmaktan...kisin icinde bahar bulma umudu hic eksilmeyecekti."

"Dun, bugun, yarin, umud eder bir yanim. Bu son degil baslangic biliyorum. Yagmurun sesi anlatiyor bize herseyi. Yuzumde bir tebessum dinliyorum. Bu acilar elbet biter, hayat yine devam eder, bekliyorum. Neler neler gelir gecer, hersey unutulur. Bir umitle yeni bir gun baslar, gelse de sonbahar. "

"Hayat gulumsuyor akip gidiyorken zaman...yine bir gun baslar, yepyeni umutlar, gelse de sonbahar.."

Yaprak dokumu sezon finaliyle yine aglatti beni, yine hatirlatti bana ailenin ne kadar onemli oldugunu, ne olursa olsun, ne yasanirsa yasansin, aile bireyleri arasindaki dayanismayi ve destegi ve birbirine kenetlenmeleri...Iyi ki varsiniz ailem, iyi ki...Uzakta bile olsaniz, iyi ki varsiniz ve beni bu zamanlara kadar tasidiginiz icin ne kadar tesekkur etsem, ne kadar dua etsem, ne kadar ozlemle gozyasi doksem AZdir. Iyi ki hayattasiniz. Ne olur bir yere gitmeyin, ne olur beni yalniz birakmayin. Biliyorum size cok hasretlik yasattim ama sunu bir kez daha bilin: siz hep benimleydiniz ben de hep sizinle. Sizi hep yuregimde tasidim, tasiyorum. Benim herseyimsiniz. HERSEYIM...

Pazar, Haziran 22, 2008

Spirit Bliss Farm ve Raw Potluck










Yoga hocalarimdan biri olan Marsha cok saglikli yasayan ve beslenen biri. 60'larinda olduguna zor inanilir. Marsha sadece cig, pismemis yiyeceklerle, sebze ve meyvelerle besleniyor. Vegan olmanin da otesinde kendisi bir 'raw foodist' ya da 'rawist.' Cok ozel vitaminler aliyor, anti-oxidant icecekler iciyor. Cok takdir ediyorum kendisine bu kadar ozenli davranmasini, bakmasini. Ben de elimden geldigince dikkat ediyorum. Cok uzun zamandir et yemiyorum (Turkiye'de yedigim izgara levrekler, cipuralar haric:) ama o kadar da olur...simdilik!) duzenli, daha dogrusu her gun, yoga yapiyorum, ne zaman firsat bulsam yuruyorum ve itiraf etmeliyim beslenmeme, agzimdan iceri giren seyin ne olduguna cok dikkat ediyorum. Organik meyve ve sebze tuketiyorum vs. Marsha'yi ne zaman yakalarsam da nasil beslendigiyle ilgili ipuclari almaya calisiyorum. Bu konularda cok okuyup arastirdigim icin de ortak noktalar buluyoruz ve uzaydan gelmis gibi dinlemiyorum kendisini. Gecenlerde beni cok guzel bir websitesi ile tanistirdi. Bu sitede cok degisik, saglikli, alternatif ve sadece organik urunler satiliyor. Eger cig ve organik beslenme ile pek bir alakaniz yoksa cogu urun size anlasilmaz ve hatta gereksiz gelebilir. Ama eger tersi dogruysa urunler kismina tikladiginizda mal bulmus magribi gibi sevineceksiniz. Ben gecen gun alisveris yaparken adeta kendimi kaybettim ve kantarin topuzunu kacirdim biraz ama olsun cok besleyici ve faydali seyler aldim (brazil nut powder, hemp seed protein powder, camu camu, lucuma, maca powder, cacao nibs, cocoa powder, goji berries, unsalted Peruvian olives, milk bag, chia seeds, hemp seeds...listem uzun valla)

Cumartesi yani dun bu sirketin sahibi kari-kocanin (Jeff ve Helen) kendi evlerinde, daha dogrusu cifliklerinde duzenledikleri bir yemek vardi, hem urunlerini, hem sirketlerini tanitma amacli. Marsha bana ve diger yogi arkadaslarima siz de gelin deyince atlayip gittik. DC'ye 1 saat uzaklikta Mount Airy denen yemyesil bir bolgenin icinde kocaman bir alana yayili arazileri, kocaman evleri, kopekleri, tavsanlari, organik sebze ve meyveler yetistirdikleri tarim alanlari ve seralari var.

