Pazartesi, Temmuz 30, 2007

Yıllar Sonra Öğrendim ki…

Öğrendim ki..
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki…
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki…
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki…
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki…
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki…
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki…
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki…
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.

Öğrendim ki…
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki…
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki…
‘Bittim’ dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki…
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki…
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki…
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki…
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki…
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki…
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki…
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.

Öğrendim ki…
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki…
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki…
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki…
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.

Öğrendim ki…
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.

Öğrendim ki…
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Öğrendim ki…
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki…
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

Öğrendim ki…
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki…
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Öğrendim ki…
Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki…
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki…
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki…
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanin kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki…
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki…
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki…
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki…
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Öğrendim ki…
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

Ataol Behramoğlu

Çarşamba, Temmuz 25, 2007

Son bir haftadir hersey cok yogun gecti. Hem duygusal anlamda hem de hayatimin akisiyla ilintili. Duygusal inis cikislar yasarken oradan oraya kosusturmak ve kendimi, zihnimi mesgul etmek icin yaptigim aktiviteler yarar sagladi saglamasina da fiziksel olarak bayagi yordu beni. Gectigimiz bir hafta icerisinde:

Insan vucudunun anatomisini en ince ayrintilarina kadar gosteren kadavralarin sergilendigi 'Bodies' sergisine gittim ve kendi bedenimin nasil isledigine, kaslarimin, yumurtalik tuplerimin, gogus dokularimin, sut bezlerimin neye benzediklerine ve nasil birbirleriyle muhtesem bir isbirligi yaparak calistiklarina ilk kez taniklik ettim. Bence bize biyoloji derslerinde, kagit uzerinde ogretilmeye calisilanlar fasa fiso. Her cocuk, buyume caginda, boyle bir sergiye getirilerek senelerce ders kitaplarindan ogretilmeye calisilan insan anatomisini 1-2 saat icerisinde cok daha etkili bir sekilde ogrenebilir.

Haftasonu arkadaslarimizi ziyaret ettik. Pazar gunu bir arkadasimin evinde buyuk bir sabah kahvaltisi esliginde secimleri seyrettik. Cumartesi gunu de outlet magazalarinda alisveris yaptik.

Yeni animasyon film 'Ratatouille' yi seyrettim. Cok eglenceli super bir animasyon. Yine seyrederim. Michael Moore'un yeni filmi 'Sicko' yu seyretmeye niyet ettim:-)

Guzel bir Thai restoranti kesfettik. Hem ambiansi hem de yemekleri cok leziz. Ismi Mai Thai. Hem sehrin icerisinde hem de Alexandria'da subesi var. Spring roll'lari muhtesem.

Kac senedir burada yasamama ragmen bir turlu gidip goremedigim Soykirim Muzesi'ne gittim ancak kapanmasina cok az zaman kaldigi icin bir sergiyi gorup cikmak zorunda kaldim. Benim gordugum galeride Nazilerin nasil Yahudileri Polonya'daki Lodz bolgesinde izole ettiklerini ve etraflarini dikenli tellerle cevirerek onlari acliga ve sefalete terk ettiklerini anlatiyordu. Cok ufak bir yerlesim bolgesine yigdiklari cok sayida Yahudinin hayatlari soguk kis sartlarinda ve yiyecek kitliginda tam anlamiyla bir kabusa donusmus, takvimler gecerliligini yitirmis, gunluk zaman dilimi corba dagitiminin yapildigi sabah ve aksam olarak ikiye bolunmus, en korkunc olan da bir sure sonra yaslilar, 10 yasin altindaki cocuklar ve sakatlar toplatilip, ise yaramadiklari gerekcesiyle acimasizca oldurulmus. Ne zaman sona erecek bu hinc, nefret, 'oteki'ni dislama? Su anda Ortadogu'da yasananlarin gecmiste yasananlardan pek de farki yok bence. Yine bir suru insan dini, rengi, kulturu farkli oldugu icin dislaniyor, olduruluyor. Bir suru cocuk yasama yeni adimlar atacakken yasamdan kayip gidiyor. Ne yazik!!!

Pazar, Temmuz 15, 2007

Kirkinci Oda

Ne kadariniz gercek sizin,
kirk odali satonuzun kirkinci odasindaki
kilitler altinda sakladiginiz gercek
duygularinizla,
gercek dusuncelerinizin ne kadari yansiyor
hayatiniza,
soylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladiginiz,
bir sinir kriziyle ya da buyuk bir aciyla
yahut da muhtesem bir sevincle kabugunu catlatipda
ortalara dokulecek neler biriktiriyorsunuz
icinizde...???
Ne kadariniz kendi sahtekarliginizin esiri?
Sevip de soyleyemediginiz,
ozleyip de aciklayamadiginiz
ya da sevmeyip de sevginizin eksikligini icinize
gomdugunuz oluyor mu,
korkakliklar var mi,
kalleslikler var mi,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir isaret mi
bekliyor...???

