Cuma, Şubat 29, 2008

Hatirla Sevgili, idamlar ve tarihle hesaplasma

Yine her cuma yaptigim gibi kosa kosa eve geldim. Beni taniyanlar bilir, cuma gunleri bilgisayarin ekranina yapisip, karsisinda haftanin en guzel yemeklerini yiyerek 'Hatirla Sevgili' seyrettigim zamanlardir. Bazen gulerek, bazen sessizce, bazen de hungur hungur aglayarak... Diziyi seyredenler bilir, 1960 oncesinden baslayarak 60-70'li yillarin siyasi olaylarini yine siyasi gorusleri farkli iki aile etrafinda, onlarin dayanismalari, dostluklari, asklari, acilari ve mutluluklariyla yogurarak seyirciye veren, son donemlerde yapilmis en guzel ve egitici dizi. Ben bile siyaset bilimi okumus biri olarak bilgilerimi tazelemek ile kalmayip yeni seyler ve yeni ayrintilar ogreniyorum her defasinda. Washington DC gibi gece hayati az cok iyi olan (New York'a kiyasla sifir denebilir) bir yerde cuma aksamlari beni evime ceken - tabi biraz evi seven yapida bir insan olmamin da etkisi var - sanirim dizinin bir evvelki cuma bende biraktigi heyecan, dizi kalitesi ve biraz da memleket hasreti. Uzun sure gurbette yasayinca, bazen insan Turkce birseyler duymak ve gormek istiyor. Zaman zaman Beyaz Show bile seyrediyorum. Eskiden internet yokken ve secenekler cok daha sinirliyken insanlar neler yapiyormus merak ediyorum.

Bu aksam uzun ve oldukca stresli bir is gununun ardindan eve gelir gelmez hemen temizlige koyuldum. 1 saat icerisinde kucucuk evim piril piril oldu, zaten epi topu bir oda, bir banyo, bir mutfak ve de bir minik camasir odasi. Sonra kendime guzel bir makarna pisirdim, dus aldim ve ekranin karsisina kuruldum. Bu bolumde Deniz Gezmis, Huseyin Inan ve Yusuf Aslan'in diger dava arkadaslari ile beraber idama mahkum edilmesi konu edildi. 60'da Menderes'in asilmasini, 'ornek teskil eder, bir daha ayni sey tekrarlanamaz' diye ortaya atanlar yine yanildi, yine yanildik. Astilar gencecik, su gibi taze insanlari. Yani hatalarimizdan ders almadik o zaman. Tek suclari inandiklari bagimsizlik fikirleri dogrultusunda kendi vatanlarinin 'emperyalizmin' kolesi olmamasi icin direnise gecmek, ezilen halki savunmak ve daha cok hak talep etmekti. Gorusleri ve ideolojileri ne olursa olsun, isteyerek ve bilerek kimseye zarar vermeden surdurdukleri bu mucadele sonunda asilmalari gerekir miydi? Nasil ki Menderes, Polatkan ve Zorlu'nun, Gezmis ve arkadaslarinin yargilanmasindan 11 yil once asilmalari gerekmedigi gibi, Hayir. Asmakla kalmayip sayfa sayfa idam fotograflarini, yasanan utanca inat, gazetelere basmak ve kollektif hafizalarimiza kazimaya calismak hangi akla hizmetti? O zaman ders alinmadi, peki ya su an? Tum tarih hafizamizi yoklayip ve 'kara leke' diye tabir edilen olaylari bir bir cikarip ortaya doktugumuzde su anda ders cikarabiliyor muyuz? Biraz, evet biraz mesafe kaydetmis olabiliriz ama en son askeri darbenin uzerinden 28 sene gecmesinden sonra bile hala dusunce ozgurlugunu tartisiyorsak, 301 maddesi cevresinde donup donup yanina bir turlu yaklasamiyorsak, insanlari hala birseyler yazip cizdigi ve soyledigi icin mahkum edebiliyorsak, hala ceteler yoluyla, dusunen ve ureten insanlari susturma planlari yapiyorsak, bence biz bir yerlerde hala bir yanlis yapiyoruz ya da yanlislari gormezden geliyor, hatalarimizdan hic ders almiyoruz. Nobel odullu yazarimiz kendini guvende hissetmedigi icin cok sevdigi vatanindan, romanlarinin ilham kaynagi sehirden ayriliyor ve New York'a tasiniyorsa, hala bazi kitaplar sansurlenip toplatilabiliyorsa, idam cezasi kalkti kalkmasina ama insanlar hala dusunce ozgurlugunden yargilanip hapsediliyorsa, cagimizin toplu iletisim kanallarina (youtube gibi) 'illegal' yayinlara yataklik yaptigi icin erisim engellenebiliyorsa ve bu ulkede hala birileri birilerini 'kardes' degil sirf etnik sebeplerden ya da giyim kusamindan dolayi dusman goruyorsa, sizce ders almis sayilir miyiz?

