Pazar, Mayıs 25, 2008

Buyukada ve Istanbul gezimin sonu

Bugun canim arkadasim Ezel ile Buyukada'ya gittik. Kabatas'ta bulusup saat 2'de ada vapuruna bindik. 1.5 saat sonra Buyukada'daydik. Once Mado'dan dondurma aldik, sonra da Fayton'a binip Nizam semtinin icinden ve Hatirla Sevgili cekimlerinin yapildigi Yasemin ve Ahmet'in evlerinin onunden gecerek kisa bir nostalji turu yaptik. Hava ve manzaralar enfesti. Aya Yorgi kilisesine ciktik, kir kahvesinde, tahta masalarda, denize nazir, kusbakisi bira ve soda ictik, cekirdek citlettik. Donuste yuruyerek, bu kez Maden semti icerisinden, fotograflar cekerek iskeleye geri geldik. Bu arada Naya Retreats denen cok hos eski kosk/yeni motel bir yere girip programlari ve oda fiyatlari hakkinda bilgi aldik. Kosk oyle guzel, odalar oyle ferah, teraslari oyle buyuk ve sahane deniz manzarali ki keske orada kaliyor olsaydim diye dusunmeden edemedim. Orada kalirken yoga derslerine katilabiliyor, Cinli bir doktorla enerjinizi duzenlemek icin seanslar yapabiliyor, shiatsu ve thai masajlari alabiliyorsunuz. Koskun arkasinda da bungalow evler var, isteyen orada da kalabilir. Bahcesinde cok guzel bir kedi ile tanistik, uc tane bes haftalik yavrusu var. Oyle guzellerdi ki, eger burada yasasaydim bir tanesine kesin talip olurdum. Vapura binmeden once iskelenin hemen yakinindaki Ali Baba isimli Ezel'in arkadasinin restorantinda harika bir balik, salata ve meze kombosu yedik. 9 vapuru ile Istanbul'a geri donduk. Birazdan evden cikip otobus terminaline gidecegim. Istikamet Ankara. Yarin Kosk'te randevum var.

Cumartesi, Mayıs 24, 2008

Antalya sonrasi Istanbul

Gectigimiz Carsamba Istanbul'a geldim. Asil gelis sebebim Cuma gunu vize randevumun olmasiydi. Hazir gelmisken hem arkadaslarimi ziyaret etmek hem de bir iki is gorusmesi yapmak cok iyi oldu. Persembe gunu Sabanci Holding'deki Bey ve insan kaynaklari muduru ile gorustum. Ucagim sabahti ve varir varmaz Ezel'in evine geldim. Dus alip, kiyafet degistirip direk holdinge gittim. Gorusmem iyi gecti. Sonrasinda yakindaki alisveris merkezine, Kanyon'a geldim. Bruksel'de hemen her oglen bizim isyerinin cok yakininda olan Le Pain Quotidien'de yemek yerdik. Kanyon'da subesini gorunce, hazir karnim da acken girip birseyler atistirdim. D and R'a girip oradan iki tane CD aldim, yeni cikmis kitaplara baktim. Starbucks'da Turk kahvesi ictim, sirf nasil Turk kahvesi yapiyorlar onu denemek maksadiyla. Guya bir kac cesit cekirdek kahveyi karistiriyorlarmis. Ben cok begenmedim. Take Away Istanbul'dan hediyelik bir kac sey aldim. Taksi alip eve geldim. Cok yorgun oldugum icin o aksam disari cikmadik. Evde Sariyer Boregi yiyip Avrupa Yakasi seyrettik:) Tokat Tomato...

Persembe gunu sabahtan Koc Holding'te calisan biri ile gorusmeye Nakkastepe'ye gittim. Kendisi ile uzun bir sohbet ettik, Turkiye'de calisma ortami, ozellikle Istanbul'da yasama ve calisma firsatlari hakkinda konustuk. Benim calistigim alan ile ilgili birini gormemi istedi ancak ben orada oldugum sirada bahsettigim kisi orada olmadigi icin ogleden sonra yeniden Taksim'den Nakkastepe'ye gecerek o gun 4 sefer kopruyu gecmis oldum. Iki gorusme arasi Gazeteci-Yazar bir buyugumle Taksim'de The Marmara'nin altindaki Kitchenette'te ogle yemegi icin bulustuk. DC'den ve Ankara'dan konustuk bol bol. Politika, politika, politika...O gunun aksami da eve gelip, Ezel'le hemen bir sokak altlarinda kurulan pazara giderek balik ve sebze/meyve aldik. Kendimize evde guzel bir ziyafet cektik. Mariachi diye tatli bir bira cikmis memlekette. Ben de balikla onu denemis oldum. Hic fena degil. Begendim.