Jeff ve Helen usenmeyip hem evlerini 40 kadar kisiye acip hem de bizlere muhtesem cig yemekler hazirlamislar. Ben ilk defa adam akilli hazirlanmis cig yemek bufesi gordugum icin hersey degisik ama bir o kadar da lezzetli geldi. Gercekten yedigim en lezzetli yemekler ve tatlilardi diyebilirim. Biz vardigimizda Jeff tatli hazirliklari yapiyordu. Biz de limonata yapimina yardim ettik. Yiyeceklerin hicbirinde process edilmis bir sey, hic bir katki maddesi yok. Mesela seker yerine Agave surubu ya da Yacon surubu kullaniliyor. Un yok. Tart hamurlari hurma, badem ve hindistan cevizi yagi karisimindan hazirlaniyor. Sut urunleri yok. Soya sutu bile yok cunku o da process ediliyor. Onun yerine badem sutu kullaniliyor. Ayrica butun tohumlari filizlendirip (sprouted) salatalarda tuketiyorlar ki bu yontem tohumlari tuketmenin en saglikli yolu cunku filizlenme sirasinda tohumun butun besleyici degerleri aynen ve en yuksek safhada muhafaza ediliyor. Turlu turlu salatalar, otlar, zeytinler, meyve ve sebze karisimi pureler, keten tohumlu ve daha bilmedigim bin turlu tohumdan yapilmis krakerler, nane sulari, limon otu sulari, fermente edilmis sebze sulari, daha neler neler...Boyle bir menunun eksik ve zayif olacagini dusunenler cok yaniliyor. Iste herseyin organic oldugu menumuz:

Flax crackers with Almond cheese (Keten tohumu krakerleri ve badem peyniri)
Pineapple Cucumber Mint Soup (ananasli naneli salatalik corbasi... Muthisti!!)
Mizuna salad mix
Mixed greens with Veggie Tray and Olives (Zeytinler Peru'dan di ve tuz konmadan hazirlanmisti. Yedigim en lezzetli zeytinlerdi)
Black raspberry herbal vinaigrette
Rainbow coleslaw
Saurkraut
Hemp Kale salad
Cucumber salad
Lemonade
Gingerade
Guacamole
Chocolate Black Raspberry Pie
Vanilla mint ice cream
Lydia's cinnamon raw krispie treats
Mulberry hemp fudge (Bu tatlida kullanilan dutlar Turkiye'den ithal edilmis:))

*Bunlarin yaninda gelen misafirler de bir suru sey getirmisti ama onlarin adlarini bilmiyorum.

Yemekten sonra Jeff bize ciftligi gezdirdi, ekip bictiklerini gosterdi. Biz de bu arada dallardan bol bol bogurtlen ve dut yedik, semizotu (ingilizce adi purslane imis, bunu yeni ogrendim) kemirdik (Ben yillardir semizotu bulmaya calistim su gurbet ellerde. Cogu Amerikali bilmedigi icin basariz oldum arastirmalarimda. Iki yil once bir arkadasimin annesi evlerinin etrafinda gezinirken tesadufen yol kenarinda goruyor, hemen kopariyor ve bahcelerine ekiyor. Semizotu cok arsiz ve her yerde bitiyor. Biz de bu sayede semizotu yiyebiliyoruz Amerika'da. Yoksa herseyin satildigi ve bulundugu bu ulkede semizotu bulmak mumkun degil). Fotograf cekildik. Hava kararinca sohbete evde devam ettik.