Pazartesi, Şubat 25, 2008

Guzel bir kayak tatili

Kis ve ay...
Gol buz tutmus...
Kendi kendine yakin cekim...

Her yerim agriyor, cunku haftasonu ciktigimiz kayak gezisinden dun gece geri geldik. Uzun zamandir bu kadar eglendigimi ve desarj oldugumu hatirlamiyorum. Gole sifir, hot tub ve somineli bir evde iki gece gecirdik, uzun uzun yemekler yedik, sohbetler ettik, cumartesi gunu ogleden sonra saatlerce kayak kaydik, buz tutmus verandadaki hot tub'da geceni bir yarisi eglenceli banyolar aldik, somine karsisinda, muzikler esliginde guzel gunler icin kadeh kaldirdik, Eski Turk filmleri seyrettik, kestaneler pisirdik, cekirdek citlettik, gol kenarinda yuruyus yapip, mountain coaster'a bindik, gecenin ilerleyen saatlerinde nintendo wii olayina sardirip golf, tennis, bowling, boxing bile oynadik, kisacasi bol bol gulduk, eglendik, spor yaptik, gunler ve geceler hic bitmesin istedik. Dun aksam DC'ye donerken icimi bir huzun kapladi. Her seyin, guzel de kotu de olsa, bir basi bir ortasi bir de sonu var dedim kendi kendime.

Gittigimiz kayak merkezi cok guzeldi. Ismi Wisp Resort. Her turlu aktivite mevcut. Snow tubing yapmayi cok istedik. Ancak gunler oncesinden rezervasyon yaptirmak gerekiyormus. Bilseydik bu kadar ragbet oldugunu... DC'ye yakin sayilir. Sadece 3 saat. Kaldigimiz evlerin genel ismi de Lakewood idi. Evlerin hemen hepsi gol manzarali, cok hos. Tabi gol bu mevsimde tamamen buz tutmustu. Hatta uzerinde buz pateni yapan, buzu delerek balik avlamaya calisan insanlar bile gorduk.

ps. Bu arada sandigimdan daha iyi kaydigimi kesfettim. Tabi black diomand kayamadim ama orta zorluktaki tepelerden vizir vizir kaydim walla:)

Cuma, Şubat 15, 2008

Kacirdim seni Elif Safak...Bir daha ki sefer insallah!

Yine, yeni bir haftasonu. Bu defa ki uzun haftasonu ama. Pazartesi gunu President's Day oldugu icin Federal hukumet tatil. Bize de dolu dolu uc gun tatil, yan gelip yatma firsati cikti. Ama tabi ben yan gelip yatmayacagim. Kaldigim apartmanin alt katinda bir depom var. Onu bu haftasonu derleyip, toparlayip bir mintika temizligi yapmayi planliyorum. Turkiye'ye gondermeyi dusundugum esyalarimi ayirip, geriye kalanlari satisa cikarmak uzere organize etmem gerekiyor. Tabi her gun yoga derslerine devam. Hazirlanip, evden cikmam, gitmem, gelmem ile beraber rahat iki bucuk saatimi aliyor. Bunlarin haricinde kalan sure icerisinde, elimdeki kitabi bitirmek, CNNturk'den bir arkadasimla sinemaya gitmek ve Ermeni arkadasimi caya davet etmek istiyorum. Pazar ogleden sonra Devrimler'de caya bulusup 22 Subat haftasonu yapmayi planladigimiz kayak gezisinin detaylarini konusacagiz. Simdiden cok heyecanliyim. Bol bol fotograf cekmek istiyorum. Bir de su mountain coaster nedir onu denemek icin sabirsizlaniyorum.

