Pazar, Nisan 27, 2008

Yeni blogum

Artik kendime ait yeni bir sayfam daha var. Cok heyecanliyim. Yasasin Yoga!!!!!

Cumartesi, Nisan 26, 2008

MUTLULUK

Bir Abdullah Oguz filmi. Zulfu Livaneli'nin romanindan uyarlanmis. Ozgu Namal ve Talat Bulut oynuyorlar. Filmi seyrederken cok duygulandim. Dogru bir zaman degildi benim icin belki de, tam biraz rahat nefes almaya ve duygularimi kendimden biraz uzakta bir yerlere yerlestirmisken, yeniden onlari tum yogunlugu ve sizisiyla hissettim, hickiriklarla agladim, kendimi tutamayarak. Sezen Aksu'nun dedigi gibi "Zaman içinde insan kendi merkezine uzaklaştıkça başkalarının acılarına karşı daha hassaslaşıyor. Gençlikte acı, başkalarının acısı ama yaş aldıkça onlar senin acın olmaya başlıyor.” Saflik ve caresizligin guzel ama insanlari nasil aciz durumlara koydugunu, geri donulmez yollara kostugunu gordum. Cahilligin ne kadar tehlikeli ve toplum baskisi altinda nasil da tek disi kalmis bir canavara donustugunu yine animsadim. Bakis acilarinin nasil degistigini, taban tabana zit degerlendirmelerin ve yargilamalarin, icinde buyudugumuz cevre, egitim, kultur, ve sartlanmalarla nasil mayalandigini anlatan, geleneklerin insan dogasinin o cok karanlik tarafina hizmet etmek icin nasil kullanildigini isleyen guzel bir film. Ayrica geleneksel ile modern olanin carpismasi, her iki tarafin da kendine gore iyi ve kotu taraflarini da anlatiyor film. Hic bir taraf masum degil aslinda, hicbirimiz masum degiliz!! 'Geleneksellik' gibi 'modernlik' de cok seyi alip goturmus hayatlarimizdan, iyi niyetliligimizi, en-basta-kendine-durust olma yetimizi, safligimizi, kendi icimizde huzurlu olmayi...

Namus cinayetleri hala ulkemizde yasaniyor. Ne buyuk bir utanc!!! Ne bedenleri ne de bilincleri filizlenmis nice kiz cocugu kilifina uydurularak, gelenek ve tore adi altinda olduruluyorlar, tetigi ceken biyiklari yeni bitmis gencecik delikanlilarin da hayatlarinin karartildigi ve her turlu umudun ezildigi bu kisir dongu surup gidiyor yuzyillardir. Ne yazik, ne buyuk kayip!!! O kizlar bin kez daha masum, bin kez daha temizler halbuki, onlari 'kirli' olarak etiketleyip hesaplarini evvelden kesen cellatlarindan. Film boylesi toplumsal bir soruna el attigi ve bir kez daha yureklerimize tasidigi icin cok guzel bence. Oturup toplumca bu konuda neler yapabilecegimizi dusunme zamani geldi de geciyor. Cok mu iyimserim??? Yine Aksu'yu referans verden gecemeyecegim:

“Burası vicdanlı bir coğrafya... Hiç umulmadık anda, insanın ümitlerini yeşertiveriyor. Daha yeni konuşmaya başladığımızdan önce dövüşüyoruz doğal olarak ama bunun arkasından ortak bir sağduyunun devreye gireceğine inanıyorum ben... Çünkü çelişki çözülmek içindir; üzerine oturup beklenmez. Buna zaten hayat izin vermez. Hayatın kusursuz bir programı var. O program karşısında insanoğlu direnemez. Ben umudumu kaybetmeyeceğim.”

Perşembe, Nisan 24, 2008

Biliyorum cok uzun zaman oldu

bloguma yazmayali, gunluk tutmayali. Biraz sikintili bir donemden gectim, bir nevi yeniden kabuk degistirme, yenilenme. Yaralarim vardi, simdi iyilestiler. Apartmanin bahcesindeki kiraz cicekleri gibi cok sukur ben de cicek actim ve bahari kucakladim. Avrupa Birligi ve Turkiye uzerine yazdigim kisa analizim onumuzdeki hafta yayinlaniyor. Bunca devinim icerisinde akademik yazi yazmaya odaklanmak hic tahmin etmedigim kadar iyi bir terapi oldu benim icin. Tabi bir de bikram yogaya hergun gitmek, hic aksatmadan, hic mazaret bulmadan, her turlu randevuyu ve gunluk rutin isleri yoga schedule'a gore ayarlamak. Bana cok iyi geldi, konsantrasyon, meditasyon ve siki kardio uclemesi...Tanrilar Okulu kitabini okumaya basladim, cok begendim. Ayrica 8 haftadir Oprah'nin benim yoluma kitaplariyla ve bilgisiyle isik tutmus olan yazar/filozof Eckhart Tolle ile surdurdugu online derslere katiliyorum. Kitaplarinda okuduklarimi yeniden pekistiriyor, adami dinlerken daha fazla huzur ve farkindalik hissediyorum. Oprah'ya ne kadar tesekkur etsem azdir diyorum.