Bir suru yeni insanla tanistim, tarifler, kitap isimleri, web adresleri, telefon ve adresler degis tokus ettik. Amerikayi bu yuzden cok seviyorum. Insanlar cok kompleksiz ve acik. Kimse kimseyi yargilamiyor, herkes cok saygili ve kibar, birbirini dinliyor, ozen gosteriyor. Tanistigim insanlar arasinda Reiki, ruhsal danismanlik hizmeti veren genc bir yahudi cocuk, arjantinli ve brezilyali bir cift, amerikali hippi bir kiz, yine amerikali, bu beslenme tarziyla son 1 yilda 50 pound zayiflamis bir kadin, kanadali yasli bir cift, 43 yasinda ama otuzdan yukari gostermeyen yahudi bir genc adam (ki bu adam gunduzleri araba acentasinda calisip geceleri de part-time sandalye masaji uyguluyormus. Her yere goturdugu ozel bir masaj sandalyesi var, bana da usenmeyip gosterdi. Mesela 4 sene kadar bir gece klubunde striptiz yapan kizlara sov sonrasi masaj uygulamis. Ayrica vakit buldukca sokaklarda, alisveris merkezlerinde filan da yapiyormus bu isi. Biz olsak boyle bir seyi soymeye gocunuruz, hatta soyleyemeyiz bile. Bu adamla da yahudi gelenekleri ve toreleri uzerine bolca konustuk. Dini tatil gunleri olan şabat'ta neler nicin yapilir onlari anlatti bana. Cok ilginc bir sohbet oldu) vardi. Jeff ile de gecenin sonlarina dogru bayagi bir konusma firsatim oldu. Ilginc bir insan. Nasil saglikli beslenmeye basladigini, gecirdigi asamalari, neler yaptigini, isini, yapmak istediklerini anlatti. Turkiye'den ve dunyanin diger yerlerinden getirdigi urunlerden bahsetti. O kadar comert ve tatli insanlar ki evlerini adeta alan katan ettik, mutfaklarindaki herseyden tattik, kutuphanelerini alt ust ettik, hic bir sey demediler, dahasi, rahatsiz olmus bile gorunmediler. Sohbet ve ortam bu kadar guzel olunca saatler nasil gecti anlamadik. Gecenin bir yarisi Reiki'ci Isaac bana reiki bile uyguladi, ruhsal analizimi yapti. Velhasil cok guzel bir gundu. Sabaha karsi 3'te mutlu ve huzurlu bir sekilde yataga girdim.

Piknik...

Haftasonu eglenceli gecti. Bugun (Pazar), Washington'daki Amerikan Turk derneginin duzenlemis oldugu piknige gittim. Yeni bir kac insanla tanisma ve eskilerle gorusme firsatim oldu. Acik hava, bol gunes, nehir manzarasi ve yesillikler cok iyi geldi. Arkadasimin Turk-Etyopya kirmasi super sevimli bebeklerini bol bol mincikladim, isirdim. Fotograflar cektim. Menude inegol kofte ve sariyer boregi vardi. Hicbirinden yemedim. Canim da cekmedi. Dun ve bugun detox gunu oldu benim icin. Ozellikle dun cok keyifli bir gun gecirdim. Neler yaptigimi ayrica yazacagim. Dun cok gec eve geldigim ve sabah 3'e karsi uyudugum icin cok gec kalktim bu sabah ama gunu degerlendirebildim:) Bu aksam dun aldigim yeni kitaplara goz atip erken yaticam.
Mincikladigim bebeklerin biri bu...

digeri de bu...Ikisi kardes ve gordugum en guzel melez veletler!

Pazar, Haziran 15, 2008

Can you love someone like this?

Bir insan digerini bu kadar derin, uzun sureli ve tutkulu sevebilir mi? Yoksa sadece senaryolarda mi yazilir boylesi muhtesem ask hikayeleri? Beni de boyle sevdi mi birileri acaba? Gizliden gizliye, yolumu gozleyip, ismimi her yere yazarak, resmimi hep yaninda tasiyarak, benim hayalimle her gece uykuya dalmis, beni benden habersiz, uzaktan uzaga deli gibi sevenim, -lerim var miydi? Itiraf edilmis ama yasanmadigi, el degmedigi, tuketilmedigi icin hala capcanli duran iki tarafli sevgiler'im, arzular'im var biliyorum...Bir de yasadigim, bitmis olmasina ragmen hala tuketilmemis, yipranmamis, hirpalanmamis, icten ice suren sevgiler'im var, ozenle sakladigim, korudugum.