Bu arada Elif Safak'in imza gunune gidemedim. Giyindim, suslendim, Siyah Sut ile Baba ve Pic'i yanima aldim. Evden ciktim. Ahu ile benim evin kosesindeki Giant'in onunde bulustuk. O aksam maalesef hava cok kotuydu. Yagmur yagmakla kalmayip, hava sicakliginin dusuk olmasi sebebiyle dustugu yerde donuyor ve buz oluyordu. Yerler, kaldirimlar incecik bir buz tabakasi ile kaplanmisti. Hatta Ahu bir iki defa dusme tehlikesi bile atlatti. Onu birakin, eger haberlerde isittiyseniz, o gun Amerikan Savunma Bakani Gates dusup omzunu kirdi! Dusunun yani...Biz de o sogukta titreserek taksi beklemeye basladik. 5, 10, 15, 20, 25 dakika...Taksi yok, olan durmuyor, duran da gidecegimiz yeri begenmiyor. Ne zaman Istanbul gibi oldu Washington DC ya????? O dondurucu sogukta her durmayan taksinin ardindan kufurler edip, DC'nin, African-American taxi mafyasi elinde nasil oyuncak oldugundan ve bizlerin de bunun kurbanlari oldugundan, Virginia'daki cogunlugu Pakistanli ve Hintli olan taksicilerin cok daha kibar oldugu ve taxi-meter ile calistiklari icin daha namuslu olduklarindan dem yandik. Serzenislerimiz tabi bir ise yaramadi. Bir turlu taxi bulamadik. Ve sonunda bezip, bekledigimiz kosenin hemen karsisindaki Starbucks'a giderek, kahve ve cayimizi yudumladik. O gun DC, Virginia ve Maryland'de (bu uclu Potamac Primaries olarak geciyor) secim gunuydu. Yan masada oturan yasli ve konuskan bey ile secimler hakkinda konustuk. Kendisinin, 'annesinden sut emmeye' basladigindan beri nasil bir Clinton hayranligi ile yetistirildigini ve Hillary'yi destekledigini anlatti. Tabi o gun bu saydigim uc eyaletteki secimleri de ezici bir cogunluk ile Barack Obama aldi. Obama muthis bir hizla ilerliyor zaten. Su anda Demokrat partinin onde giden adayi ve bu gidisle Hillary'yi cok yakin zamanda tamamen devre disi birakacak. Obama'nin secim grubu, orgutlenmesini cok iyi yapti ve cok fazla bagis topladilar su ana kadar. Tabi bir de verdikleri mesaj cok kuvvetli. 8'er yil suren Clinton ve Bush hanedanliklarindan sonra, Obama, degisim icin yeni bir nefes ve yeni bir umut isigi olarak ortaya cikti. Ayrica da tutkulu bir savas karsiti olarak, yillardir suren Irak savasindan bikmis usanmis American halki icin bir nevi mesih oldu.

Sonucta olan bize oldu, Elif Safak'in imza gunune gidemedik, DC'nin uyuz taksicileri yuzunden:(

