Cumartesi, Mart 31, 2007

BODIES...We are a MIRACLE!!!



Gerci Ayse Arman benden once yazisinda bahsetmis bugun bu sergiden. O yuzden ben bu konuda cok bir sey yazmadan videoyu seyretmenizi ve aklinizi ucurmamanizi istiyorum. Ben henuz gormedim, ama yazilanlari okudum, websitesini gezdim ve gitme planlari yaptim bile. Kaciranlar icin Arman'in yazisi .



Ruyam gercek oldu!

Bundan iki yil kadar once, ruyamda, kendimi, Amerikan eski savunma bakan mustesari, simdiki Dunya Bankasi baskani Paul Wolfowitz'in elini sikarken gormus, kendi kendime de: "bu aralar siyasetle ve is konulariyla cok hasir nesir oluyorum. Artik ruyalarimda bile beni rahat birakmiyor" demistim. Benim icin o zamanlar kendisi ulasilamaz bir figur, dahasi Washington'daki sahin neoconlarin onde gelenlerinden ve de Irak savasinin mimarlarindan biri olarak goruslerini hic onaylamadigim biriydi. Yillar gecti ve ben dun TOBB'un Washington gezisi kapsaminda Wolfowitz ile yaptigi ozel toplantiya katilarak tam bir DE jaVU yasadim. Bir an bir zaman diliminden digerine kaydigimi ve o an'i daha once yasamis oldugumu hissettim, adamin elini sIktigimda. Nihayet yuz yuze, goz goze gelmistim kendisiyle. Goruslerini Bush yonetimindeyken onaylamadigim adam, simdi Dunya Bankasi gibi ucuncu dunya ulkelerine yardim eden bir kurumun basinda, bu kez de, TOBB'un Israil ve Filistinliler ile hayata gecirmeye cabaladigi bir kalkinma ve baris projesinin fizibilitesini tartisiyordu. Her zaman, herseye pembe gozluklerimi takarak bakan biri olarak, kendisinin 'iman'a geldigini :-) ve dogru yolu buldugunu dusunmeden edemedim karsisinda otururken ve projenin aslinda Filistindeki ezilen ve kendi canlarindan baska bir mulkiyetleri olmayan insanlar icin ne kadar buyuk bir umut/as kapisi olacagini anlatirken. Umarim vaadler havada kalmaz ve de proje en kisa zamanda hayata gecirilir. Ben de simdi diger 'ilginc' ruyamin gerceklesmesini bekleyecegim. Bu kez ne mi olacak? Eger ruyalar gerceklesiyorsa ya da aslinda 'gercek' olan ruyalarsa, ben uc vakte kadar Laura Bush ile Beyaz Saray'da cay icecegim!

Pazartesi, Mart 26, 2007

Ali Baba ve Kirk Haramiler

"Opera 2 perde - Selman ADA

Orkestra şefi: Selman ADA

Besteci ve Orkestra Şefi Selman ADA ile Libretto Yazarı Tarık Günersel yaratıcılıklarını birleştirerek, bu ünlü doğu masalından, Türk müziği ile Türk dilinin en güzel ve en etkili bir biçimde kullanıldığı olağanüstü bir opera oluşturdular. Entrika, kıskançlık ve aşkın yanı sıra, günümüz toplumuna göndermelere olanak tanıyan konusu, fantastik metni, bu metni bütünleyen makamsal müziği ve geleneksel renklerimizi barındıran görsel zenginliği ile ulusal operamız adına bir kazanç olan bu eşsiz eseri tüm sanatseverler ilgiyle izleyecek."

Canim ablam Antalya Operasi'nda bu Carsamba premier'i yapilacak olan bu guzel opera icin gunlerdir o kadar cok calisiyor ki, son zamanlarda kendisiyle soyle uzun uzun dertlesme firsati bir turlu yakalayamadik. Emeklerine degdi ama. Cok guzel bir eser ortaya cikardilar. Yolunuz bu aralar Antalya'ya duserse, ablami basrollerden biri olan "Zeynep" rolunde izleyebilirsiniz. Tebrikler Serapcim.

Gitmeler...













Bu aralar yine seyahat etme istegim had safhada. Cok uzun zaman yerlesik kaldim diye dusunuyorum. Halbuki daha bir ay once Kanada'daydim. Benim aslinda yine Ispanya'ya gidesim var. Bu kez Basque bolgesi ve Valencia taraflarina ama.

p.s Ustteki resim Granada sehrindeki Alhambra Sarayi'nin uzaktan goruntusu. Digeri de icinden.

