Salı, Aralık 30, 2008

The Bucket List

Arkadasim Sevgi'nin gectigimiz kurban bayraminda Izmir'e beni ziyarete geldiginde yazmis oldugu bir yazi. Beni de ilgilendirdigi icin burada yer vermek istiyorum. Orijinal'ine bu linkten ulasilabilir:http://www.sevgistanbul.com/Oku.asp?BlogId=6

**************

Bizim Bucket List

Tam da the Bucket List filmini izleyip Foca gibi insana hayatin ve dunyanin aslinda guzel oldugunu dusundurten bir yerde, Aralik gibi soguk olmasi gereken bir ayda acikhavada denizden taze cikmis balik keyfi yaparken biz de neden kendi listemizi yapmiyoruz dedik Seda ile. Zaten bir kac gunluk tatilin ve gunesin de etkisiyle 'sagligimiz oldugu surece bizi istediklerimizi yapmaktan ne alikoysun ki' modundaydik. Her zamanki gibi Batililar'in (Amerikalilar diye okuyabilirsiniz) herseyi yapabiliriz dusuncesiyle buyurken bizim hep engellerle bogusarak yasamaktan ogrenilmis caresizlik fikrini zihnimize kazidigimiz tespitini yenileyip 'neden kagida dokmeyelim ki o an aklimiza gelen ilk isteklerimizi' dedik. Tabii herhalde onun da benim de oyle dunyaya mal etmek istemedigimiz isteklerimiz vardir (herhalde degil,kesinlikle insan olmanin geregi olarak). Bazi seyler cidden kul ile Allah arasinda kalmali galiba, ne de olsa Allah'la olan iliskimizde 'social desirability effect' yok. Hos, asil onunla olan bagimizda maksimum derecede bir 'desirability' istegi hakim olmali.

Neyse, asagida okuyacaginiz liste onem sirasina gore falan yapilmadi. Tamamen ritmi dusuk ama keyfi yuksek bir Ege ogleden sonrasinda gunes icimize enerji verirken hazirlandi. Bakalim seneye bu vakitler ne kadarini gerceklestirmis olabilecegiz...

Iste Turk isi,bizim Bucket List:

1.Bir yaz aksami Bogaz'da teknede yavasca yol alirken fasil yapmak (mumkunse tumu sevilen ve pozitif bir grupla)
2.Sakran'da bir yaz gunu baliga cikmak (ne Sakran'i gordum,ne balik tutma hevesim oldu simdiye kadar, ama kafamda canlandirinca itiraz edebilecegim bir sey degil)
3.San Francisco'da kalip civarda 'road trip' yapmak (mumkunse burada kisken olsun).
4.Dalmacya kiyilarini gezmek
5. Bizi cok sevecek ve bize deger verecek 'partner'lar bulmak (partner lafi kulaga cok 'queer' gelse de queer olmadigimizi soylemeye gerek yok)
6. 60 yasina gelince John (Seda'nin patronu ve benim de tanidigimdan beri cok 'cool' buldugum ve en fazla 45 gosterdigi halde hayretler icinde 60inda oldugunu ogrendigim adam) gibi olmak icin duzenli spor yapmak (Seda yoga secenegini ekledi kendisi icin)
7. Datca'ya bir haftasonu gidip camur banyosu yapmak, balik ve badem yemek (bu cok spontan ve bademden cikan bir istek oldu, ama neden olmasin)
8. Kesfedilmemis bir Ege kiyi koyunde ev almak (bu da oradayken cok mumkun gelse de Istanbul'da siren sesleri ve egzos arasinda pek bir uzak geldi,ama zaten tam da o nedenle cazip).

Bu listeye sonsuz sayida ekleme olabilir, ama galiba bu kadar specific seylerin yaninda temel oge insanin kendisi icin ic huzuru saglayacak 'sey'i bulmasi ki ben gun gectikce bunun insanliga hizmet amacli sosyal islerden gectigine daha cok ikna oluyorum. Yoksa elbette guzel evler, yeme-icme-gezme herkese iyi gelir ve gerekli de. Ne var ki hep soyledigim gibi gerekli ve gecici olan her zaman yeterli olmuyor...

Yazar: sevgi Tarih: 13 Aralık 2008, Cumartesi
Yorumlar
Sema Akboga
15 Aralık 2008, Pazartesi
NY yolundayken okudum listeni biricik arkadasim...Su an su yolda tek basina olmaktan inanilmaz keyif alsam da listenizde en cok sevdigim sey altinci madde oldu..Guzel insanlarla tanismak dilegiyle diyorum ben..

Hosgeldin 2009!

Her yilbasi bir onceki yil yilbasina nasil girdigimi sorar, hatirlamaya calisirim. Hafizam cok guclu olmadigi icin "acaba neredeydim, kimleydim, ne yapiyordum?" diye sorar dururum surekli. Gecmis on yili dusundugumde hatirlayabildigim yilbasi aksamlari sunlar oldu:

*1998 Agustos'unda Amerika'ya henuz yeni ayak basmistim. Aralik ayi'nin son gunu neredeydim diye cok dusundum. O yil Amerikali, guzel, genc ve zenci olan Dona'nin evindeki bir odasini kiralamis ve onunla yasamaya baslamistim. Kadin biraz temizlik takintiliydi ama cok tatli biriydi genel olarak. Beyaz, kendinden yasca buyuk bir erkek arkadasi vardi. Benim kucuk bir odam ve kendime ait bir banyom vardi. Sevgilim o yil bana odamda muzik dinleyebilmem icin bir stereo cd calar+radio almisti. O zamanlar bu buyuk bir hediyeydi benim icin ve cok mutlu olmustum. Beni ziyarete geldiginde kucuk odamdaki buyuk yatagima uzanir, birbirimize sarilir, beraber muzik dinler, hayaller kurardik kalplerimiz delicesine atarken. Yasadigim EN MASUM ask ve sevgiydi, bir daha tekrarini yasamadigim....Dona ile beraber ilk yilbasi agacimizi kurmus ve suslemistik. Yeni yil aksami bir yerlerde, Coconut Grove semti olabilir, yemege gitmis, sonra da bir yerlerde eglenceye gitmis olmaliyiz. Dona'nin evinde yeni yila girmis olma ihtimalimiz de var. Net hatirlamiyorum tuh!!

* Millennium yili 2000'e Miami meydanlarinda girmistim cocukluk askimla, ilk erkek arkadasimla, hani bana su stereo'yu hediye eden. Bay Harbor'daydik yanilmiyorsam. Onun orada yasayan ablasi ve beni Turkiye'den ziyaret eden annem ve cok sevdigimiz, erkek arkadasimin University of Miami'den arkadasi Aysegul ve esi de bizlerleydi. Once erkek arkadasimin evinde ablasinin hazirladigi bizim de katkida bulundugumuz kallavi bir aksam yemegi yemis, sonra da kendimizi sokaklara atmistik. Her yer insan kayniyordu, her yerde muzik vardi ve herkes dansediyordu. Yeni yilin ilk saniyeleri ve dakikalarina muhtesem bir havai fisek gosterisi seyrederek girmistik. O'nu cok seviyordum ve cok heyecanliydim o aksam. Miami'nin yildizli semalari altinda kalbim kut kut atiyordu. Hey gidi gunler heyyy!!!!

* 2001 yili hafizamda silik:(( Belki de o yili hatirlamak istemememden, kimbilir?? Hah, tamam simdi hatirladim. Turkiye'de ailemle beraber gecirdigim, Amerika'da yasamaya basladiktan sonra, ilk yilbasiydi. Ablam 1999 yilinda Antalya'ya yerlesmis, su anda oturdugu evine tasinmisti. Rahmetli babaannem hala sagdi. Bizimkiler ben Amerika'dan onlari ziyarete geldigim icin cok sevincliydiler. Salonun ortasina balkondaki masamizi tasimiz, ablam ile annem guzel yemekler yapmisti. Televizyonda yilbasi programlarini seyrederek, gulerek, dans ederek, ben sahsen bol bol gobek atarak:))) yeniyila girmistim. Ma-aile gecirdigimiz son yilbasiydi. Ertesi yil babaannemi kaybettik.

* 2002 yili Noel tatili Londra ve Oxford'a gitmistim. Noel'de Avrupa kentleri inanilmaz keyifli oluyor, her yer isil isil, rengarenk, cesit cesit suslemeler, noel muzikleri (bazen bayiltircasina abartili bir sekilde calmalarina ragmen!) hediyelik esyalar, cikolatalar, sekerlemeler, noel dede suslu Starbucks kahve bardaklari, noel dede'lerin etrafinda fotograf cektirmek icin yarisan minik kalabaliklar...Yeni yildan bir kac gun once DC'ye donmus ve babaannemin 29 Aralik'taki olum haberiyle yikilmistim.

* 2003 yilinin son gunu Washington DC'nin en unlu restorantlarindan, Bill Clinton gibi Beyaz Saray oturanlarinin da mudavimi oldugu bir hint restorantinda (The Bombay Club) idim. Her masanin uzerine konan degisik boylar ve renklerdeki huni sapka+cingirak+duduk uclemelerinden biz de nasibimizi almis, komik kiliklara girmistik. O gun cocuklar gibi sendik:))

* 2004 yilinin son gunu dort basi magrur bir sofra hazirlamis, yemekler pisirmis ve butun gece beklemistim:((((

* 2005 Aralik ayinda Bruksel'deki bavullarimi toplamis ve Washington DC'ye henuz yeni donmustum. Doner donmez korkunc grip olmustum hatta. Oyle boyle degil... Yeni yil aksami ve o haftasonu cok keyifli gecmisti neyseki. Arabaya atlayip sehre 4 saat uzaklikta daglarin arasinda, enfes dogasi olan bir yerde (ismini maalesef hatirlayamiyorum su an) bed@breakfast bir yerde cok tatli bir ciftin evinde kalmis (ev sahibi kadin bana antikalarla susledigi evindeki antika bir cantayi hediye etmisti biz ayrilirken) aksam icin oradaki muzik okulunun duzenlemis oldugu yemekli/klasik muzikli yilbasi partisine katilmistik. Masamizi paylastigimiz diger Amerikalilar o kadar hos sohbet ve sicakkanliydi ki gece nasil gecti anlamadik. Soyle hos bir animiz da olmustu: O Amerikalilardan gazeteci olani bizi cok sevmis olmali ki bizim hakkimızda bize ozel bir makale yazmisti kendi gazetesinde sonraki gunlerde yayimlanan!!!!Ustelik bize de bir kopyasini gonderme zarafetini gostererek.

* 2006'nin son gunu Kanada, Nova Scotia'daydim.Evin her yeri 'Seda' agaclari dedigi kurudal+yilbasi susleri+isik kombinasyonlu agaclarla suslenmisti. Beraber gidip gercek bir cam agaci da satin almis, rengarenk bir sekilde suslemistik. O gun Halifax'a gidip cok guzel bir tiyatro seyretmis (sanirim Oliver Twist idi) sonra da bir Japon restorantinda yemek yemistik. Yemekleri onumuzde pisirmislerdi. Biz de kafamizdaki komik sapkalarla o yemekleri afiyetle yemistik. Eve dondugumuzde tekila icmis, pellet sobamizi yakmis, atesin karsisinda guzel dileklerimizle uykuya dalmistik.

* 2007'inin son gunu Maryland Bethesda'da yasayan bir arkadasimizin (Devrim) evinde yilbasi partisinde girmistik yeni yilin ilk gunlerine. Oldukca kalabalik bir gruptuk, harika yemekler hazirlamisti arkadaslarimiz. Yine kafamizda komik sapkalar ve agzimizda dudukler vardi. Eglence, samata, cocuk gurultusu, iyi dilekler, kucaklasmalar, opucukler, danslar, ickiler....hosgeldin 2008 dedik.

* 2008'in son gunleri ablamla Antalya'dayim. 4 ay once uzuuun yillar yasadigim artik neredeyse ikinci memleketim olan Amerika'dan birinci memleketime geri dondum. Gecis donemi cok kolay olmadi, ama cok da zor degildi acikcasi. Is icin Ankara'daydim 22 ve 23 Aralik. Sonra hop Antalya yaptim. Tam bir haftadir ablamin evinde tembellik/miskinlik yapiyorum. Antalya'da havalar cok soguk. Yeni yil planimiza gelince: Yarin ablamin ve benim cocukluk arkadaslarimiz, Sinem ve Didem kardesler buraya geliyorlar. Hepimiz Hillside Su'ya check in yapiyoruz ogle saatleri. Sonra versin elini fitness salonu, sauna, hamam, havuz...Dilimiz bir karis disarida halimiz kalirsa aksam icin suslenip giyinip kokteyl ve gala yemegine katilma...Sarkici Neco ve Istanbul Gelisim Orkestrasi muzik yapacakmis. Ablam IGO'nun cok iyi oldugunu soyluyor, Neco'da iyidir, ben severim. Sonrasinda da ya otelde eglenceye devam etme ya da Antalya'daki guzel gece kluplerinden birine gitme. Bakalim ben saat kaca kadar dayanabilecegim. Saat onbir gibi uykusu gelen, sigara icilen cok gurultulu ortamlardan hic hoslanmayan biri olarak...Gorecegiz..

Hepinize saglik, huzur ve mutluluk dolu herseyin gonlunuzce olacagi 2009 yili diliyorum.