Daha saglikli beslenmek icin alternatif yiyecekleri arastiriyorum. Organik'ler, az yaglilar, soya urunleri, sut urunleri alternatifleri (badem sutu'nu kesfettim, yummm....)degisik yulaflar, degisik meyveler ve meyve suruplari (agave surubu su an favorim), her turlu nut'lar, antioksidanlar (goji berry yeni kesfettiklerim arasinda bir de chia tohumlari), dogal bagisiklik sistemi guclendiriciler, ayrica parabensiz, alkolsuz, kimyasalsiz vucut ve yuz bakim urunleri (bu aralar Jurlique markasinin urunlerini kullaniyorum, aslinda yaklasik 4 yildir. Artik degistirmek istiyorum ama henuz hangi markaya gececegime karar veremedim. Onerileri olan var mi?) cok ilgimi cekiyor ve cuzdanimi bayagi yoruyor:-) Zugurt'un teselli olurmus, benim de tesellim su: Restorantlarda surekli yemek yemekten cok hoslanmiyorum, ee surekli disariya, oraya buraya da cikmiyorum, bu vesileyle biriken parayi bana en iyi besin degerlerini verecek yiyeceklere harciyorum. Nasil?:0)))

Guzel bir haber: Onumuzdeki ay ailemi ziyarete, vizemi yenilemeye, arkadaslarimi gormeye Turkiye'ye geliyorum. Hem de yilin en guzel mevsiminde...Ben de Dilayra gibi Mavi'ye yolculuk yapacagim bu sefer. Ha bir de insallah Alacati'ya gidecegim.

Cumartesi, Nisan 12, 2008

Alintilar/A.Arman'in C. Dundar ile mulakati

Kadınlarla kolay ilişki kurabilir misiniz? Yoksa zor mudur?

- Her erkeğin bir zor dönemi olduğuna inanıyorum. Çünkü kadının erkeğe nikahsız haram olduğu inancıyla kültürlendik biz. Asırlarca birbirimizden ayrı kaldık. Dinimiz, töremiz, geleneğimiz, ebeveynimiz, çay bahçelerimiz, okul bahçelerimiz, kolluk kuvvetlerimiz, öğretmenlerimiz aşka tahammülsüzdü. Benim neslim kadını, köhne sinema perdelerinde Behçet Nacar’ın yatağında görüp tanıdı. O hengamede ne kadar görüp nasıl tanıyabildiyse artık... Bu kaskatı kaçgöçün birkaç kuşakta çözülmesi zor. Bu ülkede hálá otobüste kadınlarla erkeklerin yan yana gelmesi ürkütücü bulunuyor. "Bayan yanı koltuk" diye bir tarif var.

Kadınların hangi özelliği sizi çekiyor?

- Depremde bir şey dikkatimi çekti: İlk sarsıntıda evi barkı, çoluk çocuğu bırakıp balkondan atlayanların hemen hepsi erkekti. Biz, yiğitliğimize pek laf kondurmasak da, kriz anında gözüpek olan kadındır. Onların cesareti, kafalarına koydukları şeyler için ateşe yürüyebilmeleri büyülüyor beni. Tabii doğurganlıkları, yaratma yetileri, acıya dayanıklılıkları da... Bir de organizasyon yetenekleri... Gün boyu çalışıp akşam televizyon seyrederek fasulye ayıklarken bir yandan da çocukların ödevlerini takip edip, telefon faturasının son ödeme tarihini düşünebilmelerine, ertesi günü planlayabilmelerine hayranım. Haksız bir görev bölümü belki; ama evde rahat yazabiliyorsam, bunu eşimin organizasyon dehasına borçluyum.

Yaş ilerledikçe aşkı, ilişkiyi, evliliği algılamak hangi yönde değişiyor?

- Bir kompozisyon yarışmasında çocuklara aşkı tarif ettirmişlerdi. Kazanan tarifi hatırlıyorum: "Dedem babaannemin ayak tırnaklarını boyuyor; aşk budur işte" demişti bir çocuk... İnsan, zamanla ilişkinin kıymetini bilmeyi, sürmesi için emek vermeyi öğreniyor. Ve bazı ağaçlar, yaprak döktükçe daha iyi meyve veriyor.

Bu kadar yıllık evlilikten sonra, aşk hálá aynı seviyede mi? Ya da nasıl tanımlıyorsunuz aranızdaki duygusal bağı?

- "Aşksız nikahlar, nikahsız aşklar yaratır" derler. O yüzden aşkı hiç yitirmemeye çalıştım. Zamanla ilişki sığlaşmıyor, aksine derinleşiyor. Yeter ki siz, o derinliğe dalmaya niyetli olun. Aslında ilişkiyi kurmak kolay; sürdürebilmek zordur. İlişkiye girmek güdüseldir; sürdürmekse bilinçli bir çaba ister. Birlikte yaşadığınız insan için hem tanıdık, hem taze kalabilmek istiyorsak sürekli kendimizi yenilemek zorundayız. Ben kurduğum ilişkilerden çok, o ilişkileri inatla, imanla, aşkla sürdürebilmiş olmakla övünürüm.