Guzel bir yemek, sohbet ve film...
























Dun o kadar yorulduktan sonra cok sevdigim ama ne zamandir gorusmedigimiz arkadasima yemege gittim. Cok keyifli vakit gecirdik. Esi erken uyuyunca biz de Darjeeling Limited isimli Wes Anderson filmi seyrettik. Yorgunluktan filmin sonuna dogru, ben de kedileri Nancy gibi, uyuya kalmis olsam da eglenceli ve komik bir filmdi diyebilirim.

Donus Hazirliklari -1-

Gecen Pazar Turkiyedeki evimden DC'deki evime dondugumde apartmandan icerden girerken bizim sitede "Spring Lawn Sale" ilanini gorunce "Neden olmasin?" dedim. Ve dun pilimi pirtimi, gozden cikardiklarimi, donerken agirlik yapmasini istemedigim seylerin bir kismini, ben de sitedeki diger komsularim gibi 38th ve Porter caddeleri uzerindeki cim alanin uzerine sabahin bir korunde serdim, seristirdim. Kisa gunun kari 156 dolar hasilat elde ettim:) O da hepsi incik ginciktan. Buyuk seyleri satamadim, ornegin teleskopum ve bayagi bir para bayilip almis oldugum Isvec mali buhar makinem (ki onun sayesinde ne rahat geceler gecirdim bir bilseniz:) benim gibi kronik sinus problemi olan biri icin it was a must!!) Fotograflarda gordugunuz, imzali, buyuk yagli boya tablom ise arabadan indirir indirmez kapildi!!! Ucuza gitti ama olsun. Bu arada gelen gecen ve benim mini plush, bath toy'larla ilgilenen cocuklara da hediye olarak verdim bazi seyleri.

Boylesi bir deneyim benim icin ilk. Amerikalilarin bakis acilarini, bir dolar icin bile pazarlik ettiklerini gormek cok ilgincti. Sosyallesme acisindan super bir olay. NPR radyosundan bir kadin, Alman bir kadinla evli Amerikali emekli asker, yari Lubnanli yari Amerikali kendi yaptigi takilarini satan bir kadinla bayagi sohbet ettik hatta arkadas bile oluverdik. Lubnan kokenli olanin Noor (yani bizim NUR) isimli muhtesem bir bebegi vardi. Benim stanti birakip bol bol bebekle oynadim, optum, kokladim. Tek zor yani tum o esyalari tasimak ve sonrasinda o sicakta geri goturmek oldu. Ama olsun, boyle bir deneyimi parayla bile satin alamazdim:))
aaa ivir zivirim gitti gidiyor!!!

Cuma, Haziran 13, 2008

Rumi from the voices of Madonna and Deepak Chopra

ASLI GÜNGÖR - Kalp Kalbe Karşıdır (Orjinal Klibi) Enbe

Bu sarkiyi gecen hafta Turkiye'deyken duymustum ama kim soyluyor bilmiyordum. Guzel bir ses ve guzel bir sarki.

Perşembe, Haziran 12, 2008

Gidemem

Bazen daha fazladir her sey
Bir esikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yasamin
O kadar azalmistir anlam

O zaman hemen git radyoyu aç bir sarki tut
Ya da bir kitap oku mutlaka, iyi geliyor
Ya da balkona çik bagir, bagirabildigin kadar
Zehir disari akmadan yürek yikanmiyor

Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün
Ayriliktan kaçilmiyor
Hem çok zor hem de çok kisa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam aci tatli ne varsa hazinemdir
Acinin insana kattigi degeri bilirim küsemem
Acidan geçmeyen sarkilar biraz eksiktir

Bir siirden, bir sözden
Bir melodiden, bir filmden
Geçirip güzellestirmeden can dayanmiyor
Yildizlarin o isikli firçasi azicik degmeden
Bu sahane hüzün tablosu tamamlanmiyor