Cuma gunu ABD konsoloslugunun Istinye'deki yeni binasini, daha dogrusu kalesini, gormek ilgincti. Amerikalilar, kucuk bir dagin tepesine, yerin yedi kat alti, 3 kat ustu cikan bir kale insa etmisler. Etrafi da surlarla cevrili, hic abartmiyorum. Istiklal'deki bombalama olayindan sonra bayagi tedbirli davranmislar anlasilan. Neyse randevuma erken gittim biraz. Ama biraz uykulu oldugum icin saskinliktan sirami kacirip extra bir 40 dak. beklemis oldum. Neyse belgeleri verdik, parmak izimizi bastik. Allahtan mulakat filan yapmadilar. 10 senedir ABD'deyiz diye kiyak gectiler herhalde:) Ustune ustluk konsolos gorevlisi belgelere bakarken benimle yarenlik bile etti. Calistigim kurumu biliyormus. Hatta DC'de baska bir kurumda calisan baska bir Turkiye uzmaninin ismini soyleyip taniyip tanimadigimi sordu. DC hap kadar yer oldugu icin tabi ki tanidigimi soyledim. Orada kazasiz belasiz islerimi hallettikten sonra taksiyle Ortakoy'e gittim. Ezel gelinceye kadar Tomurcuk cafe'de oturup bogaza karsi cayimi ictim ve Istanbul'u cok ozlemis oldugumu hissettim. Ezel gelince eskiden ismi Sedir olan simdinin Lavanta isimli restorantinda yemek yedik. (Yemekler cok kotuydu, kesinlikle tavsiye etmem. Bir de midelerimiz bozuldu ertesi gun, yani bugun!!!!) Oradan ciktiktan sonra yuruyerek Yildiz Korusunun icerisinden Barbaros Bulvarina ciktik. Arada biryerlerde Malta Kosku'nde soluklanip Turk kahvelerimizi ictik. Yildiz Parki icindeki Seramik magazasini gezdik. Eve erken gelmis olduk. Ben dus alip, biraz uyudum. Hazirlanip Besiktas'a oradan da Uskudar'a gectik. Facebook'tan yillaaar sonra buldugum ortaokul ve lise arkaslarimla Kuzguncuk'ta Ismet Baba isimli kucuk bir balik restorantinda bulustuk. Balik, raki ve sohbet...cok keyifliydi, uzun bir aradan sonra gorusmek ve hala ayni frekanslarda kalmis oldugumuzu gormek. Ismet Baba'dan ayrildiktan sonra Istiklal'a gelip Asmalimescit'te kum saati denen bir yerde diger arkadaslarla bulusup eve saat 2 civari donduk.