Gorundugunuz insan misiniz siz,
yoksa bir define arayicisi hazineler mi bulur
icinizde
ya da yikilmis bir kentin harabelerini mi
tasiyorsunuz?
Derununuzda neler sakliyorsunuz?
Ne kadariniz gercek sizin?

Ulkenizle ilgili dusuncelerinizi soyluyor musunuz,
yoksa basinizi belaya sokmayacak kadar akillimisiniz,
gercek dusuncelerinizi basbasa konusmalara mi
sakliyorsunuz,
acikca konusanlari biraz aptal buluyor musunuz?

Gunahlardan yapilmis hayaller var mi icinizde,
gunahtan korktugunuzdan bunlari saklayip
Tanri'yi mi kandirmaya ugrasiyorsunuz?
Gunahlari sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...???

Uzun bir yolculuga cikar gibi
duygularinizla dusuncelerinizi denklere
sarip da iclerinizde bir yerlere mi
yerlestirdiniz,
bir gun yolculuk bitince acmayi mi dusunuyorsunuz
aslinda yolculugun hic bitmeyecegini ve
denklerinizi
hic acmayacaginizi bilerek...
Birgun cildirsaniz da
butun duygularinizla dusuncelerinizi acikca
soyleseniz,
neler duyacagiz sizlerden,
gizli palyacolar mi cikacak ortaya,
yoksa korkakligin altinda,
bir istiridyenin icinde buyuyen inciler gibi
buyumus yigitlikler mi?

Kizginliklariniz yok mu sizin,
ofkeleriniz, isyanlariniz?
Asklariniz yok mu?
Kendi sahtekarliginiza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsaniz da gercekler dokulse ortaya,
kendinize sasar misiniz,
hic dusundugunuz oluyor mu kirkinci odada neler
var diye, hangi unutulmaya calisilmis sevgililer,
dile getirilmeyen ozlemler,
soylenmeye soylenmeye birikmis ofkeler,
hangi bosvermislikler,
hangi inkar edilmis arzular yatiyor diplerde?

Ne kadariniz gercek sizin?

Kimselerden korkmadiginiz kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Sehrin isiklarinin bulutlara yansidigi
turuncu piriltili kulrengi bir gecede,
simseklerle bosanan yagmur basladiginda
satonuzun odalarinda bir gezintiye cikiyormusunuz,
agir agir yaklasip o kirkinci odaya aciyor musunuz
kapiyi usulca, gordukleriniz aglatiyor mu sizi,
bu kadar gercegi o odada saklayip,
hayati yalandan yasadiginizi farketmek nasil bir
sarsinti yaratiyor?
yoksa, ne gokyuzune vuran isiklar, ne yagmur, ne de
issiz gece,
sizin kirkinci odaya yaklasmanizi saglayamiyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerceklerinizden,
kirkinci odaniz size de mi kapali,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?

Ne kadariniz gercek sizin?
Ne kadariniz kendi sahtekarligina esir?
Biktiginiz olmuyor mu kendi yalanlarinizdan,
hic kendinizden sikildiginiz olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
butun yalanlarinizdan uzak bir yere?

Soyle rahatca butun duygularinizi,
butun dusuncelerinizi soyleyebileceginiz bir diyara,
kendinizi bile yaniniza almadan.

Ah aslinda ben onu seviyordum diye aglayacaginiz
kimleri sakliyorsunuz koynunuzda,
yuksek sesle elestirip de
icinizden hak verdiginiz hangi dusunceler var,
kendinizi akilli bulurken aslinda gizlice kendi
korkakliginizdan utandiginizin itirafini nerelerde
gizliyorsunuz?

Ne kadariniz gercek sizin?
Ne kadariniz kendi sahtekarligina esir?

Bunu hic dusundugunuz oluyor mu
yoksa bunu dusunmek bile yasak mi size?
Neler var kirkinci odada?
Otuzdokuz odadan yapilmis hayatinizi,
kirkinci odanin kapisini acmamak icin yalandan mi
yasiyorsunuz?
Niye yapiyorsunuz bunu?
Açsaniza kirkinci odayi yagmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsiniz,
kapali bir odayla yasarsiniz butun ömrünüzü,
kendinizden sikilarak...

Ahmet Altan

ps. Bu aralar daha bir yogun icerisinden gectigim icsel yolculugumda ve kendimle hesaplasmamda, beni ve eminim benim gibi hissendenleri bu kadar iyi anlatan bir baska siir daha yoktur. Ben 40. odamin kapisini actim. Simdi iceride karsilastiklarim, sakladiklarim, kactiklarimla yuzlesmekteyim. Cok sancili ve cok zor ama ne kadar onemli ve ne buyuk bir kisisel kesif!