Çarşamba, Aralık 17, 2008

Bostanli Pazari maceram

Bugun calismadigim bir gundu. Firsati degerlendirip Bostanli'da evimizin cok yakinda kurulan pazara gideyim dedim. Neden bilmiyorum, pazarlardan hep cok keyif almisimdir. Bu sebeple gittigim ve yasadigim her ulkede pazar buldum. Bruksel'de Fas'lilarin kurdugu pazar, Washington ve Miami'de Latinlerin, Italyanlarin pazarlari vesaire...Bugun de gittigimde her zamanki gibi cok mutlu oldum. Mis gibi kokular, kalabaliklar, renkler, elbiseler, coraplar, pijamalar, yumurtalar, tavuklar (onlara cok uzuluyorum), otlar...hersey var. Yikanmis, yikanmamis elimi attigim herseyin, tabi izin alarak, tadina bakiyor, elliyor, dokunuyor, cok da zevk aliyorum sifir hijyen olmasina aldirmadan. Bugun yiyecek olarak nar, kabuklu ceviz, tatli lor, tuzsuz kelle:) keci peyniri, domates, brokoli ve kebaplik kestane aldim. Giyecek olarak beyaz tuylu bir sal, iki uzun kollu t-shirt, uc adet yun fanila, uc adet normal/dikissiz/organik fanila. Eve gelir gelmez bir portakal ve iki mandalina soydum kendime. Uzerine de pazardan yeni aldigim cevizlerden kirip kirip yedim. ohhh afiyet olsun bana:)

Irakli gazeteciyle ortak yanim

Bush'un kafasina ayakkabi firlatan Irakli gazeteciyi yurekten tebrik ediyorum. Keske isabet ettirseydi...hepimizin yapmak istedigi bir seyi yapti. Adami giderayak rezil etti.

Benim de kafam bir acayip calisiyor galiba. Ben de hep boyle ciddi toplantilarda sunu dusunmusumdur: simdi cikip bagirip cagirsam, kahkaha atsam ya da birinin uzerine atlasam nasil bir sansasyon olur? herkes ciddi ciddi ve sessiz sessiz dinlerken bana batar bir sekilde o agir hava ve o ortami bozacak, agirligi kaldiracak nasil bir cikis yapilabilir diye dusunurum. Demek ki bunu dusunen tek ben degilmisim:)))

Salı, Aralık 16, 2008

Havalar Sahane...

Gecirdigim en guzel kis mevsimi Izmir'de geciyor. Havalar oyle guzel, iliman, gunesli ki iyi ki Ege'de yasiyorum, iyi ki donmusum diyorum sirf bu sebepten:) Simdilik Karsiyaka'da annemlerin yaninda ikamet ediyorum. Ofisi de Karsiyaka'ya tasidik bugun itibariyle. Keyfime diyecek yok. Her zaman evden ise yuruyerek ya da en azindan bisitletle gitmeyi hayal etmistim. Simdi artik ikisini de yapabilirim. Allah'im sana cok sukurler olsun.

Bayramda arkadasim Sevgi geldi Ankara'dan. Izmir'de yasamanin nimetleri: Urla, Cesme, Alacati, Eski Foca yaptik. Guzel havanin ve her yere yakin olmanin tadini cikardik. Balik yedik, katmer yedik, guzel, sirin, kucuk cafe'lerde damlasakizli kahveler icip kurabiyeler yedik, gulduk, eglendik, gunes aldik bol bol. Cok keyifliydi. Yasasin Ege, yasasin Izmir, yasasin Karsiyaka!!!

Salı, Aralık 09, 2008

Bir kurban bayrami daha boyle geciyor...

Cok uzun zaman oldu yazmayali. Tembellikten, stresten, yeni is ve yeni bir hayatin sorumluluklari ve sorunlarindan zaman yaratamadim, yaratmak istemedim belki de yazi yazmak ve guncellemek icin blogumu. belki de yazmaya deger birsey bulamadim, ya da bazilarini yazmak istemedim. icimde tutmak ve kimseye soylememek istedim. cabaladim, bunaldim son donemde. su an nasilim? eh iste... icinde bulundugum ani yasiyorum. yazacak gucum yok yine. o yuzden kopya cekicem, hazira konucam. Iste beni Ankaradan bugun ziyarete gelen Istanbullu ama Washington DC de kader birligi yaptigimiz arkadasim Sevgi'nin bugune dair izlenimleri. Herkese iyi bayramlar..

Perşembe, Kasım 06, 2008

Obama, Yeni bir donem...

Kisisel olarak, orada yasadigim surece politikalarindan illallah demis, iki ulkeye bomba yagdirirken herseyi real-time televizyonlarindan seyretmis biri olarak Bush gibi elleri kanli ve su katilmamis aptal bir politikacinin gidip yerine dinamik, genc, akilli, yeni politikalar ve zihniyet degisimini simgeleyen ustelik de Afro-Amerikali bir zencinin, Obama'nin, gelmesine buyuk sevinc duymaktayim. Chicago'da zafer konusmasini yaparken gozlerimin dolmasi niye diye dusunuyorum. Cok uzun yillar Amerika'da yasadigim ve onlari bir nebze de olsa anlayabildigim icin mi? Bush'un politikalarinin hepimizi nasil etkiledigini yakinen gordugum icin mi yoksa? Ya da otobuste, sokakta her zenci gordugumde gosterdikleri taskinliklarin ve asagilik kompleksli tavirlarinin tarihteki koklerini irdeleyip onlara empati duymaya calismam mi? Koleligi anayasalarina koymus, sonra da anayasalarindan cikarmak icin ic savaslar vermis, 1954'de Rosa Parks'in otobuste on siralara oturmasiyla baslayan medeni haklar mucadelesi, Martin Luther King'in buyuk kalabaliklari arkasina almasiyla cig gibi buyuyen protestolarinin 21.yuzyilda Amerika'yi getirdigi su nokta bu ulkede gercekten herseyin mumkun oldugunu gosteriyor. Gercekten takdire sayan, hem kendileri degisebiliyor, hem de sistemi degistirebiliyorlar. Sistem esneyebiliyor, sistem nefes alma alanlari yaratabiliyor, bizdekinin tam aksine. Az once New York Times'da okudugum bir haberde soyle diyordu: Baskan Obama'nin 20 Ocak'ta baskanliga gelme seramonisinin bu yilki temasi 'Ozgurlugun Yeniden Dogusu' olacakmis. Bu hem Abraham Lincoln'un dogusunun 200.yildonunumunu simgeleyecek, hem de yine Illinois eyaletinden koleleri ozgurlestiren bir baskan olan Lincoln'u, politikada en sonuncu irkci engeli asan yeni baskan Obama'ya simgesel olarak baglayacakmis. ‘Bu gece bir kez daha kanıtladık ki, ulusumuzun gerçek gücü, ordumuzun ve silahlarımızın kuvvetinden veya servetimizin büyüklüğünden değil demokrasi, özgürlük, fırsatçılık ve sınırlanamaz umutlarımızdan oluşan ideallerimizin sonsuz gücünden geliyor. Eğer hâlâ oralarda bir yerlerde, Amerika’nın her şeyin mümkün olduğu bir ülke olduğundan, ülkemizin kurucularının hayallerinin hâlâ geçerli olup olmadığından, demokrasimizin gücünden şüphe duyan birileri varsa, bu gece cevabınızı aldınız.’ Obama

Salı, Ekim 14, 2008

Alacati, harika bir konser, depresif bir Turk filmi...

Gezdim: Alacati gormeyeli, gitmeyeli cok degismis, cok keyifli bir yer olmus. Cocukluk arkadaslarim, onlarin bir arkadasi ve ablam hep beraber gittik. Alacati sokaklari yurumek icin cok keyifli. Bir suru kucuk, sirin dukkan ve sahane tas evler var. Varir varmaz once Kose Kahve'nin muhtesem damla sakizli kurabiyelerinden yiyip naneli limonatalarindan ictik. Sonrasinda antikacilar carsisini ve taki-incik-boncuk carsisini soyle bir dolastik. Epi topu bir avuc yer zaten Alacati. Daha yedigimiz kurabiyeleri eritmeden Lavanta Restorant'a aksam yemegi icin oturmus siparislerimizi veriyorduk! Lavanta'nin mudavimleri olan arkadaslarim kadayifli karides siparisi verdiler hepimiz icin, ki muhtesemdi, parmaklarimizi yedik! Bir sise de Terra'nin Merlot'sundan ismarladik. Guzel muzikler esliginde aksam yemegimizi yedik. Yemekten sonra Cesme'ye ugradik ve oranin unlu Rumeli pastanesinin meshur sakizli dondurmasindan yiyip (Turkiye'de ilk sakizli dondurmayi 1970 yilinda buranin sahibi Selanikli Osman Bey yapmis. Ellerine saglik Osman Usta!), kuyumcudaki taki kutularina benzer kutularin icinde satilan damla sakizlarindan satin aldik (daha sonra sakizli muhallebi yapmak icin evlerimizde:)) Laf aramizda ben cok leziz sakizli muhallebi yaparim). Izmir'e vardigimizda gece yarisiydi. Izmir'e bu kadar yakin boylesi guzel yerlerin olmasi ne kadar dogru bir tercih yaptigimi yeniden hissettirdi bana o aksam.

p.s. fotolari henuz yukleyemedigim icin su an koyamiyorum:(( useniyorum da sanirim biraz.

p.s.2. Bu Persembe Atolye Lavanta'nin "Ev Yapimi Ekmekler" kursuna gidiyoruz. Yuppiii...Pazar sabahlari kacmaz benden artik brioche'lar, yedi tahilli ekmekler! Kim geliyor pazar gunu brunch'a? :-))

Dinledim: Izmir Fuar Acikhava'da Goran Bregovic muhtesem bir konser verdi. Bosna-Hersek Turkiye macindan bir gun once olmasi acaba ozel olarak mi denk getirilmisti bilmem ama konser tek kelimeyle Muh-Te-Sem-Di!!! Fuar Acik Havaya geldigimizde konser salonunun disarisinda izdiham vardi. Bizim davetiyelerimiz olmasina ragmen can guvenligimizi tehlikeye atarak kalabaligi yarmak zorunda kaldik ve tek parca halinde iceri girmeyi basardik. Goran beyaz takim elbisesiyle sahneye cikti 10 kisilik ekibiyle. Birlikte sarkilari soyledigi muthis yetenekli genc bir solist vardi hemen yaninda. Ayakta onlara eslik eden yerel giysileri icerisinde iki Bulgar kadin ve arkada uflemelilerde usta 6 virtuoz. Guzel bir Izmir aksami, yildizlarin altinda, o guzelim sicacik Balkan muziklerini muthis vokallerle ve enstrumanlarla dinlemek ne kadar keyifliydi, sozcukler yetersiz kalir anlatmak icin. Konser bitiminde cok alkis alan Goran (bu arada konser sirasinda da iceriye giremeyen kisiler disarida izdiham yaratmaya devam etmislerdi) bis yapmak zorunda kaldi. Tabi konser boyunca surekli viskisini yudumlayan Goran (Allah'tan arkadasim durbununu getirmisti. O sayede Goran'in ve yanindaki solistin mimik ve el hareketlerini gozlemleyip, Goran'in viski ictigini farketmemiz mumkun oldu) konser sonuna dogru iyice keyiflendigi icin hayatinin en uzun bis'ini yapti herhalde. Uc parca soyledi bizlerin de aralarda katildigi. Oyle keyifliydi ki bir ara ayaga kalkti ve: I will drink and sing for you diyerek costukca costu adam. Ama ne cosmak!!! Bizler icin onu oyle extradan uzun dinlemek tabi super oldu. Yasasin Viski, Yasasin Icki demeden edemiyorum:)

Seyrettim: Annemle beraber, dun, yonetmenligini Erden Kiral'in yaptigi, Nurgul Yesilcay'in son filmi "Vicdan"i seyrettik. Annemi ben kandirdim "hadi gidiyoruz film seyretmeye" diye. Filmin konusunu bilmiyordum, filmdeki iki kadinin yakinlasmasi disinda. Eger iyi bir ruh halinde degilseniz filmi seyretmekten kacinin derim. Oldukca karanlik, insanin icini sikan, huzunlendiren, zaman zaman gozlerini dolduran bir film. Hele bir sahne var ki orada genc oyuncu Tulin Ozen Oscar'i hak ediyor diyebilirim. Simdi hangi sahne oldugunu soylersem filmi seyredecekler icin hic iyi olmaz. Siz filmi seyrettiginizde zaten hangi sahne oldugunu bileceksiniz. Iste o sahne sinemadan ciktiktan sonra uzun sure aklimdan gitmedi. Toplam 10 saniye belki ama yarattigi etki saatler boyu. Filmde yazilip cizildigi gibi acik acik lezbiyen bir iliski yok. Yonetmen tamamen onu seyircinin hayalgucune birakmis. Evet iki kadin yakinlasiyor ama Turkiye'deki pek cok kadinin yakinlasmasina benzer bir yakinlasma bence bu (Cogu kadin ulkemizde ayni yatakta uyumakta, birbirlerine sarilip birbirlerini sapir supur opmekte, orasini burasini sIkIstirmakta, birbirlerinin kiyafetlerini giyip birbirlerine makyaj yapmakta bir sakinca gormez. Bu cok dogal karsilanir. Hatta kadin-erkek degil de kadin kadina dans eden ciftler goruruzgenelde dugun derneklerde. Ha simdi bu Amerika'da olsaydi o zaman kesin lezbiyen etiketini yapistirabilirdik cunku onlarin toplumunda birakin kadinlar arasindayi insanlar genelde bu kadar samimi ve paylasimci degil) Ben ikisinin yakinlasmasini cocukluk arkadaslari olmasina ve icerisinden gectikleri zor donemlerde birbirlerine yakinlasma ihtiyaclari olmasina bagladim. Ama tabi bu benim yorumum. Sizin yorumunuz ne olur bilemem.

Filmden bir kac not:

Film Izmir'de cekilmis. Yari gercek hikayeye yari da Hasan Ozkilic'in iki oykusune dayaniyor. Film dogaclama cekilmis!! Erkek basrolde "Mutluluk" filmindeki roluyle Altin Portakal odulunu alan Murat Han oynuyor. Super bir oyunculuk sergilemis. Filmdeki uc basrol oyuncusu, Murat Han, Nurgul Yesilcay ve Tulin Ozen, bu yil Altin Portakal'da aday gosterildi.