Salı, Şubat 12, 2008

Bu aralar hayatimda hersey cok karmakarisik. Ya da bana oyle geliyor. Is durumum belli degil. Hala bir yerlerden haber bekliyorum. Ya vatanima donecegim, ya da burada kalacagim. Oldukca radikal bir karar olacak eger donersem. Donmeden once hayatimda su anda nerdeyse en onemli sey olan yoga ile ilgili baska bir karar almayi arzuluyor, ama masrafsal ve uzun donem dusunuldugunde ne derece mantikli olur bilemiyorum. Baska bir belirsizlik daha...En azindan simdilik hemen her gun gitmeye ve kondusyonumu artirmaya calisiyorum. Vucudumun dayanikliliginin daha epey bir artmasi lazim ve bu da ancak hergun giderek ve tekrarlar yaparak oluyor. Ama sikayetim yok, memnunum. Derslere girerken kendimi cok yorgun hissetsem de, ayaklarim geri geri geri gidip, vazgecmek icin kafamda binlerce neden bulsam da, ciktigimda kendimi dunyanin en iyi insani gibi hissediyor, herseyi daha pozitif algiliyor, cildimin isiltisini ve parlakligini, dustan sonraki ferahligi cok seviyorum ve bunun bende bir bagimlilik yarattigini biliyorum. Zaten bu duygulari hissetmesem, sicakligi 100 F derecenin uzerinde olan bir 'sauna' da 90 dakika bir nevi iskence cekmezdim. Bugun yogaya gidemeyecegim, cunku Elif Safak DC'de ve buranin en iyi kitapcilarindan Politics&Prose'da 'Baba ve Pic' adli kitabi hakkinda konusacak ve kitaplarini imzalayacak. Ben tam bir Elif Safak hayraniyim. Kim Turkiye'ye gitse kitaplarini siparis ediyor, gelir gelmez de bir cirpida okuyuveriyorum. Yazi tarzini, betimlemelerini, zengin dagarcigini, konulari baglayis sekillerini cok begeniyorum. Hatta 'keske onun gibi biri olsaydim, yani o kadar bilgiyi, gorguyu, yasanmisliklari boylesine guzel bir sekilde insanlara anlatabilseydim' diyorum kendi kendime. Cok komik, gecen gun kendisini ruyamda gordum ve bayagi bir sohbet ettik. Cok guzel, denize sifir, muhtesem verandali bir evde oturuyor ve benimle o verandada sohbet ediyordu. Ben de ona kendisini ne kadar sevdigimi ve keske aramizda bir kan bagi olsaydi dedigimi hatirliyorum. Ne ilginc diymi? Insan zihni tam bir muamma. Keske su anda hayatlarimiza yon verirken birazcik rehberliginden yararlanabilsek, isigini azicik onumuzu gorebilmek icin odunc alabilseydik! Bazen ne kadar yoruldugumu farkediyorum hayatta, hele de onemli kararlar araf'esindeyken.

Cok ilginc kitaplar siparis ettim. Hepsi geldiler. Ama simdi Turkiye'ye gelirsem o kitaplari nasil getirecegim diye kara kara dusunmekteyim. Su an Caroline Myss'in 'Sacred Contracts' adli bir kitabini okuyorum. Ruhsal ogretilere ihtiyaci olanlar icin siddetle tavsiye ederim.

Cuma, Şubat 08, 2008

Ben Izmirliyim, ya siz?