Perşembe, Temmuz 12, 2007

şevval sam söyleyemem derdimi

Rahmetli babaannem bu sarkiyi cok severdi. Ben uzaklara gittikten sonra, radyoda eski sarkilar calmaya baslayinca daha bir icli aglar olmustu. Kac kez beraberken, onu bu sarkilari dinlerken yuzunu diger tarafa cevirip agladigini ve bana caktirmamaya calistigini hatirlarim. Onu 4 sene once kaybettik. Ben Amerikadaydim maalesef. Bize cok duskundu, biz de ona. Babannecim ruhun nerede acaba su anda? Her neredeysen seni cok ozledim. Bizim hayatimizda oldugun ve uzerlerimizde biraktigin izler icin cok tesekkurler.

Şevval Sam - Güzel Bir Göz Beni Attı

Ben Turkiye'yi oz-Le-Dim. Cok guzel bir sarki, cok da guzel bir yorum.

Cuma, Temmuz 06, 2007

BITTIM sabunu

Bugun gazetelerin birinde okurken asagidaki habere rastladim. Yurtdisinda yasayanlar bilirler. Bu aralar acayip bir organik furyasi almis basini gidiyor. Herseyin organik olani makbul. Organik sebze, meyve, organik et ve sut urunleri, organik cilt bakim urunleri, organik kiyafetler, hatta organik mobilyalar! Haberi okuyunca dusunmeden edemedim aslinda ulkemizde bu yeni trend icin ne kadar cok potansiyel var ama kullanmasini, pazarlamasini bilmiyoruz diye. Hatta bizler Turkiye'de gayet organik ortamlarin icinde yasiyoruz ancak degerini baskalari deger gostermeye baslayinca, ya da memleketimizden uzaklastikca anliyoruz. Hersey de oldugu gibi elimizdekinin kiymetini varken bilmiyor, aksine herseyi bozmaya meylediyoruz. Neyseki bIttIm sabunu bir yerde bu zinciri kirmis da global pazara orasindan burasindan bile olsa kendini eklemlemeyi basarmis. Mardin'e gidersem kesin Mehmet Dede'yi bulucam ve de sabunlarindan bol miktarda alicam:-)

"Mardinli sabun ustası Mehmet Dede, 7 metrekarelik atölyesinde ürettiği bıttım sabununu Japonya'dan İspanya'ya kadar birçok ülkeye pazarlıyor.
Mardin'in tarihi Hasan Ayyar Çarşısı'ndaki 7 metrekarelik küçük dükkanıyla kendi ürettiği bıttım sabununu satan 36 yaşındaki Mehmet Dede, sabunun tamamıyla doğal ürünlerden oluştuğu için hiçbir yan etkisinin bulunmamasından dolayı kente gelen bütün yerli ve yabancı turistlerin aradığı ürün haline geldiğini söyledi. Binbir derde deva olarak tabir edilip, herkese tavsiye edilen bıttım sabununu kendi küçük imalathanesinde oluşturduğu farklı kalıplarla ürettiğini belirten Dede, "Sabun yabani fıstık (bıttım) yağı, melengiç karışımından yapılıyor. Bu iki bitki dışında kesinlikle başka katkı maddelerinin karışımı yapılmıyor. Aynı zamanda kepeği, deri dökülmelerini ve saç dökülmelerini önleyici faktöre sahip. Bıttım sabunu, bölgede 'Botan sabunu' olarak bilinmektedir. Sabunun asıl vatanı, Mardin Botan bölgesidir. Bu bölge, Mardin'den Şırnak'ın Cizre İlçesi'ne kadar yayılmaktadır" dedi.
Mardin'e gelen yabancı turistlerin aldığı bıttım sabununu, Japonya'dan İspanya'ya kadar birçok ülkeye gönderdiklerini söyleyen Mehmet Dede, yanında sakladığı 100 yılık sabunu göstererek, bıttım sabununun yıllandıkça etkisinin fazla olduğunu ve en etkili sabunun en eski sabun olduğunu ifade etti. Kendi imalathanesinde ürettiği sabunlar için TSE'ye patent başvurusu yaptıklarını ve İpek Yolu Bıttım Sabunu olarak satışa çıkarmak istediklerini belirten Dede, sabun üretimini dedesinden öğrendiğini anlattı. Son zamanlarda Avrupa'dan sonra Arap ülkelerinin ilgisini çeken bıttım sabunu için başta Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Cezayir ve Fas'tan örnek siparişler aldığını açıklayan Dede, "Tamamıyla doğal ürünlerden üretildiği için yan etkisi bulunmuyor. Saçları besliyor ve yumuşak hale getiriyor. Ayrıca, beyaz saçlara doğal güç vererek, siyahlaşmasına neden olmaktadır. 50 santimetre boyunda 40 santimetre ebadında olan bıttım sabununu üretmek için 1 hafta boyunca çalışıyorum. Yani anlaşılacağı gibi, bu sabunu üretmek, maharetin yanında sabır da gerektirir" şeklinde konuştu.
12 bin yıllık tarihi dolayısıyla UNESCO'nn gündemine dünya kültür mirasına aday şehir olarak giren Mardin'e gelen yerli ve yabancılar tarafından ilgi gören sabunun, Mehmet Dede'nin dükkanından şu sıralar başta İspanya olmak üzere siparişler üzerine Japonya'ya kadar ihracatı yapılıyor. Mehmet Dede, Mardin'e gelen yabancı turistlerin güzergahı üzerinde olan dükkanının iri sabun kalıplarıyla ilgi çekmesi üzerine satışlarının başladığını da sözlerine ekledi."
" "Hayat, o kadar da atla deve bir şey değil" dedi kalbine ve aklına çok kıymet verdiğim biri. Devam etti:

"O kadar önemli bir şey olsaydı 7 milyar insana verilmezdi."
Antin kuntin şeylere sıkılırken işe yarayabilecek bir bakış açısı. Hafifletebilir insanı. Ne ki bu hayat denen şeyden hepimizde bir tane var. Bu yüzden hepimiz için biricik, bu yüzden bitmesin diye gözünün içine bakıyoruz.

Ölmüyorsun nasılsa...
Mucizevi bir şey nereden baksan. Milyonlarca spermden biri, diğer değil, bizatihi o sperm gidip yumurtayı buluyor bi' gayret. Rahme tutunuyorsun sonra. Vücuda girip de vücudun dışarı atmaya çalışmadığı tek nesne o sperm, enteresandır.
Sonra büyümeye ve düşmemeye çalışıyorsun içeride. Hayret verici bir biçimde büyüyorsun bir kadının karnının içinde.
Sonra başın yeterince büyüdüğünde, iki kalça kemiği arasından geçecek büyüklüğü aşmadan hemen önce, ittirmeye başlıyorsun eti. Dışarı çıkıyorsun bir gövdeyi yırta yırta. Sudan çıkıp havadaki oksijene alışıyorsun bağıra bağıra, ciğerlerin yırtılmıyor mesela. Sonra nasılsa yaşıyorsun. Yastığa yüzünü gömüp boğulmuyorsun mesela, yataktan düşüp ölmüyorsun, yetişkin oluyorsun yavaş yavaş. Bombalar patlıyor ölmüyorsun, hasta oluyorsun ayağa kalkıyorsun, öğretmen dövüyor yıkılmıyorsun. Ama sonra bir gün...

Oluveriyor
Biri kavşağı yanlış yapıvermiş oluyor. Biri arabasında gaza basıp hava atmak isteyiveriyor. Bir başkası manasızca acele ediveriyor sollarken. Biri trafik ışıklarını tamir etmeyiveriyor. Böyle saçma sapan bir meseleden ölüveriyorsun. Senin mucizen bitiveriyor."

Ece Temelkuran, Milliyet, 6 Haziran 07

Pazar, Temmuz 01, 2007

Nilufer Kuyas'in kitabi

Bu kitabi okumayi cok istiyorum, ozellikle de Hatirla Sevgili'yi bir solukta seyretmis ve o donemin olaylari ile daha da fazla ilgilenen biri olarak.

"Kahramanımız Aslı bizi Ankara vapurunda zaman yolculuğuna davet ederken, kırk yıl önceki bir ihanetin esrarını çözmek için de yardım ister. Ama daha önemlisi, okuru birlikte bir roman yazmaya çağırmaktadır... Bir roman yazsaydım Kerem, aşkın hayatımıza nasıl girdiğini görmek isterdim. Bir roman yazsaydım, Enver'in Yassıada'ya gönderilmesine neden olan muhbiri bulmam gerekirdi. Kim bu kadar nefret etmiş olabilir ondan? Bir roman yazsaydım, Fevziye'nin başkaldırısının tam hakkını vermem gerekirdi. Gencecik kız kendinden yirmi yaş büyük bir adamla sevişmeyi nasıl göze aldı? Bir roman yazsaydım, 27 Mayıs'ın demokrasiyi nasıl öldürdüğünü ve bizi rehin aldığını anlamam gerekmez miydi? Bir roman yazmaya kalkışsam, sevdiğimiz kişiyi kendi içimizde öldürmek zorunda kaldığımızı da anlatacaktım. Sıradan bir cinayet... Aslı, sonunda böyle bir roman yazıyor. Okurun elinden bırakmayacağı, geçmişle ve kendisiyle yüzleşeceği bir 27 Mayıs romanı, bir aşk öyküsü, bir arayış romanı; tarihi ve insan ruhunu sorgulayan bir deneme roman Yeni Baştan."