Cumartesi, Ekim 11, 2008

Bir caresizlik oykusu, based on a true story!!!

Bir gun bir kiz Amerika'dan doner, esyalarini, ayrilmak uzere oldugu sehirden ayarladigi bir nakliye sirketi ile herseyi kuralina uygun bir sekilde gemiye yukler. Parasi verilir, makbuzu alinir, sigortasi yapilir. 'Ecnebi' nakliyeciler cok profesyonel, hersey oylesine kitabina uygundur ki! Ve hersey o kadar tikir tikir isler, cunku herseyde bir duzen, bir kural, profesyonellik ve insana saygi vardir. Kiz anli sanli ulkesine doner. Esyalari da onu takip eder, 6 hafta sonra yasayacagi sehrin limanina varir. Liman islerini halleden, dokumanlari ayarlayan ozel deniz tasimacilik sirketi, oncesinde kizi gayet guzel, etap etap yonlendirir. Yine paralar verilir, makbuz kesilir. Sonrasinda kiza limandaki yolcu bekleme salonuna gitmesi ve oradan esyasinin icinde bulundugu Container'in bulundugu ambara gorevliler tarafindan yonlendirilecegi soylenir. Aslinda onlar da gayet iyi bilir bu asamadan sonra neler olacagini ama kimse kiza soyleyemez. Nasil soylenir ki??? Bir cuma gunu liman yolcu salonu ve ambar arasindaki gidis gelislerle gecen 6 saatlik surede su dialoglar yasanir:

(Liman salonu - passenger terminal- tam bir turist avlama alanidir. Binanin icinde bir suru turistik ivir zivir satan dukkan ve her bir dukkanin onunde de cesitli boyutlarda insan ayilari vardir, seni ve digerlerini ham yapmaya hazir. Gumruk islerinin 'kitabina uygun' halloldugu oda binanin en uc kisminda tuvaletin yanindadir. Tabi ki kizin ulkesinde maalesef tuvaletler duzenli ve guzel bir sekilde temizlenmedigi icin kokar. Bu sebeple kizin ve babasinin neredeyse tum gununu gecirecegi islem salonu tuvalet kokusuyla daha bir agirlasip tiksindirici bir vaziyette insanin uzerine coreklenir. Bu arada kiz hayatinda hic bir devlet dairesinde bu kadar asik suratli, mutsuz, yuzleri ve Ruhlari kararmis memuru bir arada gormemistir. Hepsi birbirinden nemrut, hepsi na-memnun! Hepsi isini zorlastirmak ve senden intikam almak icin pusuya yatmis canavar sanki)

K: Iyi gunler. Esyalarim limana vardi. Cikis islemlerimi yaptirmak istiyorum.

Sanki yillardir orada fosillesmis gibi duran, oturdugu derme catma sandalye ile ozdeslesmis biyikli-gobekli-asik suratli memur kaslarini kaldir ve sorar:

M: Nereden geliyorsun?

K: Amerika'dan

Tam o sirada islemlerini yaptirmaya calisan siradan bir vatandas atlar soze:

V: Siz mumkun degil bunlari kendi basiniza yapamazsiniz.

K: Niye yapamaz misim? Bal gibi yaparim (kiz sinirlenir)

V: Yapamazsiniz cunku dilekce yazmaniz, beyanname doldurmaniz gerek. Bunlarin bilgisayardan ciktilarinin alinmasi gerek. Ben 20 yildir buraya geliyorum bu isler icin. Ben bile hala bunlari tek basima yapamam.

K: Ya neden yapamayacakmisim? Pardon siz kimsiniz de bana akil veriyor, yapip yapamacagimin hukmunu veriyorsunuz? (Kiz fosil memura biraz daha yanasir. Konusmayi isiten memur vatandasinin soylediklerini hakli cikarircasina kizin yuzune bakmadan ve neyi nasil yapacagini soylemeden bir dolu bullshit belge ister, "hadi git yap bunlari da goreyim seni, sikar biraz" der gibi adeta. Kizin sordugu birkac soruya da cevap vermeye tenezzul etmez.)

O arada kizin babasi leb demeden leblebiyi anlamistir. Ve kizinin inadini kirmaya ugrasmaktadir ki isleri limanin en yogun gunlerinden biri olan cuma gununde sorunsuz hallolsun. Anlasilan sudur ki Gumruk denen pislik cukurunda sistem insanlarin islerini kendi basina yapmasina, birey istese bile, izin vermiyordur. Illa ki 'komisyoncu' adi altinda aracilar olmak zorundadir ki onlar sistemin carpikligindan surekli nemalanabilsinler. Sistem kokusmus, sistem carpik skoda bacak olmustur. Insanlarin islerini duzenli bir sekilde, kolaycacik, aracisiz, kurallarina uygun yapmasina izin verilmez. Illa ki birileri birilerine para yedirmek zorunda birakilir. Rusvet verilir bu ulkede, hem de acik acik, goz gore gore, hem de kimse rahatsiz olmadan, herkesin kaniksadigi bir sekilde. Kizin adeta kani donar, bogazi dugumlenir, yuregi daralir kesif idrar kokan, bu 'cifte kavrulmus' kokusmus gumruk salonunda. Care arar, bulamaz. Mudure mi gitse acaba? Onunla konusup belki durumu anlatinca bu isi olmasi gerektigi gibi hakkiyla hukukuyla yapabilir belki. Mudure ulasmak ne mumkun!!! Hic bir cikis yolu yoktur, konusacagi, derdini anlatacagi tek bir 'duzgun' insan evladi bulamaz. Her yer yiyici dolu. Eli mahkum orada bulmak zorunda kaldigi, bulmak zorunda birakildigi, igrenc bir yiyici-yolucu ile bu isleri 'usulune uygun' yapmak zorundadir. Aksi takdirde esyalarini uzun bir sure goremeyecektir. Nasil bir sistemdir bu? Alt tarafi basit bir tukenmez kalem ile beyaz bir A4 sayfa uzerine esya beyani yapilir ve yine beyaz bir A4 sayfa uzerine esyalarin limana geldigine dair ve hemen alinmasi icin iki satirlik bir dilekce yazilip imzalanir, sonra da basit bir form doldurulur. Tum islem bu!!!Sonrasinda danisikli doguscu, yine sistemden nemalanan bir memur, koskoca devletin memuru, esyalarin muayenesi icin ambara gelir, daha dogrusu binbir rica getirilir araci tarafindan. Araci ile aralarinda ciddi bir ittifak soz konusudur. Zaten surekli, iki lafin arasi goz kirparlar birbirlerine. Sanirim goz kirpma burada yaygin bir haberlesme teknigidir. Kiz gorduklerine, duyduklarina inanamamaktadir. Tam bir kultur sokudur bu! Sunu da soylemeden gecmeyelim: limanin icinde esyanizin geldigi ambari bulmaniz mumkun degildir. Denerseniz labirentin icindeki denek fareleri gibi kaybolursunuz. Cunku sizin ambara tek basiniza gidebileceginiz sekilde duzenlenmemistir hic birsey. Hersey de bir duzensizlik ve kaos hakimdir. Araci-yiyici-yolucu, kizi, kendi yaverinin pesine takar ve kiz ve babasi ambari ancak o sekilde bulabilirler. Ve saatler suren bekleyisten sonra, - cunku o arada devletin memuru cuma namazina gidip gelmek icin sizi iki saat gibi bir sure bekletmeyi sorun olarak gormemis, sonrasinda da aslinda gorev tanimi icerisinde olan bir islemi yapmak icin bile binbir rica uzerine geldiginden oturu bir bucuk saat daha sizi bekletmis- keyfi gelen memur esyalarinizi 'muayene' etmek icin bulundugunuz ambara gelir:

M: Siz nereden geliyorsunuz?

K: Amerika'dan.

M: Ne is yaparsiniz?

K:.....

M: Neler var bu kolilerin icinde? Elektronik esyaniz var mi? Ben soylemeden soylerseniz iyi olur. Yoksa....

K: Mal beyan belgemde belirttigim seyler var. Cogu kitap olmak uzere, kiyafet, ayakkabi, ev esyasi, bir kac parca mutfak ve banyo esyasi. Isterseniz acip bakabilirsiniz.

M: Sizin ne yapip yapamayacagimi soylemenize gerek yok. Ben zaten hepsini acma yetkisine sahibim. (Yardimcisina kizin ozenle bantladigi kolilerin ve valizlerin hepsinin acilmasi icin talimat verir. Kutular acilir, hersey didiklenir. Ozellikle cok sayidaki kitap kolileri memurun ilgisini ceker. Aksi gibi elini attigi ilk kitap Ertugrul Alatli'nin "Mudahale: 12 Mart 1971-12 Eylul 1980" adli kitabidir)

M: Bu kitaplar yasakli mi? Siz yasakli kitap mi okuyorsunuz? Sizin ogreniminiz ne uzerine?

K: (tam bir saskinlik icerisinde ne cevap verecegini bilemez) Hayir, kesinlikle hic biri yasakli degil. Hepsi kultur bakanliginin kitaplari. Siyaset Bilimi okudum o yuzden cok fazla siyasi icerikli kitabim var. Hepsine bakabilirsiniz (ooff yine yanlis laf ettigini anlar kiz hemen. Ortam iyice gerilmistir)

Hersey didiklenir, tiftiklenir. Kiz, uzerinde etiketi duran yeni aldigi elbiselere, ayakkabilara kadar sorgulanir. Utanc icerisinde izler olup bitenleri. Herseyi sacilip dokulmustur. En ozel'lerine (6 adam vardir kutularin basinda) bile bakilmistir. (Gelmeden once kutuya sikistirdigi tampax! paketlerine kadar)

M: Sizden az biraz gumruk vergisi alicam. (Araciya bakar, yine goz kirparlar birbirlerine) 300 YTL gosterelim kagit uzerinde ama sizden 60 YTL alalim. Uygun mudur? (Once kiza bakar, -acaba pazarlik yapmasini mi bekler kizin bu asamada - sonra da araciya. Aracidan onay alinir!)

Kabusun bilmem kacinci ayagi da atlatilmistir. Kizin babasi kolileri yeniden bantlamaya calisirken kiz cikis belgelerini tamamlamak icin araci-yiyici-yolucu'nun yaveri ile oradan oraya kosturur. Sinirleri bozuk, bitap, dokunsan aglayacak bicimde... Kendisini alcalmis, alcaltilmis, kucuk dusurulmus hisseder. Kahretsin der icten ice, kahretsin!!! Cikis belgelerinin bilmem kacincisini imzalayacak baska bir biyikli-gobekli-saci sakali simsiyah boyali devletin memuruna gonlunden ne koparsa vermesi istenir! Bu kadari da cok fazla midir acaba bunca anlamsizligin, kumpasin, dalaverenin icerisinde?!! Adam imzalamazsa esyalar limanda bir sure bekleyecektir ve akibeti ne olur bilinmeyecektir. Kiz perisan durumdadir. Gunun bitmesini ve bir an once eve gidip, saatlerce dus alip, bu igrencligin tum pisligini, yapiskanligini, kokusunu uzerinden sabunlayip arindiktan sonra 'bu bir ruyaymis' demeyi istemektedir. Muayeneden gecmis, cikis kagitlari tamamlanmis esyalarini limandan fiziksel olarak bir aracla cikarmasi icin geri kalan islemleri yapar, yaptirilir. Bir araba ayarlanir, esyalar bir cuma ogleden sonrasi 'sag salim' cikarilir. Kiz dualar eder bu cehennemden tek parca cikmayi basarabildikleri icin. Cantasini acar, icinden bir makbuz cikarir. O gun aldigi tek 'yasal' makbuzdur 60 YTL tutarinda, damga vergisi ve pullari icin kesildigini gosteren. Halbuki o gun kizin harcadigi para 400 YTL'dir!!! (Limandaki tasimacilik islemlerini yuruten sirkete verilen parayla beraber 800 YTL'yi bulmustur bu tutar) Ve bu bir kisinin cebinden 'ucurulan' miktardir. Her gun, o kiz gibi, esyasini cikarmak icin ugrasan yuzlerce, hatta binlerce insan bu drami ve caresizlik hissini yasayarak so-yul-mak-ta-dir!

Paylasmak istedim

Veda mektubum uzerine arkadaslarimdan gelen emailler o kadar guzeldi ki burada birkacini paylasmak istedim. Silemedim, silmek istedim posta kutumdan. Elim varmadi. Hepimiz aslinda cevremizdeki insanlarin hayatlari uzerinde nasilda etkiler birakiyoruz cogu zaman farkinda olmayarak! Bana ayna tuttugunuz, yansimalarimi gormemi sagladiginiz cok tesekkur ederim tekrardan.