Bir çok kişi için hayaller şehri.... Kimisi için de
sadece oturduğu şehir....
Aslında İzmir bir alışkanlık, bir tutkudur...
Eğer, Kordon dendiğinde aklınıza elektrikli
ev aletlerinin dışında bir yer ismi geliyorsa,
Körfez kokusu nedir biliyorsanız ve şimdiye kadar kaç
kişinin " Körfez'i temizleyeceğim " dediğini hatırlayabiliyorsanız ;
Hilton'un yapıldığı tarihi anımsayabiliyorsanız ;
Fame City'de deliler gibi eğlenip ( yaşınıza bakmadan ) çıktığınız da
“ Vay be... Bizim de bir gökdelenimiz var " dediyseniz ;
TAM 35 ve 35 ½ kavramları size bir şeyler ifade ediyorsa
GEVREK, ÇİĞDEM, DOMAT, NOHUT gibi kavramları kullanıyorsanız,
BOYOZ kelimesi size bir şeyler hatırlatıyorsa ;
ARAPSAÇI, TURPOTU, DALAGAN, İSTİFNO, EBEGÜMECİ, DENİZBÖRÜLCESİ
nedir biliyorsanız ;
Konuşurken arada bir diliniz istemese de " Geliyom, Gidiyom, Gelcen, Yapcan, Etçen " şeklinde sürçebiliyorsa ;
Gördüğünüz her gökdelen'i Hilton ile kıyaslıyorsanız ;
CHURCHILL de çay içtim dediyseniz ;
Eliniz'de Hasan Tahsin anıtının ya da Atatürk
anıtının yanındayken çekilmiş bir fotoğrafınız varsa ;
Karşıyaka deyince aklınıza güzel kızlar geliyorsa ;
Bir kerecik dahi Kıbrıs Şehitlerin de sevgilinizle el ele dolaştıysanız ;
Park sorunu, trafik sorunu, kara kış ne demektir bilmiyorsanız ;
KAR görmek için Sabuncubeli'ne ya da Manisa Spil'e gittiyseniz ;
Zeybek havası duyduğunuz da içiniz cız edip kalkıp oynayasanız geliyorsa ;
KALBİM EGE'de KALDI şarkısını kendinizle özdeşleştirebiliyorsanız
Ağustos sıcağı kavramından nefret ediyorsanız ;
9 Eylül size, Üniversite dışında bir şeyler hatırlatıyorsa ;
KUMRU'nun aslında bir kuş olmadığını, çok da lezzetli olduğunu düşünüyorsanız ;
HIDRELLEZ deyince sokaklarda yakılan ateşler aklınıza geliyorsa ;
BEHÇET UZ'un kim olduğunu bilyorsanız ;
Atilla İlhan, Can Yücel, Sezen Aksu isimlerini duyduğunuz da
şöyle bir kabarıyorsanız ;
Şimdiye kadar bir kere bile olsa Sevinç Pastanesi önünde buluştuysanız
veya Sevinç'te " Kup " yediyseniz ;
Üniversite deyince aklınıza iki tane, özel okul ( kolej ) deyince de
sayılı isim geliyorsa ;
Sıcakkanlıysanız ve Bardacık Seviyorsanız ;
Paraşüt kulesinden atladıysanız ya da atlayan tanıdıklarınız varsa ;
Fuar'da Göl'de kuğulara bindiyseniz ;
Her sene Ağustos'un sonun'da fuar'a giderek " Birkaç Ünlü görsek bari..." dediyseniz
Hiçbir zaman bir yere geç kalma korkusu yaşamadıysanız ;
İnsanlar size sanki birer düşman gibi bakmıyorsa
Her yıl 9 Eylül'de Türk Yıldızlarını canlı izleyebiliyorsanız ;
Yunanlıların sizin için bir anlam teşkil ettiğini düşünüyorsanız
Salhane'de Mezbahayı ve Altınyol'un açılışını hatırlayabiliyorsanız ;
Hayatınızın önemli bir bölümü belediye otobüslerin'de geçiyorsa ;
Nisan-Ekim ayları arasın'da haftasonları Güzelbahçe, Urla, Seferihisar,
Çeşme, İnciraltı, Sahilevleri, Mordoğan, Karaburun, Gümüldür, Kuşadası,
Dikili, Foça, vb... yerlerde geçiriyorsanız
Çocukken Kemeraltı'nda kaybolduysanız
Babanız " Biz çocukken Konak'ta denize girerdik " hikayeleri anlatıyorsa ;
Başka bir şehirdeyken, insanların giyimleri ve davranışları size ters geliyorsa;
Etrafınız da şortlu, mini etekli, askılı giysili kızlar ve şortlu, küpeli erkekler görmek dikkatiniz çekmiyorsa ;
Kordon'un eski halini hatırlıyorsanız ;
Saat Kulesi'nin deniz kenarın'da olduğu zamanı hatırlıyorsanız ;
Pizzanıza ketçep ve/veya Mayonez döküyorsanız ;
Bir kere bile YKM'nin önünde buluşup Çınar sinemasına gittiyseniz
En az bir kez Omer Aga’nin o meshur, lezzetli mi lezzetli sahlebini ictiyseniz
En az bir yabancı dil biliyorsanız ve günlük hayatınızda turistlere alışıksanız ;
Kampüs denince aklınıza sadece Ege Üniversitesi kampüsü geliyorsa
Cüzdanınızda en az bir tane Kentkart varsa ;
Çevrenizde birilerinin Karşıyaka ve İzmir'in geri kalanını karşılaştırdığını
duyunca kulak kabartıyor ve hatta itiraz ediyorsanız ;
İzmir'in çevresinde ki yazlık beldelerde bıyıklı ve göbekli Ankaralı ve
İstanbulluları görmek sizi rahatsız ediyorsa ;
Hala türbanlıları ve kara çarşaflıları yadırgıyorsanız ;
Mahzun Kırmızıgül ile Alişan'ı ayırt edemiyorsanız
En son gittiğiniz milli maçın tarihini hatırlamıyorsanız ;
Basketball sporunu, Futboldan daha çok seviyorsanız ;
Yaya geçidi kavramından habersizseniz ;
Kuşadası'na ADA diyorsanız ;
Uğrak ve Bahane'nin yerini biliyorsanız ;
İzmir'de sadece iki Mc Donald's olan zamanı hatırlıyorsanız ;
Montrö, Lozan, size Avrupa şehirlerinden başka bir şeyler hatırlatıyorsa ;
Toplumsal sevinçlerde ve kutlamalarda aklınıza gidilecek sadece
tek bir buluşma noktası geliyorsa ;
Otobüste size biletini ya da Kentkartını veren kişi karşılığında
para almamakta ısrar ediyorsa ;
Her yıl okulun ilk haftası elinizde listeyle Sevgi Yolu'na gidiyorsanız ;
Yolda biriyle çarpışınca, refleks olarak gülümseyip özür diliyorsanız ;
Trafik'te 34 plakalı sürücülerden şikayetçiyseniz ;
Yengen deyince aklınıza yiyecek bir şeyler geliyorsa ;
Konak Meydanın da vapura giden yolda ki çeşmeden bir kez bile su içmişseniz ;
Ortaokula giden kızınızın erkek arkadaşı olması sizi rahatsız etmiyorsa ;
"Bİ YER" denilince gerçekten aklınıza belli bir yer geliyorsa ;
Kordon'da güneşin batışını izlemenin bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorsanız
"Okulu asmak" ya da "Okulu kırmak" yerine "Okulu ekmek" diyorsanız ;
Fuar denilince aklınıza Lunapark geliyorsa ;
Size doğru yaklaşan bir kamera ile mikrofon görünce hızlı adımlarla
yolunuzu değiştiriyorsanız
Evinize en fazla 100 mt. uzaklıkta bir Tansaş mağazası varsa ;
Başka bir şehre gittiğinizde, orada
yaşayanlara acıyorsanız ;
Her piyasa yapmaya çıkışınız da, aklınıza gidilecek 1-2 semt geliyorsa
Göztepe,Çankaya, Bahçelievler isimlerinin sadece İzmir'de kullanıldığını
sanıyorsanız ;
Uzakteyken, "Ahh.. Şimdi İzmir'de olsaydım... " diyorsanız ;
SİZ İZMİRLİSİNİZ....