Eger varsa gozyaslarinin ardinda gizlenen mutluluk

sairlerin dedigi gibi, onu bekliyorum. Asik olmak, sevilmek, arzu edilmek, tercih edilmek, yolu gozlenmek, deger verilmek istiyorum. Olesiye sevmek, arzu etmek, kalbim deli gibi carparak yaninda beklemek, yollarimizin kesistigi yerlerde her zaman beraber, elele, omuz omuza yurumek istiyorum. Paylasmak istiyorum herseyimle, gozyaslarimi ve kahkalarimi, sevinclerimle beraber, aglayan ve huzunlenen yanimi. Paylasmasini istiyorum herseyiyle ama yalansiz ve durustce!

Sabah birlikte yanyana uyanmak istiyorum, yanimda bana guven ve huzur veren varligini bilmek ve hep hissetmek istiyorum, beraber heryeri, her ulkeyi gezmek, gitmedigimiz yer, kaldirmadigimiz tas birakmamak, karnimiz agriyincaya kadar kahkahalar atmak, mutlaka yelkenliyle seyahat etmek, koylarda, okyanuslarda denize girmek, muzikler dinlemek, romantik aksam yemekleri yemek uzuuuuuun sohbetler ve opusmeler esliginde, gozler-imize bakarken sevdigimizi ve sevildigimizi ta en derinimizde kuskusuz hissedebilmek, haftasonlari yuruyusler yapmak, iki kisilik bisikletle gezmek, filmler seyretmek, beraber aglamak, gulmek, en onemlisi hayati cok ciddiye almadan yasayabilmek, herseyi sevgi ve saygiyla paylasmak istiyorum ben, ozel alanlarimizi hic kirip dokmeden, ihlal etmeden.

Boyle bir Sevgili'yle cocuklar buyutmek istiyorum. Sevgili'yle yasadigimiz o Yuksek ve kutsal sevgiyi cocuklarimizla katlamak istiyorum. Sevgili Evren sana icimi dokuyorum, beni duy lutfen!

Biz kendimize de Batı'ya da yabancıyız, yetmezmiş gibi aramızda da kamplaşıyoruz şimdi

Ama biz Cumhuriyet kuşakları olarak ne vârisleri olduğumuz Bizans uygarlığını, ne de Osmanlı medeniyetini, "Modernleşme" projemizin kültürel yapısı içine yerleştirebildik.
Mao "Proleter Kültür Devrimi" yapıp geçmişi yok saymıştı. Biz de galiba bunu "BürokratikKültür Devrimi" ile yapmaya çalıştık.
Batı'nın 19'uncu yüzyıl sonrası döneminden düşünce alanında pozitivizmi, ekonomi alanında da sanayileşmeyi alarak, çağ atlayabileceğimizi zannettik.

Bir meydan kahvesindeki küçük orkestra, Verdi'nin La Traviata'sından bölümleri çalıyordu.
Bizim benzer bir mekânımızda Dede Efendi'nin veya Tanburi Cemil Bey'in bir bestesinin icra edildiğini hiç duydunuz mu?

Kendi insanını hafife alan, kendi halkının kültürünü geri olarak niteleyen modernleşme hareketimiz, şimdi Avrupa Birliği'ni de "tehlike" olarak görüyorsa ve demokrasinin "rejim"i tehdit ettiği ileri sürülüyorsa, burada bir yanlışlık yok mudur?

Salı, Haziran 10, 2008

Ben Olmeden Once...


boyle ucmayi,


ve sonbaharda aynen boyle kirmizi eteklerimde yaprak toplamayi istiyorum.

*Source of the pictures: http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/yeni/goster.asp?galeriid=2082&ver=52



Bir Tutam Sac...