------



"Bir cografyayi birakmak uzere iken, askin mutlulugunu ve kanatan acisini ilk kez tattigim bu kenti, buyulenip buyuyemedigim bu yeri birakip gitmeme gunler kala icine dustugum duygu anaforu sozcuklerinle sesini buldu. Veda etmemeyi ogrenecek kadar cok veda ettim..Bu bir veda degil..Gozlerindeki isilti icin tesekkurler, sesindeki cosku icin tesekkurler, kalbindeki dinginlik, sozcuklerindeki bilgelik ve aski en az beklerken kalbimde kesisen yollarimizla acilan yepyeni sayfa..Herbiri icin sonsuz kere tesekkurler..Sen olmasan eksik kalirdi hikayem..Sana yolculuk armaganim herkesle paylasilacak cinsten degil..Dilerim seversin. Yolun acik olsun guzel dostum." Gonul

"...... forward etmisti mesaji da buyuk bir huzun coktu uzerime. Ne yazacagimi bilemedim. Ama haklisin, bu zamani iyi hatiralari kalicilastirmak icin kullanmaliyiz. Soylemek icin daha once firsatim olmamisti (belki de zaten birlikte olacagimizi farkinda olmadan varsaydigim icin): Seni tanidigim icin cok sansliyim Seda. Her zaman sana bakip insanin kendini her adiminda nasil tanimladigini ve iyilestirdigini goruyorum. Hayatin diledigin herseyi sana fazlasiyla sunmasi dileklerimle. Opuyorum." Anil

"First of all, wanted to tell you that the bookcase looks beautifully in R.'s room. I love it! The best thing about it is that it will remind me of you...Your departure makes me so sad...We havent been much in touch lately, and our lives evolved in different directions but despite all that, I feel very close to you. You are an integral part of some of the most beautiful, happy and painful days of my life..We were so young, so innocent and so full of hope. I want to wish you to keep that beautiful spirit always...I am certain that what awaits you is many many happy and exciting developments. Most importantly, life here in Washington both prepared you to be able to enjoy and appreciate your life in Turkey and made you stronger to face whatever difficulties you may encounter. I wish you to always remain true to yourself and be happy...I want to see you before you leave, ok? I was thinking of spending an evening with you both. Let me know!" Alla


"donusunun bu kadar yakin olmasi reality nin sink in etmesine sebep oldu (bu arada berbat bir cumle oldu!). Icten ice son anda fikrini degistirip kalmani umid ediyordum. Guzel e-mail ini okurken birlikte cok fazla zaman gecirmedigimiz halde bir burukluk hissettim. Umarim bu yeni chapter sana istedigin ve hak ettigin butun guzellikleri getirir. Her ne kadar geride kalanlar icin bu degisiklik huzunlu olsa da hic suphem yok ki, senin icin yenileyici ve heyecanli bir gecis olacak. Hey, ayrica her zaman geri gelme olasiligi da var. Eger kalan zamaninda bize bir aksam cayina gelmek icin vakit ayirirsan cok memnun oluruz, eger olmazsa da canin sagolsun. Sana E.'nin resmi ile sevgilerimizi gonderiyoruz. Hersey gonlunce olsun, opuyorum." Sermin

"We will miss you. I wish you all the best in the next chapter of your life. With warm regards."Mort

"Seni ugurlamak zor olacak :-( Ama dedigin gibi, ayriliklar olmasaydi, kavusmalarin anlami azalirdi. Ben her iste bir hayir ve herseyin bir sebebi olduguna cok inaniyorum, yeter ki saglik olsun... Dilerim gonlunce yasayacagin, heyecan ve sans dolu coook mutlu gunler seni bekliyordur." Cigdem

"emailini okudum ve duygulandim..demek washington portakali kofte memleketine geri donuyor..hayirlisi olsun..walla sasirdim ama her iste bir hayir vardir..dur bakalim orda ne maceralar bekliyor seni:)) ben geldigimde washingtonda cok guzel agarlamistin..ne guzel olmustu onca seneden sonra gorusmek...evini bana actigin, dut yedirdigin, gezdirdigin icin cok tesekkur ederim..cok iyi vakit gecirmistim..herseyin hayirlisi, Yolun acik olsun." Seza

"Yolculuk vakti geldi, demek ki. Guzel veda mesajin icin cok tesekkur ederim. Seninle tanistigim icin kendimi mutlu sayiyorum. Yillarca bize yaptigin yardimlari ve sagladigin destegi her zaman hatirlayacagim. Umarim onumuzdeki dönemde hersey istedigin gibi olur ve bu kez kalici olmak uzere yine Atlantik'in bu tarafina gelirsin. Gidinceye kadar gorusemezsek, sana iyi yolculuklar. Buradan bir istegin olursa her zaman beklerim. Haberlesmek dilegiyle, sevgiler." Taclan

"Best of luck for your future. You will be missed. Hope we can stay in touch. Best." Mark P.

"Well said and written. Iyi yolculuklar, iyi sanslar. Senin yerinde olmak isteyen binlerce insan vardir eminimki. Dunyanin en guzel ulkelerinden birine donuyorsun. Genc ve guzelsin, saglam bir mesleki tecrube ve kuvvetli bir egitimin var. Keyfini cikar. Everything happens for a reason." Lale

"Ne kadar guzel yazmissin,ne guzel ve icten ifade etmissin kendini.Simdi cok vaktim yok,kisa tutucam o nedenle.Zaten bu tarafa geliyorsun,benim icin iyi bir haber bu,ama her seyin en iyisini diliyorum hakkinda. Dedigin gibi nerede ne yapiyor olursan ol burada seni seven ve iyiligin icin dua eden bir dostun var. Gorusmek uzere!" Sevgi

"Allah Ma'ak" Bulent

"Belki de bu farewelli yolladigin insanlarin icinde seninle en az zaman gecirmek durumunda olan bendim; ama beni ne kadar cok etkiledigini gercekten nasil anlatabilirim bilmiyorum.

Zaten bugunlerde asiri bir melankoli halim vardi, bu farewell beni dagitti resmen. Iki nedenden dolayi:

1) Son paragrafta bahsettigin, buraya ilk geldigin halini anlatmis olman... Kendimi 1 seneyi hemen hemen doldurmus olmama ragmen bazen (mesela bu sabah) hala ayni sekilde "a fish out of the sea" seklinde hissediyorum.

2) Gercekten .... hayatimi cok degistirdiniz. Her seye bakis acimi inanilmaz sekillendirdiniz. Bu kadar kisa surede nasil? Bilmiyorum; ama sanirim bunun sirri da sizde sakli:)

Uzun lafin kisasi (Cunku bir acilsam, gercekten sayfalarca yazarim....), seni gercekten hep ablam gibi hissettim ve boyle hissetmeye de devam edecegimi biliyorum.

Her sey icin tesekkur ederim.

Turkiye'de her seyin senin icin cok iyi olacagina eminim; cunku sen zaten en iyisini hakediyorsun ve bunun boyle oldugunu dusunen tek kisi de ben degilim.

Neyse... Hadi, yarin gorusuruz yaw!! Nasil bir moda girdim anlamadim:)))" Melda

My farewell Letter, dated back July 23, 2008

To some of you, this might come as a surprise. However, to the rest who happened to be in my closer circle and have seen the changes and shared with no reservation both happy and sad moments of my life, this was something expected, something which was waiting just at the edge of a door. Having lived here for ten years and shared with all of you beautiful memories, lots of laughter and cry, long/deep/silly/heart-to-heart talks, I am leaving this country in three weeks. This leave as everything else in Life is not something permanent or unchangeable because as we all know very well that the only thing in life that is Permanent is Change. Who knows, I might be back again in couple months or in a year or I might end up living in Europe again or somewhere in the world?

I believe we meet to depart and we depart so that we can meet again. Saying good bye is always very difficult as it usually inculcates in mind feelings of loss and sadness. However, good bye is not just a word of farewell but in fact a time to remember our good moments spent together. I may be far away from you for a while but the sweet memories we shared will always make me realize how much we care for each other. I stayed long enough to end up sharing a deep bond of love and attachment with each of you. I am not sad or happy as I see and accept the Happenings in my life AS IS. I fully embrace whatever life brings onto my path to enrich my journey. I never judge or get sullen over happenstances. And I do always hope for the best while letting the universe to take the driving seat for me especially when I feel like jumping off a cliff and do not exactly know where I will end up landing. Unfortunately or fortunately, every CHOICE we make with absolutely no clue about its possible consequences simultaneously forces us to give up on other things/choices in our lives. Nevertheless, we have to make that decision no matter what, have to live through it and MOVE ON.

This is a new chapter in my life and it will no doubt be different, will be full of new beginnings and excitements as well as challenges and hardships. I am already thrilled about this Big Change although I will terribly miss you all. And I know it will be very difficult to get over that particular feeling. However, I also know that we will always keep in touch and we will see each other whenever we can. I thank all of you who made my stay, my life here truly wonderful and fulfilling. As you were always with me when I felt like a fish out of sea during my very first years, as you guided me through with patience and boldly stepped forward by giving your hand to me when I needed most, as you wiped off my tears while giving me an unending hug and a shoulder wet with my tears, as you shared my sorrow as well as my happiness and celebrated my happiest moments, I know from the bottom of my heart that you will always be with me no matter where I am and who I am with. Thank you so much for making my time here the most memorable, fun, loving, amazing, endurable. My house and my heart on the other side of the Atlantic will always be open for you. It is said that when one door closes, another opens but often we look so long at the closed door that we don't see the one which has been opened for us. I will not look at the closed door anymore as I am already on the very verge of passing through the newly opened one in front of me.

I love you all.

"Don't be dismayed by good-byes. A farewell is necessary before you can meet again. And meeting again, after moments or lifetimes, is certain for those who are friends." Richard Bach

Life is the art of drawing without an eraser."John Christian

Salı, Ekim 07, 2008

Izmir'e Geri Geldim hatta Yerlesiyorum:)

Cok heyecanliyim. Evren gercekten bizlere istediklerimizi veriyor (mus). Hep Izmir'de yasamayi hayal ederdim. Ama benim icin bu sadece bir hayaldi. Amerika'dan donersem bir gun, yaptigim is geregi ya Istanbul'da ya da Ankara'da yasarim herhalde derdim kendime ama cevremdeki herkes bilirdi ne kadar cok Izmir'de yasamak istedigimi, Karsiyaka'da denize nazir guzel bir evde oturmak, annemlere yakin olmak, sikIldigimda Cesme'ye, Kusadasi'na, civar sayfiyelik yerlere kacmak istedigimi, annemle carsamba gunleri bostanli pazarina cikmak, arasira cok masum:) kahvealti dedi-kodulari yapmak, Reci's de aksam ustleri demli cay icmek, Konak Pier'den gun batimini seyretmek istedigimi. Bilirlerdi ne kadar Izmir'li, Karsiyaka'li olmakla gurur duydugumu ve bir gun evet bir gun donersem vatana koklerimin salindigi, filizlenip palazlandigim, anane, babaane, ve dedelerimin adalardan ve balkanlardan cikip Anadolu'da ilk ayak bastigi bu toprak parcasina donmek istedigimi. Dualarim kabul oldu, hayallerim gercek oldu. Evren benimle isbirligi yapti, hem de benden habersiz! Ve hersey o kadar guzel ve akil almaz bir sekilde denk geldi ki ben kendimi bir anda Izmir'de ise baslamak ve yerlesme planlari yapmak uzere buldum. Evet duyduk duymadik demeyin dostlar: Izmir'e yerlesiyorum.

Salı, Eylül 23, 2008

Bayram Oncesi

Turkiye'ye dondugumden beri cok hizli bir trafiktir gidiyor. Kas ve Fethiye macerasindan sonra Izmir, sonra yazlik evde dinlenme, konu komsu ziyaretleri, cocukluk arkadaslariyla yillar sonra biraraya gelme, hemen akabinde, daha bismillah bir dogru duzgun nefes alamamisken, Orhan Pamuk'un basladigim son kitabi Masumiyet Muzesini bile bitiremisken :-( paldir kuldur is gorusmesi icin Ankara'ya cagrilmam, orada Amerika'da tanistigim, su anda Kosk'te mohim:) bir posizyonda calisan arkadasimda kalma ve bol bol hasret giderme, hooop Izmir'e tekrar gelis, iki gun kaldiktan sonra hoooop Istanbul'a, bu kez, New York'ta once avukatim olan sonra yakin arkadasliga terfi eden misafirimi ve de Salvador Dali sergisini gormeye gitme, turistik gezmeler, yemeler-icmeler, sonra yine atla ucaga hoooop Antalya, bu kez misafirimi de koluma takip ablamin evine gocme...Bu aralar uc kafadarlar olarak Antalya'da sehrin altini ustunu getirmekle mesguluz: ben, ablam, veeee dogu ve bati yakasinin en hizli silah ceken New York'lu avukati:-) Soylemeyi unuttum: Yarindan sonra bayram icin yine yollara dusuyorum ben. Bu kez istikamet Izmir, ana-baba ocagi. Ver elini guzel mis kokulu anne yemekleri, deniz kenarinda basibos kopeklerle sabah yurusleri, palamut gibi kizarmis igdeleri buyuk bir zevkle agactan asirmalar, komsularla sabah kahveleri, balkonumuzda dunyada nadir yerlerde ve nadir guzellikte gorulecek gun batimlari esliginde aksam yemekleri ve Masumiyet Muzesi kitabindaki Kemal ve Fusun'un yarim biraktigim hikayesi.

Cuma, Ağustos 29, 2008

Simdi Denver'da olmak vardi

CNNturk'te Washington'dan muhabir arkadasim Ahu'yu Demokratlarin Denver'deki kongresinden haber gecerken gordukce acayip ozendim. "Keske orada olsaydim" diye icimden gecirmeden edemedim. Denver ve tum dunya o tarihi anlara sahitlik ederken keske ben de o stadyumda o anlarin icinde olsaydim, o atilan milyonlarca confetinin altinda kalsaydim, Clinton'larin, Biden'in ve Obama'nin tarihi konusmalarini bire bir orada, o kalabaligin icerisinde kafamda sapka, yakamda rozet gozyaslari icinde seyredebilseydim dedim kac kez kendime. Ilginctir ki bugun CNN'de Obama'nin konusmasini izlerken ben bile gaza gelip bir nevi vatani duygularla dolup tastim. Simdi bana ne oluyor Allahaskina elin Turku olarak? Ama oyle demeyin...O konusmayi seyredenler halimden anlayacaklar. Inanilmaz umut dolu, yenilikci, reformcu, uzlasmaci, olumlu ve acayip gaza getiren, duygulandiran bir konusmaydi. Obama'nin zaten kendisi degisimi ve yeniligi temsil ediyor. Amerika'dan donerken havaalanindan aldigim otobiografik kitabini okuyorum su siralar. Annesi Kansas'li bir beyaz, babasi zeki entellektuel bir Kenya'li. Yasadiklari donemin kaliplarina hic de uymayan aksine taban tabana zit bir iliskinin urunu Obama ve kendi hayat deneyimi zorluklarla percinlenmis. Irkcilik ve insan haklari ihlallerinin en yogun yasandigi zamanlarin icinden adeta damitilarak gelmis, beyaz ve zenci dunyalarin arasinda her zaman beynamaz kalmis bu melez adam simdi Amerika'ya ve onunla ilintili olarak tum dunyaya degisim ve taze kan getirmek icin yola cikiyor. Misyonu cok onemli ve buyuk. Konusmasini Martin Luther King'in "Benim bir ruyam var" dedigi gun yapmasi ayrica sembolik. Martin Luther King iste tam da boylesi gunlerin olmasi ruyasini kuran ve bir gun gerceklesecegine inanan biriydi. Tarih boyunca cok aci cekmis ve haksizliga ugramis bu zenci halk simdi kendi iclerinden birini, kendi deneyimlerini yasamis, gecirmis bir adami Amerikan baskanligi icin aday olarak karsilarinda goruyorlar. Bu toplumsal degisim ve donusumun simgesi degil de nedir? Obama'nin uzlasmaci ve barisci tavrinin Amerikanin dis dunyayla iliskilerine de yansimasi kacinilmaz. Ben insallah Obama secilir ve arkasina da aldigi bu degisim ruzgariyla hem Amerika hem de dunya icin guzel seyler basarir diye umid ediyorum.