Bugun sagolsun Ankara'dan planlarini degistirip Istanbul'a bu haftasonu benim icin gelen sevgili arkadasim Sevgi ile Taksim'de bulustuk. Yine Kitchenette birseyler atistirip sonrasinda Istiklal'de yuruduk. Birkac kitapciya girdik ciktik. Galatasaray lisenin yanindaki yokustan asagiya inip Goethe Enstitusunun oldugu binanin en ust katinda cok guzel, muhtesem manzarali bir yerde bir seyler ictik ve sohbet ettik. O kadar konu birikmis ki, nefes almadan konustuk. O disci randevusu icin ayrildiktan sonra ben Ezel ile bulustum ve Istanbul'da yoga dersleri, yogaya ilgi konularinda konusmak icin bir arkadasimin yogi arkadasi ile Cihangir'de bulustuk. Smryna denen hos bir cafede oturduk. Istanbul'da yaklasik 20 kadar yoga ve bir o kadar da pilates studyosu varmis. Simdi burada Sahika gibi bir 'Sasirdim' repligi giriyorum. Tabi guzel bir gelisme. Ancak Engin bana bizim insanimizin biraz maymun istahli oldugunu ve bugun moda, trendy olan birseyin yarin 'out' olabilecegini de soylemeden edemedi. Yani benim yoga studyosu acma fikirlerim bayagi bir torpulendi bugun. Hele yaz aylarinda Ist. da yoga studyolari bayagi bir sinek avliyormus, o da yaz aylarinda guney sahillerinde yoga retreat'ler duzenliyormus. Onun tavsiyesi Istanbul'da bir sure gelip yasamam, yoga yapmam, ortami ve insanlarin yaklasimini gormem ve ondan sonra karar vermem oldu. Bana da mantikli geldi aslinda. Bu arada Cihangir'de Avrupa Yakasinin Makbule ve Tacettin karakterlerini gorduk:) Neyse Cihangir bayagi bir kalburustu olmus valla ben gormeyeli. Cihangir'den yuruyerek Tunel'e oradan da Galata Kulesi ve Galata koprusunden gecerek Eminonu vapur iskelesine geldik. Vapurla, sirf gezmis olmak icin, once Uskudar'a, Uskudar'dan da motorla Besiktas'a, oradan dolmusla Dikilitas'a, evimize geldik. Yarin da Buyukadaya gidiyoruz. Istanbul kazan, ben kepce.

Pazartesi, Mayıs 19, 2008

Izmir sonrasi Antalya

Turkiye'ye geleli 6 gun oldu. Gelir gelmez hastalandim, cok siddetli grip oldum. Persembe ve Cuma Izmir'de, cumartesiden itibarenden Antalya'dayim. Ucakta cok kuvvetli bir virus kapmis olmaliyim. Uzun zamandir bu kadar hastalandigimi hatirlamiyorum. En son Bruksel'e tasinirken, 2005 yilinda, cok agir bir grip olmustum. Simdi ona cok yakinim. Ucak yolculuklari artik benim icin bir kabus oldu. Her yolculuk sonrasi, ozellikle ABD'den Turkiye'ye gelirken, illaki hastalaniyorum. Tabi gelir gelmez hastalanmak cok kotu bir durum. Zaten jetlagsiniz, bir de uzerine hastalik. O kadar ozlediginiz ulkenize gelmisken bir an once kendinizi disarilara atmak ve gezmek isterken eve bagli kalmak, aci ve agri cekmek cok kotu birsey. Bundan sonra ucak yolculuklarimda maske takicam galiba. Boyle olacak, cekilecek gibi degil cunku.

Antalya cok guzel. Hava nefis. Bugun ablamin bir arkadasinin Cakirlar'da yeni acmis oldugu, OBA isimli bir kir kahvesinde enfes guzel bir kahvalti yedik. Bazlamalar, gozlemeler, ev recelleri, koy tereyagi, demli cay, zeytin, peynir, taze domatesler, biberler... hersey cok guzeldi. Cam agaclarinin altinda bol bol oksijen aldik, salincakta sallandik, ben bir sure uyudum firil firil esen ruzgarla. Sonra da kaleicine bir ugradik. Soyle bir yuruduk. Agaclardan az da olsa dut yedik:) Keyifli bir gundu. Bir de hastalanmamis olsam!

Pazar, Mayıs 11, 2008

Bir siir daha...yine eskilerden...

Yesil Uzum Taneleri ve Ben

Koyumden kentime giden otobusun icindeyim
Ucuz kolonyanin kokusu, ucuzluguna inatmiscasina genzimi yakiyor
Annemin mis kokulu nevresimlerini geride biraktim simdi
Sabahin serinliginde ninemle (babaannem) vedalasip denizi terkettim
Su an yemyesil uzum baglarinin icinden yol aliyoruz
Her bir kok olgunlasmayi bekleyen talebe uzum salkimlariyla dolu
Bir farkim yok yesil, comez uzum tanesinden
Onun gibi ben de yavas yavas ogreniyorum
Olgunlasmayi, buyumeyi ve zamani geldiginde topraga yeni kokler salmayi
Sararmak icin daha vakit lazim bana
Gel sen beni bekleme bu yaz, yesil uzum tanesi...

ps. Bu siirin, ya da karalamanin, altina da sunu yazmisim:"30 Haziran 1999. Sakran'dan Izmir'e giderken."