Salı, Şubat 05, 2008

Steve Goodier'in "Bir Dakika Hayatinizi Degistirebilir" adli kitabindan
alinmistir:

Tanridan gururumu yok etmesini istedim.
Tanri "Hayir dedi
Gurur benim yok edebilecegim bir sey degil, senin birakabilecegin bir
seydir." dedi.

Tanridan sakat cocugumu iyilestirmesini istedim.
Tanri "Hayir, dedi
Onun ruhu saglam, vucut o kadar önemli degil, O gecici bir seydir."
dedi.

Tanridan Bana sabir vermesini istedim.
Tanri "Hayir, dedi
Sabir buyuk acilar cekilerek ögrenilebilecek bir seydir. Sabir
verilmez,hak edilir." dedi.

Tanridan Beni mutlu etmesini istedim.
Tanri, "Hayir, dedi
Ben sadece nimetlerimi sunarim, Mutlu olmak sana bagli." dedi.

Tanridan Beni cektigim acilardan kurtarmasini istedim.
Tanri "Hayir,dedi
Cektigin acilar gunluk kaygilarinin önemsizligini anlamani, onlardan
uzaklasmani ve bana daha cok yaklasmani saglar." dedi.

Tanridan Ruhumu olgunlastirmasini istedim.
Tanri "Hayir,dedi
Kendi kendine olgunlasmalisin, ama meyvelerini alman icin yardim
edecegimden emin olabilirsin." dedi.


Tanridan Hayati sevmemi saglayacak her seyi istedim.
Tanri, "Hayir,dedi
Ben sana hayati verecegim, Böylece hayata dair her seye ancak sen sahip
olabilirsin." dedi.

Tanridan,
Tanriya duydugum sevgiyi,baskalarina da duyabilmeyi istedim.
Tanri söyle dedi:
Ohhh! Nihayet dogru bir sey istedin."

Ruhu olgunlasmamis bir kul tanriya hep "ver bana..." ile biten dualar
eder, olgunlasmis bir ruh ise "vermemi sagla..." diye bitirir dualarini...

Cumartesi, Şubat 02, 2008

PERSEPOLIS, a MUST SEE...

It was one of the best animated-movies I have ever seen. It is superbly moving, beautifully created, a true story, witty and funny, touching...How could a smart, curious, outspoken little girl, Marjane Satrapi, survive through the Iranian revolution, the Khomeini regime, and the Iran-Iraq war? How did she see and interpret the events through her own prism? What were her sufferings and daily-life funs? It is a story of a childhood in the 70s of Iran and it is absolutely hilarious. You not only have to watch it but you also have to own the DVD for your collection.