Not: Bir seyi soylemeden daha gecemeyecegim. Amerikalilar herseyi gorsel bir solene donusturmekte ustalar. Demokratlarin bu tarihi kongresi muthis bir showbiz'di. 80 bin kisilik devasa bir futbol stadyumunda yapilan bu kongrede herkesde pankart, sapka, rozet, bilimum buyuklu kucuklu aksesuar vardi. Ayrica stadyumun hemen disinda Google koca bir cadir kurup kongreye katilan gazeteciler icin bedava internet ortami saglamanin disinda, 'masaj' ve 'free smoothie' servisi bile vermis:) Zaten o stadyumda tuketilen bedava/parali icecegin miktarini dusunmek bile istemiyorum ya da o binbir cesit parti/kongre aksesuarlarina harcanmis parayi. Bir de tabi bunu firsat bilip Denver'de hemen Obama ilintili nesneler/esyalar/aksesuarlar sergisi acmislar hic gec kalmadan (Obama resimli spor ayakkabi bile yapmislar. Yuh diyorum!). Obama'nin konusmasinin sonunda da damardan American country muzik esliginde atilan bir suru hava fisek ve confeti de cabasiydi. Amerika bu, ne yapsa yeridir diyorum:-)

Salı, Ağustos 26, 2008

Ayagimizin tozuyla...

Amerika'dan doner donmez yollara dustuk. Bir arkadasim Kas'ta oldugunu haber edince Antalya'dan arabimiza atlayip, gittik Kas'a. Iyi ki de gitmisiz. Kas'a en son 13 ya da 14 yil once gitmistim annemlerle. Kucuk bir yer oldugunu hatirliyorum ama denizinin bu kadar guzel oldugunu unutmusum. Mavi bayrakli koylarda denize girmek, arkadaslarimizla bol bol vakit gecirmek, denizin kenarinda hic bir sey yapmadan oturmak, kitap okumak, hatta mayisik bir vaziyette uyumak , aksamlari sohbet ve muzik esliginde guzel yemekler yemek cok keyifliydi. Ayrintilari not dusmem gerekirse:

@ Biz, arkadasimin Hollandali arkadasinin Cukurbag yarimadasindaki denize nazir evinde kaldik. Bu firsati bize sundugu icin kendi arkadasima tesekkuru burada bir kez daha borc bilirim. Cok sagol Ezelcim!

@ Ezel sayesinde onun tatli bir arkadasi ile de tanistik. Hatta tesaduf odur ki benim henuz cok yeni tanistigim, facebook'tan buldugum ortaokul arkadasimin arkadasi da motorsikletiyle Istanbul'dan yollara dusmus ve Kas'ta soluklanmis. Bu vesileyle onunla da zaman gecirme hatta beraber Kas'tan Fethiye'ye donme firsatimiz oldu:)

@ Iki plajda deniz sefasi yaptik. Ilki Hotel Aquarius'un mavi bayrakli plaji, digeri de Kas'in icinde Kucuk Cakil plaji. Ikisi de piril piril muhtesem sular...Iki yildir denize girmeyen biri olarak cok hora gecti diyebilirim.

@ Kas'in icinde cok guzel cicili bicili alisveris yerleri var. Keceden yapilmis dekoratif sus esyalari gordugum kadariyla cok revacta. Ben alamadim:( ama siz mutlaka alin.

@ Bahce isimli zeytinyaglilari muhtesem olan bir restorant'ta guzel bir aksam yemegi yedik. Ben yemekleri cok begendim. Masada bulunan diger insanlar da ayni izlenimlerle ayrildi diye dusunuyorum. O gece, Istanbullu arkadasimizin yakin bir dostu da Fethiye'den motorsikleti ile gelerek bize katildi. Kendisini tanidigim icin cok mutluyum. Bir arkadas daha kazanmis olduk o gun! Yemek sonrasi minicik guzel bir bara gittik. Ismi Hideaway. Eski bir Kas evi burasi, yeniden ozenle dizayn edilmis. Gidilmesi siddetle tavsiye olunur!!! Cok guzel kirik buzlu Bailey's Frappe'si var. Ben onu ismarlamadigim icin pisman oldum!

@ Geldigimiz gunun sabahi saat 6'da kalkip Ezel ile yollara dustuk. Sabah yuruyusu olsun diyerekten yarimadadan Kas merkeze, yaklasik 4 kilometre, yuruyus yaptik. Tek tuk --- genelde orada yasayan yabancilar -- kosan insanlara, daha dogrusu erkeklere rastladik. Kas'a vardigimizda alisverisimizi yapip kucuk bir cay bahcesinde taze sIkilmis portakal suyumuzu ve cayimizi icip, dondugumuzde kendimize guzel bir kahvalti hazirladik. Arkadasim benim gibi yemek konularina ve dogal urunlere merakli oldugu icin Kas oncesi durakladigi yerlerin koy pazarlarindan dogal bal ve sizma zeytinyagi getirmis. Afiyetle yedik. Zeytinyaginin basina sonradan talihsiz bir olay gelse de :))!!!! en azindan ilk gun domateslerin uzerine bolca dokerek tadina bakabildik.

@ Motorsikleti olan arkadasim sagolsun bana tam gunbatimi esnasinda muhtesem bir ada turu yaptirdi. Kasksiz olacagim icin basta cok cekindim ama cok dikkatli ve iyi bir surucu olan arkadasimdan hiz yapmayacagimiz sozu aldigim icin sonunda dayanamayip gunes gozluklerini takip arkasina atladim, iyi ki de atlamisim. Uzun zamandir bu kadar keyifli bir sey yapmamistim. Motorun insana sundugu o muthis ozgurluk ve sinirsizlik hissiyle gezmek, gun batarken ki o guzel kizilligi ve o kizilligin dogayi burudugu renk cumbusunu seyretmek muhtesemdi. Cok tesekkurler S.

@ Meis'e gidemedik :((( cunku vizemiz yoktu. Eger vizeniz varsa mutlaka gidin derim. Bizden sadece Ezel gidebildi. Eminim cok keyif aldi. Minik ve sevimli bir adaymis burasi.

@ Tatilimizin ucuncu gunu tamamen spontane bir sekilde Fethiye'ye gitmeye karar verip bize daha sonradan katilan ablamin Fethiyeli arkadasinin ciftliginde kalmak uzere yine yollara dustuk. Istanbullu arkadasim ve onun arkadasi da motorsikletleriyle ayni guzergahtan Fethiye'ye gelip Kayakoy'deki evlerine yerlestiler. Bizim kaldigimiz ciftlik evi Zorlar koyu denen Fethiye'ye 20 kilometre uzakliktaki bir koyde idi. Fethiye aktiviteleri baska bir post konusu olacak kadar uzun degil cunku sadece cilgin Gece Hayati vardi ama yine de onu bir sonraki post'ta yazmakta kararliyim.

Pazar, Ağustos 17, 2008

Turkiye'ye dondum!

Agustos 15, 2008, Cuma gunu benim kisisel hayatimda tarihi bir gun, bir kavsak noktasi olacak. O gun Washington DC'den ablamla beraber ucaga bindigim, Lufthansa havayollari ile Frankfurt aktarmali Turkiye'ye donus yaptigim gun. Kesin donus demiyorum. Cunku kesin cok keskin, cok koseli, cok net bir sozcuk ve ben cok kesin konusmayi, herseyi simsiki cercevelemeyi cok sevmiyorum cunku hayatta hersey fazlasiyla akiskan, degisken, yumusak, gecisli ve hic bir sey kesin, cok net ve degismez degil. Simdilik Turkiye'deyim, aileme yakinim o kadar. DC'den Antalya'ya vardigimiz gun ayrica cok ozel cunku dun aksam ay tutuldu ve biz arkadaslarla sohbetler esliginde yemek yedigimiz deniz kenarindaki rum restorantinda otururken dolunay'in tutulmasini keyifle izledik. Buyuk tesaduf! Annem icin ayrica ozel bir gundu cunku kandil gunu evimize vardik. Onlar, dondugum icin ayri bir mutlu, ayri bir heyecanli. Bir de dun aksam ne zamandir blogundaki yazilari ve fotograflarini zevkle takip ettigim bir blog arkadasimla yine benim beklemedigim ve ummadigim bir sekilde ilk kez yuzyuze tanistik, konustuk, kendisi ve erkek arkadasiyla cok keyifli, uzun zamanlar gecirdik. Onlari yine, yeniden ve en kisa zamanda gormeyi ve baska bir suru seyi paylasmayi diliyorum. Dun gece usenmeyip geldiginiz, bize katildiginiz ve bizi varliginiz, sohbetinizle cogalttiginiz icin cok tesekkurler Dilara'cim ve Sevgili'si...

Antalya'da ablamin evine sag salim, valizlerimiz ve kendimiz tek parca halinde ama yorgunluktan bitap dusmus bir vaziyette vardik. Malum, Amerika kapilarini 'simdilik' kapatirken, almam gereken cikis belgeleri, imzalamam gereken dokumanlar, isyerinde halledilmesi gereken prosedurler, konsolosluga ugramalar, evdeki esyalari satmalar, kendi esyalarimi toplamalar, onlari paketleyip gemiye vermeler, evi kapatmalar, abonelikleri kesmeler, ev sahibi ve tum dostalarla vedalasmalar derken son 9 hafta cok ama cok yorulduk. Eger ablam olmasaydi herseyi bu kadar cabuk halledip bu kadar erken donemezdim herhalde. Canim ablam, ben sabahtan aksama disarilarda deliler gibi kostururken o da evde yapilmasi gerekenleri yapti, bana yemekler pisirdi, temizlikler yapti, misafir ve gelen giden agirladi. Herseyden onemlisi bana duygusal olarak destek oldu. Yasadigim inisli cikisli duygusal roller coaster'da hep yanimda oldu. Tum bu yogunlugun, tasinma telasinin arasina bir de gezme ve alisveris islerini sikistirip sanirim rekorumuzu kirdik. Las Vegas ve New York'a gittik, keyifli zamanlar gecirdik. Bir dahaki Amerika gezimize kadar bolca alisveris yaptik, bol bol gulduk, eglendik. Biz ablamla beraber super vakit gecirdik.

Simdilik Turkiye'deyim. Simdilik hayatimda:

* Bikram Yoga yok ki en alismasi en zor durumlardan biri bu olacak:(

* Organik yiyecek ve icecekler yok,

* Bir sure alisveris yok,

* Evim yok,

* Arabam yok,

* Esyalarim yok, valizlerin icinde yasiyorum,

* Isim yok, Henuz...

* 10 yillik dostlarim yok, cok uzaktalar...

* Bilgisayarim ve hizli internetim yok. Gelirayak bilgisayarim coktu:(

* Kablolu dunya kanallarim yok,

* Loehmann's, Filene's, Whole Foods, TJMaxx, Macy's, Pentagon City Mall, Bath and Body Works, Borders, Barnes and Nobles, Amazon, Tenley Town'daki manavim, Body Shop, Dean and Deluca, Sephora, Georgetown, Leopold's, Marvelous Market, Java Green, vesaire yok.

Simdilik sadece aileme yakin bir ben varim, bir de bir kac valizim.