Bir Siir.. Cok eskilerden...

Yollar uzun
Yollar huzun
Yollar ayrilik
Yollar hasret
Yollar gozyasi
Yollar kucaklasma
Yollar ozlemle beklemek
Yollar geride kalan
Yollar sabir
Yollar el kapisi
Yollar ana-baba hasreti
Yollar kardes sizisi
Yollar sevgiliden uzaklik
Sevenlerden uzaklik
Yollar engel
Yollar kopru
Hayatlarimiz koprulerin uzerinde uzayip gidiyor
Zaman zaman ayrilmalar, zaman zaman kesismeler ve rastlantilar
Hayatlar rastlantilara bagli
Hayatlar ucuz
Hayatlar aslinda tekrari olamayacak denli yasanilasi

ps. Bu siiri eski ajandalarimi karistirken bir sayfasinda gordum. Altina aynen su notu dusmusum:" 14 Nisan 1998 saat 23.25. Otobusle Istanbul'a gidiyorum." Hey gidi gunler, on sene nasil gecmis!

Pazar haberleri...

Devletin Kurt filmini ceksem, komedi olurdu...
Turkiye'nin yuzde 74.1'i yoksul...
Acilinca beni Allah'la korkuttular...

Salı, Mayıs 06, 2008

Siz hic Saturn'u gordunuz mu?

Ben gordum. Hem de dun aksam. 5 hafta kadar once buradaki deniz guclerinin kurmus oldugu ABD'nin ikinci buyuk rasathanesine gitmek icin rezervasyon yaptirmistim. Nihayet dun icin gun alabildim. Baskan yardimcisi Dick Cheney'nin evi de, maalesef!!, ayni compound icerisinde oldugu icin inanilmaz bir guvenlik taramasi vardi. Her zamanki gibi, abartili, sinir bozucu...Ama degdi, tum beklemelere, ayakta kalmalara. Iki ana gruba bolunduk toplam 48 kisi. Yarisi tum saatlerin ona gore ayarlandigi ve dakikliklerinin her an kontrol edildigi 'master clock' u gormeye diger yarisi da 19.yuzyilin sonlarinda yapilmis ama hala cok hassas olan ve yeni teknolojilere pabuc birakmayacak teleskopu ve gokyuzunu gozlemlemeye gitti. Ben ve arkadasim ikinci gruptaydik. Sansimiza hava superdi, apacik, bulutsuz...Bir kulenin tepesine ciktik ve dairesel bir odanin icinde devasa buyuklukteki teleskopun etrafinda kumelendik ve hepimiz siramizi bekledik, gokyuzune bakmak, uzayin sonsuzlugu, buyuklugu ve de esrari karsisinda insanoglu olarak ne kadar savunmasiz, kucucuk ve hala ne kadar 'bilgisiz' oldugumuzu bir kez daha anlamak icin. Ve o an geldi: Gozlerimi dev teleskopun kucuk gozlem noktasina dayadim. Once bir karanlik. Hic bir sey gormedim. Hemen sonra iste o muhtesem gezegen ve etrafindaki halkalar. O kadar net, o kadar yakin, o kadar parlak. Elimi uzatsam avucumun icine alabilirim sanki. Nasil bir yanilsama??? Ne kadar buyuleyici! Etrafindaki halkalar yuvarlagina o kadar yakin gorunuyor ki rehberimiz: "sakin kanma, halkalar ile yuvarlak arasindaki bosluktan dunya gezegenini gecirebiliriz" diyor. Oylece kalakaliyorum, susuyorum, soyleyecek bir sey bulamiyor, gozlerimi alamiyorum. Size gorduklerimi, hissettiklerimi nasil anlatirim onu bile bilmiyorum. Tek bildigim dunya benim etrafimda donmuyor. Bunu bir kez daha anliyorum. Ben, bu bilinmezlik ve sonsuzluk icerisinde sadece cok ufacicik bir varligim, kendi sorunlari icerisinde bocalayan, herseyi kendi gozluklerinden goren, ama HER ZAMAN, kendime ve dunyaya daha YUKSEK bir perspektiften bakmam gerektigini animsamam, kendime defalarca hatirlatmam gereken.