Annelik boyle bir sey olsa gerek. Tarifi mumkun olmayan, sozcuklerin yetersiz kaldigi, yetersizlikten ote en iyi sairlerin, yazarlarin, psikologlarin, soz ustalarinin bile ne kadar cabalasalar dahi sozsellestiremedigi bir ic gudu, duygular demeti, ilahi guc. Sadece yasanir, hissedilir, tasinir, bilinir icinizde bir yerlerde, dogarken uflenir ruhunuza, bedeninize ve kalir taaa... olene kadar, nefesin son damlasina kadar. Hissedersiniz illa ki, hic dogurmamis olsaniz bile, bir anayi, bebegini kucaklarken, emzirirken, dokunurken gordugunuzde... Bir bakarsiniz icinizin sizin bile farkinda olmadiginiz derinliklerinde dev dalgalar halinde akan duygulariniz sarsmis tum bedeninizi, ruhunuzu, sasirirsiniz. Sasirirsiniz nedir bu tektonik dalgalarin kaynagi, merkezi, buyuklugu diye. Iste isim-len-di-re-me-dik-lerinizin, soz-sel-les-ti-re-me-dik-lerinizin tum bu toplamina 'annelik' denir biz insanlar arasinda, o da sirf tanimlayabilmis, etiketleyebilmis olmak icin, yasadigimiz her duyguyu anlatmaya calisirken yaptigimiz gibi. Ama bilirsiniz, hem de cok iyi bilirsiniz ki, o ilahi kaynagin yerini, volkanin derinligini, kendi bedeni icinde yarattigiyla olesiye kurdugu bagi hic birsey ve hic kimse anlatamaz. Ne Balzac, ne Fromm, ne Freud, ne Goethe, ne Euripides...Anneligi sadece ve sadece kizinin ortaokulda sacini kesen ve o saclari bir tutam yapip kordelesiyle beraber kesenin icinde yillarca saklayan, arasira cok uzaklardaki kizinin dayanilmaz hasretini gidermek icin o saclari oksayan ve koklayan anne bilir. Onu benim Annem bilir.

*Source of the picture: http://www.blackwhitestockphotography.com/images/070918224811_Mother_and_Baby_in_a_Manger_LG.jpg

Pazar, Haziran 08, 2008

Hic bitsin istemedim ama Bitti!

Yorucu ama zevkli bir Turkiye gezisi daha bitti. Tam 'oh Antalya'ya geldim, ne guzel artik dinlenir, denize girerim' derken, gecen pazartesi gelen telefonla yine Ankara'ya bir geceligine ucmak zorunda kaldim. Iyi de oldu bir yerde, hem cumhurbaskanimizin guzel mi guzel evinde bir cay icmis, hem de cok sevdigim arkadasim Sevgi ile biraz daha zaman gecirmis, ayrica gecen defa goremedigim arkadaslari da gormus oldum. Sonra Ankara'dan Izmir'e uctum. Izmir ayaginda en son 15 yil once gorustugum ortaokul/lise arkadasimla bulustuk, nostalji yasadik. Buraya koyabilecegim bir fotograf olmasini isterdim. Ama ne o ne de ben o gece bir makina getirmeyi akil etmistik:(

Bugun DC'ye vardim, ogleden sonra saat 1'de. O saatten beri kendimi uyumamak icin zor tutuyorum. Buranin bedtime'ini bekliyorum ki yarin uyandigimda cok fazla sarsmis olmasin jetlag beni. Yolculugum rahat ve guzel gecti. Allahtan bu kez Munih'te sadece iki saat bekledim. Atlantik'i ucarken de yanimda oturan Kibrisli Rum adamla ordan buradan sohbet ettik, tabi ki siyaseti konusmadan da edemedik. Kibrisli degilim ama gecmis 7 yil icerisinde isim geregi Kibrisli cok kisi tanidim. Eger gercek Kibrisliyla konusursaniz, Turk ya da Rum, hepsi yasanan trajedilerin buyuk ulkelerin, ozellikle Ingiltere ve ABD, cikar kavgalarindan kaynaklandigini, bugun de hic bir seyin degismedigini soyluyorlar. Gecmiste huzurlu, beraber yasadiklari gunlere ozlem duyuyorlar ve yine oyle yasayabileceklerini ama buna hep 'birilerinin' engel oldugunu, ve o 'birilerinin' adanin huzura ve cozume kavusmasini hic istemediklerini soyluyorlar. Bu adam da ayni seyleri tekrarladi ucakta bana. Karamsar her adali gibi o da.