Cumartesi, Temmuz 26, 2008

Vegas, Gunahlar Sehri




Su Vegas gezisinin uzerinden cok gecmeden gunlugume not dusmemde fayda var. Soyle ki Vegas kesinlikle gorulmesi gereken bir yer. Cok guzel oldugu icin degil, nevi sahsina munhasir oldugu icin. Yani kendi kategorisinde cok ilginc bir yer. Colun ortasinda mafya/kumar ikilisinin temellerini atmis oldugu yapay bir sehir. Guzel bir sisme bebek gibi, oldukca plastik. Yakinindaki golu bile "man-made" dusunun yani. Bir de baraji var. Havadan manzarasi super. Otellerin her biri bir digeriyle rekabet icinde: hangimiz daha buyuguz, daha orijinaliz, daha cok ve ilginc aktivitelerimiz var diye. Malum Vegas'ta en enteresan seylerden biri de otel gormek, gezmek, mimarisini incelemek, kumar oynamak (ki biz bu olaya hic takilmadik desem yalan olmaz, yandan kollu calisan aletlerde sanirim 5 dolar oynayip hepsini kaybetttik:)). Surekli bir insaat hali devam ediyor ve otel uzerine otel yapiliyor. Gunduz, siradan, gittigimiz mevsim sebebiyle betonun bile neredeyse eriyecegi kadar sicak olan, renksiz, dokusuz, siradan Vegas, gece birden bire kulkedisi Sinderella gibi degisime ugrayip isiltili ve goz kamastirici bir prensese donusuyor. Vegas'ta hayat gece basliyor. Insanlar akiyor heryerden. Her yerde showlar, danslar, sabaha kadar kumar, icki, eminim uyusturucu partileri, yuzlerce restorant, yuzlerce limuzin ve taksi. Vegas'in isiltili ve gorkemli otel isiklarinin icinde akip giden yuzlerce isiltili, dekolteli, parfumlu kadinlar ve smokinli, purolu adamlar...Bosuna gunahlar sehri dememisler Vegas icin:) Limuzinler o kadar cok ki neredeyse amme hizmeti veriyorlar. Bir kac kisi biraraya gelerek otellerine ya da havaalanina gitmek icin bile limuzin kiralayabiliyor. Yemek yemeyi seviyorsaniz muhtesem restorantlar var. Biz Vegas'in en iyi deniz urunleri buffet'si odulunu senelerdir kimseye kaptirmamis olan Rio otel'de bir aksam acik bufeye gittik ve tek kelimeyle muhtesemdi. Bir de Paris otelinin brunch'i super. Tabi ki oraya kadar gitmisken M@M'in satis magazasina girmeden, cikolatalarindan tatmadan da gelmedik:) Otel otel gezdik o sicaklarda, double-decker otobusler cok seyrek gecmeye baslayinca taksi ile ulasimimizi sagladik. Alisveris yaptik otel gezmekten sikilinca. Aksamlari show izledik. Izledigimiz en muhtesem show dunyaca unlu Cirque du Soleil'in KA isimli show'u oldu ki onu anlatmak icin basli basina ayri bir yazi gerekir. Tek kelimeyle muhtesemdi ve su kadar diyebilirim: Olmeden once mutlaka bir Cirque du Soleil show'u gormelisiniz, yoksa gozunuz acik gider. Bu kadar kesin ve net soyleyebilirim.

Vegas'a kadar gelmisken Grand Canyon'a gitmemek olmazdi. Bu yan gezinin en eglenceli ve guzel olan kismi tek motorlu 4 kisilik Cessna ile Vegas'in, Boulder City'nin, Lake Mead ve Hoover Dam'in uzerinden kus gibi suzulerek ucmak ve muhtesem manzaralari seyretmekti. Grand Canyon havadan gorulmesi bir yer kesinlikle, cunku goz hizasinda o etkiyi ve buyulenmeyi yasayamiyorsunuz maalesef. Eger giderseniz bir gun, mutlaka paraya kiyip Cessna ya da helikopter ile suzulun derim ben vadinin uzerinden. Kanyon'a ayak basar basmaz otobusler sizi iki manzara noktasina goturuyor. Oralarda fotograf cekiyorsunuz. Vadinin kartalini goruyorsunuz. Bir de Skywalk denen yeni bir attraction var, isterseniz onu deniyorsunuz. Vadinin bir kenarindan bosugun uzerine acilan ve alti cam olan bir koridor bu. Ama reklami yapildigi kadar ilginc degil bence, hatta para tuzagi bile diyebilirim. Fotograf makinelerinizi almaniza izin vermiyorlar, cunku kendileri cekip size tanesini 30 dolardan satmak istiyorlar sonradan. Bu arada komik ve aci olan, etrafa, bir kac yere gostermelik yapay kizilderili cadiri koyup araya da birkac kokleriyle-artik-hicbir-bagi-kalmamis kizilderili serpistirip iste bu vadi aslinda kizilderililerin aslen, bu da bizim kulturumuz diyerek herseye tamamen ticari bir kilif giydirmis olmalari. Kapitalizm kokuyor buram buram heryer. Ve orada calisan kizilderililer aksam isleri bittiginde 60 mil uzakta oturduklari, isitmali, televizyonlu, elektrikli, modern evlerine nasil doneceklerini kara kara dusunuyor ve muhtemelen 'ah su salak turistler bir an once fotograflarini cekseler, bu arada benden de, carsi pazardan hazir aldigim ama geleneksel susu verdigim su taki/boncuklarimdan alsalar" diye soyleniyordur icinden. O kadar mutsuz gorunuyorlar ki insan dusunmeden edemiyor nasil herseyin icine bu kadar etmis olabiliriz diye. Atalari kimbilir kutsal topraklar dedikleri o vadilerde neler yasadilar? Kapitalist Amerikanin bizlere, dagitip, bozup, sonra kendince susleyip pusleyip pazarladigi bu topraklarda eminim cok farkli seylere, enerjilere, mutluluk ve huzunlere tanik oldular. Bize de isin pacoz haline donmus kismini gorup bir kac anlamsiz fotograf cekmek kaldi.

Cuma, Temmuz 25, 2008

Sosyal Guvenlik Cilesi

ABD'de yasayanlar bilir. Iki yer kok sokturur burada adama. Biri DMV (Department of Motor Vehicle) digeri de Social Security Office. Bugun, TR'ye donusum sebebiyle maalesef isim SSO'e dusunce cile bulbulum cile dedim. Kapidaki guvenlik gorevlisinden calisanlarina kadar herkesin suratinin asik, hayattan bezmis halleri, cogunun Afrika-Amerika kokenli olusu, isinizi yapmamak icin adeta kendi aralarinda olusturmus olduklari bir nevi guc bende-Voltran tavirlari ve korkunc sIkici, ozensiz bekleme salonlarinin agir basan havasi uzerine bir de sizin her hareketinizi kontrol eden ve adeta sustali maymuncasinizca size oturma-kalkma, onu bunu yapma komutlari veren guvenlik gorevlisi eklenince iskenceniz ikiye, uce katlaniyor.

Girer girmez bana once yanlis numarayi aldirip tam uc saatimi yiyen guvenlik gorevlisi herkesin herseyine burnunu sokarak bugun gorevini en iyi sekilde yapmis olmanin gururuyla su anda evinde oturmus, televizyon karsisinda mutlu, mesut uzerine extra sivi margarin dokulmus patlamis misirindan atistiriyordur herhalde. Bekleme salonundaki bugunku yasaklar soyleydi: oturduktan sonra ayaklari rahatlatmak icin ayaga kalkilip salon icinde sorti atmak yasak, bebeklerin gerekli gereksiz aglamalari yasak (anne susturmak zorunda), eger benim gibi sIkildiysaniz ve yaninizda okuyacak hicbirseyiniz yoksa (ki bu cok buyuk bir hata, cunku bekleme suresi o kadar uzun ki O. Pamuk'un Kara Kitap'ini bitirebilirsiniz) cantanizi kurcalarken gozunuze ilismis olan ojenizle daha yeni manikurden cikmis tirnaklarinizi boyamak yasak (bir suru insanin nefesinin, ter kokularinin ve bebek kusmugunun karistigi salonda bulunanlari ojenin kokusu baskin gelerek rahatsiz edebilirmis!!), sonra telefonda konusmak yasak, calisanlari izlemek ve onlari dinliyormus gibi gorunmek yasak... yasak da yasak... bir ara birinin biraktigi gazetedeki sudoku'yu cozerken acaba bulmaca da cozmek yasak mi diye gecirdim icimden. Allah'tan o yasak degilmis:)

Amerikalilarin ozel hayata saygisini anliyorum. Ama bazi durumlarda cok abarttiklari da bir gercek. Genelde eger birine cok yakin geciyorsaniz degmeseniz bile ozur dilemek zorundasiniz, her durumda her an "excuse me, I am sorry" demeye alisik olmalisiniz da simdi benim ojemin kime zarari vardi bugun Allah askina???

Çarşamba, Temmuz 16, 2008

Is it better to have loved and lost than never have loved at all?

Is it better
To have loved and lost,
Than never to have loved at all?
I wonder (I wonder),
I wonder (I wonder),
As my lonely teardrops fall.

Is it better
To have kissed and lost,
Than never to have felt the glow?
I wonder (I wonder),
I wonder (I wonder),
Then why do I miss you so?

Only those who've lost at love
Would know how a heart can cry.
And they would know the meaning of
Hearing a last goodbye.

Is it better
To have loved and lost,
Than never had my dream come true?
I wonder (I wonder),
I wonder (I wonder),
Cause I'm still in love with you.

I wonder (I wonder),
I wonder (I wonder),
Cause I'm still in love with you.

Pazartesi, Temmuz 14, 2008

Ikinci hafta...

Gectigimiz hafta da bayagi bir kosusturmaca, is-toparlanma-yoga ucgeni arasinda gecti. Dun, yani Pazar gunu, ablamin dogumgunuydu. Kutlamayi Cumartesi gunu yapmaya karar verdik. O aksam benim yogadan bir kac arkadasim ve buyukelcilikten diplomat bir arkadasimizla G.town'da yeni acilan Bodega isimli ispanyol tapas bar/lounge'a gittik. Yemekler gayet iyiydi. Bol bol sangria ictik, gulduk, eglendik. Yemegin sonunda ablam leziz bir cikolatali pasta dilimi uzerinde mum ufleyip dileklerini bile diledi:) Oradan ciktiktan sonra once Rumors adli yas ortalamasinin bayagi 'genc' oldugu bir bara, orada cok fazla kalmayip sonrasinda fly isimli cok hos, nihayet bizim yaslarimizdaki 'genc' lerin takildigi bir bara gittik. Bayagi bir dans ettik ve eglendik. Sabaha karsi eve geldik desem sasirmazsiniz herhalde:)

Pazar gunu azimle erkenden uyanip (saat 7 civari) Eastern Market'e gittik. Burada simdi anlatamayacagim komik bir tecrube yasadik. Bol bol gulduk abla-kardes! Ogleden sonra eve gelip yorgunluktan dilimiz bir karis disari cikmis vaziyette kendimizi evde bir guzel istirahate cektik.

Bu aksam iki gundur gidemedigimiz yoga dersimize gittik. Ve kucuk bir servet bayilip mini ucak ile once havadan sonrasinda da karadan gerceklestirecegimiz, ayrica gecen senenin Mart ayinda acilmis olan Skywalk uzerinde de insallah tirsmadan!! yuruyecegimiz Grand Canyon turumuzu rezerve ettirdik:) Ikimiz de cok heyecanliyiz. Viva Las Vegas!!!

Pazar, Temmuz 06, 2008

Ablamla ilk zamanlar....

Daha bir hafta bile olmadi ablam geleli. Ama ben sanki hep o buradaymis, sanki aylarca beraber zaman gecirmis gibi hissediyorum. Ilginc bir his, anlamlandiramadim.

Gectigimiz Sali ablami h.alanindan aldim. O zamandan bu zamana neler yaptik:

* Ablamin jet lag olayini atlatmaya calistik (bol bol koyu filtre/Turk kahve, zamansiz uykularin onune gecme, butun gun yorulup aksam makul bir saatte yataga girme)

* Yogaya beraber gitmeye basladik. Cok keyif aldigini ve Bikram yoganin hic boyle bir sey oldugunu tahmin BILE etmedigini soyledi. Dun geceki hangover'dan sonra bu sabah kalkip gidemeyince sizlanip: "Yarin mutlaka gidelim ama" bile demeye basladi:) Sicaga da gayet iyi tahammul dogrusu (Hatirlatayim: Studyo sicakligi 40 celcius derece. Warning!!!:))

* Iki kez alisverise ciktik. Ben donuyorum diye Turkiye'ye goturmek istedigim bir kac mutfak malzemesi, tabi ki ayakkabi, o da gozluk, terlik, kozmetik, mutfak aksesuarlari vesaire aldi. Victoria's Secret indimi bitmis:( Oradan maalesef bir sey alamadik.

* Cumartesi aksami arkadasimin dogumgunu partisine gittik. Superdi! Gunesi dogurup sabah 6'da eve girdik. Once kaldigi apartmanin Party room'unda, sonra da Marwin adli guzel bir barda takildik. Dans, dans, dans...Sonrasinda bir baska arkadasin evinde saraba devam, ve sohbet, sohbet, sohbet...

* Bugun Eastern Market'e gittik. Soyle bir goz attik bit pazarina, meyve/sebze pazarina. Eve gelip sonrasinda kendimizi havuza attik. Bu aralar DC cok ama cok sicak, cok nemli ve surekli hava kapali. Mutemadiyen yagmur yagiyor. Vicik vicik nemli hava da, disari cikinca insan da ne sac ne makyaj ne de kuru kiyafet kaliyor:((

* Gectigimiz Cuma Amerika'nin bagimsizlik gunu idi. Hava yine yagmurluydu. Davetli oldugumuz havuz basi barbeku partisine gidip gitmemekte once tereddut yasadik ancak sonra evde kos kos oturmak istemedik. Ve yagmura ragmen DC'nin tum manzarasina hakim apartmanin cati katindaki partiye gittik. Ciseleyen yamgur altinda, gorkemli Washington Monument'inin hemen uzerinde, gokyuzunu rengarenk isiltadan, yildizli, renkli, coskulu hava fisek gosterilerini izledik. Donerken yolda kaybolduk ve kendimizi birden zenci mahallelerinin icerisinde bulduk. O kadar guzel egleniyorlardi ki "acaba yanlis partiye mi katildik:)?" dedik birbirimize. Bu arada ablamda acayip bir African-American hayranligi aldi basini gidiyor. Ne hikmetse!! Yakinda kendisini zenci ilan edecekmis:)) Hisler karsilikli diyebiliriz cunku ablamda latin hatun goruntusu oldugu icin zenciler de ona bayagi bir ilgi gosteriyor. Beraber disari cikinca ilgi odagi nedense hep o oluyor!

* Gecen hafta bayagi bir zaman kafayi, hangi rotadan gidelim, hangi otelde kac gun kalalim, hangi show'a gidelim, nasil bir Grand Canyon turu alalim sorunsallariyla yedikten sonra nihayet biletlerimizi, otelimizi, showlarimizi, turlarimizi ayarladik. Bundan sonraki haftasonu Vegas'a gidiyoruz. Bekle bizi Las Vegas, geliyoruuuuuuuuuuuuuuz.