Dostlarla...


Doganlar buyuyor...Bir arkadasimizin kizinin ikinci yasgunu partisi biz buyukler icin de sohbet ve guzel ikramlar:-) acisindan iyi oldu. Uzuun zaman olmustu boyle toplanmayali...

Cumartesi, Mayıs 03, 2008

Ayni tas, ayni hamam

Dun gece Hatirla Sevgiliyi yuregim agzimda, uzulerek seyrettim. Yil 1978, ben 2 yasimdayim daha. Dunyadan haberim yok tabi. Benim icin hersey hava hos, ekmek elden su golden. Ama icine dogdugum ulke adeta savas alani, yaniyor, yikiliyor, icten icte bolunuyor, bolundukce daha cok kan dokuluyor. Insanlar birbirine dusman, kardes kardesi olduruyor. Neymis efendim Turkiye'de darbeyi gecerli kilmak icin ortam hazirlaniyor-mus, sartlarin pismesi bekleniyor-mus, ozel harp ve mit ne idugu belirsiz isler ceviriyor-mus. Kimin eli kimin cebinde belli degil. Herkes uc maymunu oynuyor. Ne duyuyor, ne goruyor, ne de konusuyor. Herkes kor, sagir ve dilsiz olmus. Goreni, duyani, konusani da vuruyorlar kallesce. Ya da kural mural tanimadan her turlu iskenceyle susturuveriyorlar gunun birinde.

Yurtdisindan getirilen silahlar hem 'solcu' hem de 'sagci' diye bol-du-ru-len gencecik insanlarin ellerine veriliyor, birbirlerinden habersiz. Sonra da birbirlerini acimasizca vurmalari izleniyor uzaktan keyifle, istahla, daha cok kana susamis olarak. O da yetmiyor, Alevi-Sunni, Kurt-Ermeni, musluman-gavur diyerek, insanlari daha da cok bolmeye ve otekilestirmeye calisiyorlar. Amip gibi cogaliyoruz, cunku darbe ortamina hazirlaniyoruz. Kahramanmaras'ta Aralik ayinda donemin en buyuk katliamlarindan biri yapiliyor. Otekilestirilen Alevi'lerin yasam haklarinin ellerinden alinmasina karar veriyor birileri. Once evleri buyuk X harfleriyle isaretleniyor, sonra da birer birer yok ediliyorlar. Oylece, sessiz, gunahsiz. Nazilerin yahudileri belleyip oldurmeleri gibi biz de, bizden ama farkli olani gozden cikariveriyoruz.

Hukumet Ecevit Hukumeti. Ecevit'in elinde gizli belgeler var, bu islerde mit'in parmagi olduguna dair. Ama o da birsey yapamiyor. ABD kilini kipirdatmamayi tercih ediyor kendi sebeplerinden. Malum Soguk Savas donemi. Solcularin, komunistlerin basinin ezilmesi gerek. Ve bir gun, 12 Eylul 1980'de, onca kan ve gozyasi dokuldukten ve onca kayiptan sonra, ABD'den gelen yesil isigi da arkasina alarak, gunumuzun Nude ressami, o zamanin 'vatansever' generali Kenan Pasa darbe dudugunu otturuyor. Heryer karariyor, hersey susuyor, ulke 'kurtuluyor', hem de herkesin elinden. Ver elini siyasi tutuklamalar, idam cezalari, 'bir ondan bir bundan' iceri almalar...Bizler de seviniyoruz cunku oyle gina gelmiski olumun nefesini surekli ensede hissederek, mahalle aralarinda kim vurduya gitmelerden korkarak yasamak. Askeri hepimiz alkisliyoruz, mutlaniyoruz. Ben 4 yasimdayim. Su an 32 ve hersey o kadar tanidik geliyor ki hala, sanki Turkiye dondurulmus bir zaman dilimi icerisinde kalmis, milim ileri gitmiyor. Bugun de nurtopu gibi Ergenekon dosyalarimiz, Kurt-Turk catismamiz, Alevi-Sunni gerginlikleri, sanli ve guclu ordumuz, islamci ve laikci tartismalarimiz var. Turkiye cok yol katetmis mi sizce?