Pazartesi, Haziran 02, 2008

Tatilin geri kalani...Antalya-Varan 2

Bir hafta bile olmadi Antalya'ya varali. Havalar mevsimin kavurucu sicaklarindan henuz nasibini almamis. Kaleicinde keyifli keyifli gezmenin dayanilmaz hafifligi var uzerimde.

Carsamba gunu tum gun uyumak ve dinlenmekle gecti. O gecenin aksami, Antalya operasinda premier'i oynanan Puccini'nin Madama Butterfly'ini seyrettim ve bol bol agladim. Operacilar ve orkestra gercekten cok iyiydi bu kez. E tabi, birakin da merhum Pavarotti ile calismis dunyaca unlu Italyan bir reji, memleketinin en unlu operalarindan birini sahneye koyunca boyle olsun! Baska neler yaptim Antalya'da? Ilk kez, 2006 yilindan sonra denize girdim. Talya Oteli'nin yanindaki falezlerden kendimi Akdeniz'in sularina attim. Cumartesi gunu ablamla beraber pazara gidip bol bol penye satin aldim, hemen her gece degisik cafe/bar'larda arkadaslarla beraber oldum (Uzaklar, ki benim favorimlerinden biri, Zen, ve Jolly Joker gittiklerimiz arasinda), Kaleici'nde annemle yuruyus yaptim ve 2006 yilinda yasadiklarimi hatirladim bol bol, gectigimiz Cuma aksami, yine dostlarla, icinden selalenin aktigi bir mekanda yemek yedim, dun aksam, cok sevdigim arkadasim Ozan'in evinde vermis oldugu yemekli partiye gittim. Ozan her zamanki gibi muhtesem yemekleri, ictenligi, samimiyeti, comertligi ile dort dortluk evsahipligi yapti hepimize. Antalya'da yeni mekan kesfetmedim bu kez. (Pardon ya, kesfettim aslinda. Ataturk Parki icerisinde 'Order' isimli bir yer. Muhtesem manzarasi, guzel kahveleri ve Pazar gunleri klasik muzik esliginde brunch'i var) Zaten cok da vaktim olmadi. Benim icin onemli olan sevdiklerimle birarada olmak ve keyifli zamanlar gecirmekti. Basima gelen tek talihsiz olay, cumartesi gunu sabah kalktigimda boynumun aniden tutulmasi oldu. Bir sure birsey olmaz deyip, aci icinde ortalikta dolastiktan sonra, siddeti giderek artan aciya ve kafami yamuk bir vaziyette tutmaya daha fazla dayanamayip hastaneye giderek igne oldum. Agizdan ilac, igne, masaj ve fitil ile anca acabildik boynumdaki kas spazmini. Allah kimseye vermesin boyle bir aci diyorum, cunku uzun zamandir yasadigim en kotu agri/aciydi diyebilirim. Neyse ki annemlerin yaninda oldu boyle birsey. Aksi olsaydi ne olurdu dusunmek bile istemiyorum.

Pazar, Haziran 01, 2008

Tatilin geri kalani...Ankara-Varan 1

Istanbul'dan sonra, yine bir is gorusmesi icin, gectigimiz Pazar aksami Varan otobusuyle yola ciktim. Cok da rahat vardim Ankara'ya. Yolculuk 5 saat surdu. Universitede okurken, Izmir-Istanbul karayolunu Varan ya da Ulusoy ile bayagi bir asindirmistim. O zamanlar ucak bu kadar yaygin degildi. Benim icin guzel bir nostalji oldu, otobusle once Ankara'ya oradan da Antalya'ya gecmek. Gezimin Ankara ayagi son anda programima dahil oldu. Cumartesi gunu gelen bir telefon ile apar topar, Istanbul-Antalya THY biletimi aciga aldirip, Ankara'ya geldim. Cumhurbaskanligi'nda gorusmeler yaptim. Washington'da bagli oldugum kurumda bir sure birlikte calistigim, o zamanlardan tanidigim ve iyi ki de tanimis oldugum, su an Ankara'da calisan arkadasim Sevgi'nin kaldigi otelde, gecici 'evi'nde 1 gece konakladim. Onun da blogunda yazdigi gibi gulduk, eglendik, bol bol sohbet ettik, kisa zaman icerisinde dolu dolu yasadik beraber gecirdigimiz anlari.