Pazartesi, Haziran 30, 2008

Ablalarin ablasi canim ablam

Yarin ablam geliyor. Ogleden sonra onu havaalanindan alacagim. Cok heyecanliyim. Yuppiiiiiiiii............Bir suru plan, ama yine cok az zaman var:( Olsun O geliyor ya, onemli olan o.

Çarşamba, Haziran 25, 2008

Ailemi cok seviyorum...

Ve cok sansliyim ailem oldugu icin, beni her zaman destekleyen, her zaman yanimda olan, zor zamanlarimda elimden tutan, sirtimdan sivazlayan, beni her dustugumde ayaga kaldiran, teselli eden, gozyaslarimi silen, yuregimdekileri paylastigim hic korkmadan cekinmeden, mutluluklarimi cogaltan, kahkahalarima ortak olan bir ailem, annem, babam ve ABLAM oldugu icin ne kadar sansliyim...

"Insan olmaya calismak bir kez daha zarar verdi ama insan olmaya calismaktan hic vazgecilmeyecekti, kardes olmaktan, aile olmaktan...kisin icinde bahar bulma umudu hic eksilmeyecekti."

"Dun, bugun, yarin, umud eder bir yanim. Bu son degil baslangic biliyorum. Yagmurun sesi anlatiyor bize herseyi. Yuzumde bir tebessum dinliyorum. Bu acilar elbet biter, hayat yine devam eder, bekliyorum. Neler neler gelir gecer, hersey unutulur. Bir umitle yeni bir gun baslar, gelse de sonbahar. "

"Hayat gulumsuyor akip gidiyorken zaman...yine bir gun baslar, yepyeni umutlar, gelse de sonbahar.."

Yaprak dokumu sezon finaliyle yine aglatti beni, yine hatirlatti bana ailenin ne kadar onemli oldugunu, ne olursa olsun, ne yasanirsa yasansin, aile bireyleri arasindaki dayanismayi ve destegi ve birbirine kenetlenmeleri...Iyi ki varsiniz ailem, iyi ki...Uzakta bile olsaniz, iyi ki varsiniz ve beni bu zamanlara kadar tasidiginiz icin ne kadar tesekkur etsem, ne kadar dua etsem, ne kadar ozlemle gozyasi doksem AZdir. Iyi ki hayattasiniz. Ne olur bir yere gitmeyin, ne olur beni yalniz birakmayin. Biliyorum size cok hasretlik yasattim ama sunu bir kez daha bilin: siz hep benimleydiniz ben de hep sizinle. Sizi hep yuregimde tasidim, tasiyorum. Benim herseyimsiniz. HERSEYIM...

Pazar, Haziran 22, 2008

Spirit Bliss Farm ve Raw Potluck










Yoga hocalarimdan biri olan Marsha cok saglikli yasayan ve beslenen biri. 60'larinda olduguna zor inanilir. Marsha sadece cig, pismemis yiyeceklerle, sebze ve meyvelerle besleniyor. Vegan olmanin da otesinde kendisi bir 'raw foodist' ya da 'rawist.' Cok ozel vitaminler aliyor, anti-oxidant icecekler iciyor. Cok takdir ediyorum kendisine bu kadar ozenli davranmasini, bakmasini. Ben de elimden geldigince dikkat ediyorum. Cok uzun zamandir et yemiyorum (Turkiye'de yedigim izgara levrekler, cipuralar haric:) ama o kadar da olur...simdilik!) duzenli, daha dogrusu her gun, yoga yapiyorum, ne zaman firsat bulsam yuruyorum ve itiraf etmeliyim beslenmeme, agzimdan iceri giren seyin ne olduguna cok dikkat ediyorum. Organik meyve ve sebze tuketiyorum vs. Marsha'yi ne zaman yakalarsam da nasil beslendigiyle ilgili ipuclari almaya calisiyorum. Bu konularda cok okuyup arastirdigim icin de ortak noktalar buluyoruz ve uzaydan gelmis gibi dinlemiyorum kendisini. Gecenlerde beni cok guzel bir websitesi ile tanistirdi. Bu sitede cok degisik, saglikli, alternatif ve sadece organik urunler satiliyor. Eger cig ve organik beslenme ile pek bir alakaniz yoksa cogu urun size anlasilmaz ve hatta gereksiz gelebilir. Ama eger tersi dogruysa urunler kismina tikladiginizda mal bulmus magribi gibi sevineceksiniz. Ben gecen gun alisveris yaparken adeta kendimi kaybettim ve kantarin topuzunu kacirdim biraz ama olsun cok besleyici ve faydali seyler aldim (brazil nut powder, hemp seed protein powder, camu camu, lucuma, maca powder, cacao nibs, cocoa powder, goji berries, unsalted Peruvian olives, milk bag, chia seeds, hemp seeds...listem uzun valla)

Cumartesi yani dun bu sirketin sahibi kari-kocanin (Jeff ve Helen) kendi evlerinde, daha dogrusu cifliklerinde duzenledikleri bir yemek vardi, hem urunlerini, hem sirketlerini tanitma amacli. Marsha bana ve diger yogi arkadaslarima siz de gelin deyince atlayip gittik. DC'ye 1 saat uzaklikta Mount Airy denen yemyesil bir bolgenin icinde kocaman bir alana yayili arazileri, kocaman evleri, kopekleri, tavsanlari, organik sebze ve meyveler yetistirdikleri tarim alanlari ve seralari var.

Jeff ve Helen usenmeyip hem evlerini 40 kadar kisiye acip hem de bizlere muhtesem cig yemekler hazirlamislar. Ben ilk defa adam akilli hazirlanmis cig yemek bufesi gordugum icin hersey degisik ama bir o kadar da lezzetli geldi. Gercekten yedigim en lezzetli yemekler ve tatlilardi diyebilirim. Biz vardigimizda Jeff tatli hazirliklari yapiyordu. Biz de limonata yapimina yardim ettik. Yiyeceklerin hicbirinde process edilmis bir sey, hic bir katki maddesi yok. Mesela seker yerine Agave surubu ya da Yacon surubu kullaniliyor. Un yok. Tart hamurlari hurma, badem ve hindistan cevizi yagi karisimindan hazirlaniyor. Sut urunleri yok. Soya sutu bile yok cunku o da process ediliyor. Onun yerine badem sutu kullaniliyor. Ayrica butun tohumlari filizlendirip (sprouted) salatalarda tuketiyorlar ki bu yontem tohumlari tuketmenin en saglikli yolu cunku filizlenme sirasinda tohumun butun besleyici degerleri aynen ve en yuksek safhada muhafaza ediliyor. Turlu turlu salatalar, otlar, zeytinler, meyve ve sebze karisimi pureler, keten tohumlu ve daha bilmedigim bin turlu tohumdan yapilmis krakerler, nane sulari, limon otu sulari, fermente edilmis sebze sulari, daha neler neler...Boyle bir menunun eksik ve zayif olacagini dusunenler cok yaniliyor. Iste herseyin organic oldugu menumuz:

Flax crackers with Almond cheese (Keten tohumu krakerleri ve badem peyniri)
Pineapple Cucumber Mint Soup (ananasli naneli salatalik corbasi... Muthisti!!)
Mizuna salad mix
Mixed greens with Veggie Tray and Olives (Zeytinler Peru'dan di ve tuz konmadan hazirlanmisti. Yedigim en lezzetli zeytinlerdi)
Black raspberry herbal vinaigrette
Rainbow coleslaw
Saurkraut
Hemp Kale salad
Cucumber salad
Lemonade
Gingerade
Guacamole
Chocolate Black Raspberry Pie
Vanilla mint ice cream
Lydia's cinnamon raw krispie treats
Mulberry hemp fudge (Bu tatlida kullanilan dutlar Turkiye'den ithal edilmis:))

*Bunlarin yaninda gelen misafirler de bir suru sey getirmisti ama onlarin adlarini bilmiyorum.

Yemekten sonra Jeff bize ciftligi gezdirdi, ekip bictiklerini gosterdi. Biz de bu arada dallardan bol bol bogurtlen ve dut yedik, semizotu (ingilizce adi purslane imis, bunu yeni ogrendim) kemirdik (Ben yillardir semizotu bulmaya calistim su gurbet ellerde. Cogu Amerikali bilmedigi icin basariz oldum arastirmalarimda. Iki yil once bir arkadasimin annesi evlerinin etrafinda gezinirken tesadufen yol kenarinda goruyor, hemen kopariyor ve bahcelerine ekiyor. Semizotu cok arsiz ve her yerde bitiyor. Biz de bu sayede semizotu yiyebiliyoruz Amerika'da. Yoksa herseyin satildigi ve bulundugu bu ulkede semizotu bulmak mumkun degil). Fotograf cekildik. Hava kararinca sohbete evde devam ettik.

Bir suru yeni insanla tanistim, tarifler, kitap isimleri, web adresleri, telefon ve adresler degis tokus ettik. Amerikayi bu yuzden cok seviyorum. Insanlar cok kompleksiz ve acik. Kimse kimseyi yargilamiyor, herkes cok saygili ve kibar, birbirini dinliyor, ozen gosteriyor. Tanistigim insanlar arasinda Reiki, ruhsal danismanlik hizmeti veren genc bir yahudi cocuk, arjantinli ve brezilyali bir cift, amerikali hippi bir kiz, yine amerikali, bu beslenme tarziyla son 1 yilda 50 pound zayiflamis bir kadin, kanadali yasli bir cift, 43 yasinda ama otuzdan yukari gostermeyen yahudi bir genc adam (ki bu adam gunduzleri araba acentasinda calisip geceleri de part-time sandalye masaji uyguluyormus. Her yere goturdugu ozel bir masaj sandalyesi var, bana da usenmeyip gosterdi. Mesela 4 sene kadar bir gece klubunde striptiz yapan kizlara sov sonrasi masaj uygulamis. Ayrica vakit buldukca sokaklarda, alisveris merkezlerinde filan da yapiyormus bu isi. Biz olsak boyle bir seyi soymeye gocunuruz, hatta soyleyemeyiz bile. Bu adamla da yahudi gelenekleri ve toreleri uzerine bolca konustuk. Dini tatil gunleri olan şabat'ta neler nicin yapilir onlari anlatti bana. Cok ilginc bir sohbet oldu) vardi. Jeff ile de gecenin sonlarina dogru bayagi bir konusma firsatim oldu. Ilginc bir insan. Nasil saglikli beslenmeye basladigini, gecirdigi asamalari, neler yaptigini, isini, yapmak istediklerini anlatti. Turkiye'den ve dunyanin diger yerlerinden getirdigi urunlerden bahsetti. O kadar comert ve tatli insanlar ki evlerini adeta alan katan ettik, mutfaklarindaki herseyden tattik, kutuphanelerini alt ust ettik, hic bir sey demediler, dahasi, rahatsiz olmus bile gorunmediler. Sohbet ve ortam bu kadar guzel olunca saatler nasil gecti anlamadik. Gecenin bir yarisi Reiki'ci Isaac bana reiki bile uyguladi, ruhsal analizimi yapti. Velhasil cok guzel bir gundu. Sabaha karsi 3'te mutlu ve huzurlu bir sekilde yataga girdim.

Piknik...

Haftasonu eglenceli gecti. Bugun (Pazar), Washington'daki Amerikan Turk derneginin duzenlemis oldugu piknige gittim. Yeni bir kac insanla tanisma ve eskilerle gorusme firsatim oldu. Acik hava, bol gunes, nehir manzarasi ve yesillikler cok iyi geldi. Arkadasimin Turk-Etyopya kirmasi super sevimli bebeklerini bol bol mincikladim, isirdim. Fotograflar cektim. Menude inegol kofte ve sariyer boregi vardi. Hicbirinden yemedim. Canim da cekmedi. Dun ve bugun detox gunu oldu benim icin. Ozellikle dun cok keyifli bir gun gecirdim. Neler yaptigimi ayrica yazacagim. Dun cok gec eve geldigim ve sabah 3'e karsi uyudugum icin cok gec kalktim bu sabah ama gunu degerlendirebildim:) Bu aksam dun aldigim yeni kitaplara goz atip erken yaticam.
Mincikladigim bebeklerin biri bu...

digeri de bu...Ikisi kardes ve gordugum en guzel melez veletler!

Pazar, Haziran 15, 2008

Can you love someone like this?

Bir insan digerini bu kadar derin, uzun sureli ve tutkulu sevebilir mi? Yoksa sadece senaryolarda mi yazilir boylesi muhtesem ask hikayeleri? Beni de boyle sevdi mi birileri acaba? Gizliden gizliye, yolumu gozleyip, ismimi her yere yazarak, resmimi hep yaninda tasiyarak, benim hayalimle her gece uykuya dalmis, beni benden habersiz, uzaktan uzaga deli gibi sevenim, -lerim var miydi? Itiraf edilmis ama yasanmadigi, el degmedigi, tuketilmedigi icin hala capcanli duran iki tarafli sevgiler'im, arzular'im var biliyorum...Bir de yasadigim, bitmis olmasina ragmen hala tuketilmemis, yipranmamis, hirpalanmamis, icten ice suren sevgiler'im var, ozenle sakladigim, korudugum.

Guzel bir yemek, sohbet ve film...
























Dun o kadar yorulduktan sonra cok sevdigim ama ne zamandir gorusmedigimiz arkadasima yemege gittim. Cok keyifli vakit gecirdik. Esi erken uyuyunca biz de Darjeeling Limited isimli Wes Anderson filmi seyrettik. Yorgunluktan filmin sonuna dogru, ben de kedileri Nancy gibi, uyuya kalmis olsam da eglenceli ve komik bir filmdi diyebilirim.

Donus Hazirliklari -1-

Gecen Pazar Turkiyedeki evimden DC'deki evime dondugumde apartmandan icerden girerken bizim sitede "Spring Lawn Sale" ilanini gorunce "Neden olmasin?" dedim. Ve dun pilimi pirtimi, gozden cikardiklarimi, donerken agirlik yapmasini istemedigim seylerin bir kismini, ben de sitedeki diger komsularim gibi 38th ve Porter caddeleri uzerindeki cim alanin uzerine sabahin bir korunde serdim, seristirdim. Kisa gunun kari 156 dolar hasilat elde ettim:) O da hepsi incik ginciktan. Buyuk seyleri satamadim, ornegin teleskopum ve bayagi bir para bayilip almis oldugum Isvec mali buhar makinem (ki onun sayesinde ne rahat geceler gecirdim bir bilseniz:) benim gibi kronik sinus problemi olan biri icin it was a must!!) Fotograflarda gordugunuz, imzali, buyuk yagli boya tablom ise arabadan indirir indirmez kapildi!!! Ucuza gitti ama olsun. Bu arada gelen gecen ve benim mini plush, bath toy'larla ilgilenen cocuklara da hediye olarak verdim bazi seyleri.

Boylesi bir deneyim benim icin ilk. Amerikalilarin bakis acilarini, bir dolar icin bile pazarlik ettiklerini gormek cok ilgincti. Sosyallesme acisindan super bir olay. NPR radyosundan bir kadin, Alman bir kadinla evli Amerikali emekli asker, yari Lubnanli yari Amerikali kendi yaptigi takilarini satan bir kadinla bayagi sohbet ettik hatta arkadas bile oluverdik. Lubnan kokenli olanin Noor (yani bizim NUR) isimli muhtesem bir bebegi vardi. Benim stanti birakip bol bol bebekle oynadim, optum, kokladim. Tek zor yani tum o esyalari tasimak ve sonrasinda o sicakta geri goturmek oldu. Ama olsun, boyle bir deneyimi parayla bile satin alamazdim:))
aaa ivir zivirim gitti gidiyor!!!

Cuma, Haziran 13, 2008

Rumi from the voices of Madonna and Deepak Chopra

ASLI GÜNGÖR - Kalp Kalbe Karşıdır (Orjinal Klibi) Enbe

Bu sarkiyi gecen hafta Turkiye'deyken duymustum ama kim soyluyor bilmiyordum. Guzel bir ses ve guzel bir sarki.

Perşembe, Haziran 12, 2008

Gidemem

Bazen daha fazladir her sey
Bir esikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yasamin
O kadar azalmistir anlam

O zaman hemen git radyoyu aç bir sarki tut
Ya da bir kitap oku mutlaka, iyi geliyor
Ya da balkona çik bagir, bagirabildigin kadar
Zehir disari akmadan yürek yikanmiyor

Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün
Ayriliktan kaçilmiyor
Hem çok zor hem de çok kisa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam aci tatli ne varsa hazinemdir
Acinin insana kattigi degeri bilirim küsemem
Acidan geçmeyen sarkilar biraz eksiktir

Bir siirden, bir sözden
Bir melodiden, bir filmden
Geçirip güzellestirmeden can dayanmiyor
Yildizlarin o isikli firçasi azicik degmeden
Bu sahane hüzün tablosu tamamlanmiyor

Eger varsa gozyaslarinin ardinda gizlenen mutluluk

sairlerin dedigi gibi, onu bekliyorum. Asik olmak, sevilmek, arzu edilmek, tercih edilmek, yolu gozlenmek, deger verilmek istiyorum. Olesiye sevmek, arzu etmek, kalbim deli gibi carparak yaninda beklemek, yollarimizin kesistigi yerlerde her zaman beraber, elele, omuz omuza yurumek istiyorum. Paylasmak istiyorum herseyimle, gozyaslarimi ve kahkalarimi, sevinclerimle beraber, aglayan ve huzunlenen yanimi. Paylasmasini istiyorum herseyiyle ama yalansiz ve durustce!

Sabah birlikte yanyana uyanmak istiyorum, yanimda bana guven ve huzur veren varligini bilmek ve hep hissetmek istiyorum, beraber heryeri, her ulkeyi gezmek, gitmedigimiz yer, kaldirmadigimiz tas birakmamak, karnimiz agriyincaya kadar kahkahalar atmak, mutlaka yelkenliyle seyahat etmek, koylarda, okyanuslarda denize girmek, muzikler dinlemek, romantik aksam yemekleri yemek uzuuuuuun sohbetler ve opusmeler esliginde, gozler-imize bakarken sevdigimizi ve sevildigimizi ta en derinimizde kuskusuz hissedebilmek, haftasonlari yuruyusler yapmak, iki kisilik bisikletle gezmek, filmler seyretmek, beraber aglamak, gulmek, en onemlisi hayati cok ciddiye almadan yasayabilmek, herseyi sevgi ve saygiyla paylasmak istiyorum ben, ozel alanlarimizi hic kirip dokmeden, ihlal etmeden.

Boyle bir Sevgili'yle cocuklar buyutmek istiyorum. Sevgili'yle yasadigimiz o Yuksek ve kutsal sevgiyi cocuklarimizla katlamak istiyorum. Sevgili Evren sana icimi dokuyorum, beni duy lutfen!

Biz kendimize de Batı'ya da yabancıyız, yetmezmiş gibi aramızda da kamplaşıyoruz şimdi

Ama biz Cumhuriyet kuşakları olarak ne vârisleri olduğumuz Bizans uygarlığını, ne de Osmanlı medeniyetini, "Modernleşme" projemizin kültürel yapısı içine yerleştirebildik.
Mao "Proleter Kültür Devrimi" yapıp geçmişi yok saymıştı. Biz de galiba bunu "BürokratikKültür Devrimi" ile yapmaya çalıştık.
Batı'nın 19'uncu yüzyıl sonrası döneminden düşünce alanında pozitivizmi, ekonomi alanında da sanayileşmeyi alarak, çağ atlayabileceğimizi zannettik.

Bir meydan kahvesindeki küçük orkestra, Verdi'nin La Traviata'sından bölümleri çalıyordu.
Bizim benzer bir mekânımızda Dede Efendi'nin veya Tanburi Cemil Bey'in bir bestesinin icra edildiğini hiç duydunuz mu?

Kendi insanını hafife alan, kendi halkının kültürünü geri olarak niteleyen modernleşme hareketimiz, şimdi Avrupa Birliği'ni de "tehlike" olarak görüyorsa ve demokrasinin "rejim"i tehdit ettiği ileri sürülüyorsa, burada bir yanlışlık yok mudur?

Salı, Haziran 10, 2008

Ben Olmeden Once...


boyle ucmayi,


ve sonbaharda aynen boyle kirmizi eteklerimde yaprak toplamayi istiyorum.

*Source of the pictures: http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/yeni/goster.asp?galeriid=2082&ver=52



Bir Tutam Sac...

Annelik boyle bir sey olsa gerek. Tarifi mumkun olmayan, sozcuklerin yetersiz kaldigi, yetersizlikten ote en iyi sairlerin, yazarlarin, psikologlarin, soz ustalarinin bile ne kadar cabalasalar dahi sozsellestiremedigi bir ic gudu, duygular demeti, ilahi guc. Sadece yasanir, hissedilir, tasinir, bilinir icinizde bir yerlerde, dogarken uflenir ruhunuza, bedeninize ve kalir taaa... olene kadar, nefesin son damlasina kadar. Hissedersiniz illa ki, hic dogurmamis olsaniz bile, bir anayi, bebegini kucaklarken, emzirirken, dokunurken gordugunuzde... Bir bakarsiniz icinizin sizin bile farkinda olmadiginiz derinliklerinde dev dalgalar halinde akan duygulariniz sarsmis tum bedeninizi, ruhunuzu, sasirirsiniz. Sasirirsiniz nedir bu tektonik dalgalarin kaynagi, merkezi, buyuklugu diye. Iste isim-len-di-re-me-dik-lerinizin, soz-sel-les-ti-re-me-dik-lerinizin tum bu toplamina 'annelik' denir biz insanlar arasinda, o da sirf tanimlayabilmis, etiketleyebilmis olmak icin, yasadigimiz her duyguyu anlatmaya calisirken yaptigimiz gibi. Ama bilirsiniz, hem de cok iyi bilirsiniz ki, o ilahi kaynagin yerini, volkanin derinligini, kendi bedeni icinde yarattigiyla olesiye kurdugu bagi hic birsey ve hic kimse anlatamaz. Ne Balzac, ne Fromm, ne Freud, ne Goethe, ne Euripides...Anneligi sadece ve sadece kizinin ortaokulda sacini kesen ve o saclari bir tutam yapip kordelesiyle beraber kesenin icinde yillarca saklayan, arasira cok uzaklardaki kizinin dayanilmaz hasretini gidermek icin o saclari oksayan ve koklayan anne bilir. Onu benim Annem bilir.

*Source of the picture: http://www.blackwhitestockphotography.com/images/070918224811_Mother_and_Baby_in_a_Manger_LG.jpg

Pazar, Haziran 08, 2008

Hic bitsin istemedim ama Bitti!

Yorucu ama zevkli bir Turkiye gezisi daha bitti. Tam 'oh Antalya'ya geldim, ne guzel artik dinlenir, denize girerim' derken, gecen pazartesi gelen telefonla yine Ankara'ya bir geceligine ucmak zorunda kaldim. Iyi de oldu bir yerde, hem cumhurbaskanimizin guzel mi guzel evinde bir cay icmis, hem de cok sevdigim arkadasim Sevgi ile biraz daha zaman gecirmis, ayrica gecen defa goremedigim arkadaslari da gormus oldum. Sonra Ankara'dan Izmir'e uctum. Izmir ayaginda en son 15 yil once gorustugum ortaokul/lise arkadasimla bulustuk, nostalji yasadik. Buraya koyabilecegim bir fotograf olmasini isterdim. Ama ne o ne de ben o gece bir makina getirmeyi akil etmistik:(

Bugun DC'ye vardim, ogleden sonra saat 1'de. O saatten beri kendimi uyumamak icin zor tutuyorum. Buranin bedtime'ini bekliyorum ki yarin uyandigimda cok fazla sarsmis olmasin jetlag beni. Yolculugum rahat ve guzel gecti. Allahtan bu kez Munih'te sadece iki saat bekledim. Atlantik'i ucarken de yanimda oturan Kibrisli Rum adamla ordan buradan sohbet ettik, tabi ki siyaseti konusmadan da edemedik. Kibrisli degilim ama gecmis 7 yil icerisinde isim geregi Kibrisli cok kisi tanidim. Eger gercek Kibrisliyla konusursaniz, Turk ya da Rum, hepsi yasanan trajedilerin buyuk ulkelerin, ozellikle Ingiltere ve ABD, cikar kavgalarindan kaynaklandigini, bugun de hic bir seyin degismedigini soyluyorlar. Gecmiste huzurlu, beraber yasadiklari gunlere ozlem duyuyorlar ve yine oyle yasayabileceklerini ama buna hep 'birilerinin' engel oldugunu, ve o 'birilerinin' adanin huzura ve cozume kavusmasini hic istemediklerini soyluyorlar. Bu adam da ayni seyleri tekrarladi ucakta bana. Karamsar her adali gibi o da.

Pazartesi, Haziran 02, 2008

Tatilin geri kalani...Antalya-Varan 2

Bir hafta bile olmadi Antalya'ya varali. Havalar mevsimin kavurucu sicaklarindan henuz nasibini almamis. Kaleicinde keyifli keyifli gezmenin dayanilmaz hafifligi var uzerimde.

Carsamba gunu tum gun uyumak ve dinlenmekle gecti. O gecenin aksami, Antalya operasinda premier'i oynanan Puccini'nin Madama Butterfly'ini seyrettim ve bol bol agladim. Operacilar ve orkestra gercekten cok iyiydi bu kez. E tabi, birakin da merhum Pavarotti ile calismis dunyaca unlu Italyan bir reji, memleketinin en unlu operalarindan birini sahneye koyunca boyle olsun! Baska neler yaptim Antalya'da? Ilk kez, 2006 yilindan sonra denize girdim. Talya Oteli'nin yanindaki falezlerden kendimi Akdeniz'in sularina attim. Cumartesi gunu ablamla beraber pazara gidip bol bol penye satin aldim, hemen her gece degisik cafe/bar'larda arkadaslarla beraber oldum (Uzaklar, ki benim favorimlerinden biri, Zen, ve Jolly Joker gittiklerimiz arasinda), Kaleici'nde annemle yuruyus yaptim ve 2006 yilinda yasadiklarimi hatirladim bol bol, gectigimiz Cuma aksami, yine dostlarla, icinden selalenin aktigi bir mekanda yemek yedim, dun aksam, cok sevdigim arkadasim Ozan'in evinde vermis oldugu yemekli partiye gittim. Ozan her zamanki gibi muhtesem yemekleri, ictenligi, samimiyeti, comertligi ile dort dortluk evsahipligi yapti hepimize. Antalya'da yeni mekan kesfetmedim bu kez. (Pardon ya, kesfettim aslinda. Ataturk Parki icerisinde 'Order' isimli bir yer. Muhtesem manzarasi, guzel kahveleri ve Pazar gunleri klasik muzik esliginde brunch'i var) Zaten cok da vaktim olmadi. Benim icin onemli olan sevdiklerimle birarada olmak ve keyifli zamanlar gecirmekti. Basima gelen tek talihsiz olay, cumartesi gunu sabah kalktigimda boynumun aniden tutulmasi oldu. Bir sure birsey olmaz deyip, aci icinde ortalikta dolastiktan sonra, siddeti giderek artan aciya ve kafami yamuk bir vaziyette tutmaya daha fazla dayanamayip hastaneye giderek igne oldum. Agizdan ilac, igne, masaj ve fitil ile anca acabildik boynumdaki kas spazmini. Allah kimseye vermesin boyle bir aci diyorum, cunku uzun zamandir yasadigim en kotu agri/aciydi diyebilirim. Neyse ki annemlerin yaninda oldu boyle birsey. Aksi olsaydi ne olurdu dusunmek bile istemiyorum.