Pazartesi sabahi otobusten iner inmez otele gelip, dus alip, hazirlanip Cankaya Kosku 5 no'lu kapidan C.baskanligina giris yaptim. Once Sevgi'yi yeni ofisinde ziyaret ettim ve beraber ogle yemegi yedik. Ogleden sonra Kosk'te RTUK odullerinin verildigi bir kokteyle katildik beraber. DC'den tanidigim yuzleri orada gormek ve dedi-kodu yapmak guzeldi. Sonrasinda gorusme yapacagim kisinin makamina gidip, orada bir sure zaman gecirdim. Kendisi bayagi yogundu, o gun Yargitay Baskan vekilinin ve Japon buyukelcisinin Kosk'te Cumhurbaskani ile gorusmesi varmis. Her yer, her koridor, vizir vizir islek, guvenlik doluydu. Kosk'ten ayrildigimizda saat galiba 7.30 civariydi. Aksam yemegi icin Arjantin caddesine gidelim dedik. Biliyorum oyle bir niyet icin cok uygun bir yer degil ama onunden gecerken dayanmayip, hadi girelim dedik, ve Kuki'de birer salata yedik. Cok leziz gorunen pastalarina da uzaktan bakmakla yetindik.

Ertesi gun, sabah beni yine gorusmeye cagirdiklari icin Sevgi ile beraber uyanip, hazirlanip, otelde kahvaltimizi edip (bu arada Dedeman'in kahvaltisi bayagi bir zenginmis, hosuma gitti), Cankaya'ya geldik. Sabah ki gorusmem daha rahat gecti. Hatta gorustugum kisiyle muzik sohbeti yapip, birbirimize CD'ler bile hediye ettik. Zamanim kisitli, gormek istedigim insanlar cok olunca o gunum bayagi bir kosusturma ve taksi trafigi ile gecti. Sogutozu'nde Hurriyet binasina gittim once, sonrasinda, telefonda, bir gazeteci arkadasimla sohbet, ondan sonra Karum ve Tunali'da biraz alisveris (cok guzel CD'ler ve bir kac guzel taki aldim kendime), Fix kuaforde fon cektirme, oradan Cankaya Evleri, Hosdere caddesi uzerinde yine bir dost/Ankara insider ile gorusme, zaman cok daraldigi icin ODTU'deki gorusmeyi iptal etme ve nihayet aksam yemegi icin herkesin bahsettigi 'meshur' Recep Usta'da Sevgi ve diplomat bir arkadasimla gunu cok guzel bir sekilde noktalama. Recep Usta hakkindaki fikirlerim: Yeri guzel, manzara olarak. Acik, ferah, buyuk bir mekan. Servis cok hizli ve iyi. Yemekler, daha dogrusu kebaplar, yiyeni ve seveni icin eminim cok guzeldir ancak ben et yemedigim ve sevmedigim icin, oncesinde gelen mezeleri daha cok begendim. Etsiz cigkofte, etli kuru patlican dolmasi, ki gercekten enfesti, nar eksili salata, ve siradisi bir icli kofte, disi beyaz bir hamurla kapli (kizartilmamis) ici kiyma dolu kucuk toplar seklinde. Bir de ayran'i sunus tarzlari cok hosuma gitti. Minik kisiye ozgu bakir kaplar icinde, kucuk bakir kepceleriyle.

Recep Usta'dan ayrildiktan sonra otele geldik, esyalarimi toparladim. Ve diplomat olan arkadasim sagolsun beni gara kadar goturdu ve nazik bir sekilde kalkis saatine kadar bekledi. Sabah uyandigimda Antalya'daydim.