Pazar, Mart 25, 2007

Pazar gunu, havanin guzelligine inat, miskin bir sekilde evde otururken, patronumun arayip "TOBB baskani ve heyeti burada, hemen cikiyoruz" demesiyle altima bir jean, uzerime bir bluz, ayagima da yeni aldigim simli Donna Karan ayakkabilarimi giyip kendimi disariya attim. Fairmont Otel'de TOBB baskani ile gorustukten sonra patronum kendisinin bir randevusu icin ayrilmasi gerektigini soyleyince, ben de TOBB heyeti ile birlikte Washington buyukelcimizin verdigi resepsiyona gitmeye karar verdim. Ayagimdaki jean'e aldirmadan, takim elbiseli ve abiye kiyafetli kadinlar arasinda, resepsiyon salonunda tanidigim insanlarla konustum, Ekonomi Bakani Babacan ile kisa bir sohbet yaptim. Bu hafta DC'de duzenlenecek ATC (American Turkish Council) toplantisi icin Washington'a akin etmis bir suru gazeteci ve isadaminin salondaki hummali tartismalarini ve kosusturmalarini izledim. Bir ara bizim heyetten ayrilarak yan salona gecip, buyukelcilik rezidansindaki ascilarin yapmis oldugu muthis lezzettli Turk yemeklerinden yedim. Uzun zamandir bu kadar guzel sehriyeli pilav ve patlicanli kusbasi et yememistim dogrusu. Patlicanlarin yagda kizarmis ve de sehriyeli pilavin bolca tereyagli olmasina bu kez hic takilmadan tabagimi doldurdum, uzerine de agzima bir parca leziz su boregi attim. Sonrasinda TOBB heyeti ile beraber onceden rezervasyon yaptirdigimiz Georgetown'daki bir Italyan restorantina gittik. Son anda Ekonomi Bakani da bize katildi ve Rifat Bey'in yanindaki, benim de tam karsimdaki sandalyeye oturdu. Ne kadar genc oldugunu fark ettim birden. Bakan, Turkiye'den bugun geldigi icin, uykulu gozlerle sohbeti idare ettirmeye calisirken, bizim masaya bakan Amerikali garson kiz, her kafadan anlamadigi bir dilde ses cikan bu gurultulu ve kaotik 20 kisilik grubun siparislerini almaya calisti. Cok acidim kiza, kesinlikle yerinde olmak istemezdim. Degisik zamanlarda kendi kafalarina gore sipariste bulunduklari yetmedigi gibi, Turk kahvesi isteyenler bile oldu. Valla alem insanlariz ne diyeyim. Italyan restorantinda Turk kahvesi istemek de cok acayip!! Ustelik bunu yapan da Turkiye'de onemli gorevlerde bulunmus, murekkep yalamis, gormus gecirmis birisi. Gecenin nesesi mi cilesi mi olduk o kiz icin, artik bilinmez. Simdi yatiyorum. Yarin sabah DC'de guzel bir hava, katilmam gereken uzun bir toplanti olacak. Size iyi haftalar diliyorum.

Salı, Mart 20, 2007

Yavas Yavas...

Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar, müzik dinlemeyenler,vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler,
İzzetinefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım istemeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar, her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bilegirmeyen, veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar,tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyıgörmek istemekten kaçınanlar yavaş yavaş ölürler.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.
Pablo Neruda

Pazartesi, Mart 19, 2007

En Uzun Gece

Ahmet Altan'in kitaplarini her defasinda bitirdigim zaman hissettigim gibi, bu kez de "En Uzun Gece" adli kitabini bir solukta okuyup bitirdigimde ayni seyleri hissettim. Kurguladigi oykuyu bizzat yasadim, Yelda'nin ve Selim'in duygularinin benzerlerini, bir yerlerde kendi icimde ve bellegimde bulup cikardim, onlari sorguladim, benzerlikler buldugumda yalniz olmadigimin farkina vardim, insan denen varligin ayni anda, ayni ve farkli seylere/kimselere karsi hissedecegi celisik ve cetrefilli duygularin 'normal', 'anormal', 'ayip' ya da 'gunah' ayrimlariyla kategorilendirilmesinin ne kadar sacma olduguna, insanoglunun ne kadar karmasik bir simyasi olduguna bir kez daha ikna oldum. Ahmet Altan bence insan ruhunun bu esrarangiz simyasini cozmeye en cok yaklasan insanlardan, yazarlardan biri. Insan duygulari bu kadar mi guzel aktarilir, cozumlenir, betimlenir! Turkiye'den gelecek biri var mi yakinda, bana Ahmet Bey'in okumadigim diger romanlarini getirecek?!!

Perşembe, Mart 15, 2007

CANIM ABLAM

Iyi ki bir kardesim var. Iyi ki benden buyuk, iyi ki benden kat be kat tecrubeli, benden daha az deli, daha objektif, daha korumaci, daha rasyonel ve cogu zaman daha duygusal, ustelik de beni cani kadar cok seven, cogu zaman beni kardesten ote kizi gibi goren, guzel mi guzel, tatli mi tatli, yufka yurekli, potur siyah sacli, kocaman siyah gozlu, masallardaki gibi bir ablam var. O ablam ben ne zaman yonumu sasirsam, ne zaman delilik nobetlerine takilsam, ne zaman beni o nobetlerin icinden ve ruh halinden cikaracak bir can simidi arasam, ne zaman siginacak bir kumsal, yaslanacak ve aglayacak bir kucak arasam hep oradadir. Hep orada benim icin vardir, o benim deniz fenerimdir. Kederimi de sevincimi de oylesine incelikli bir ozenle ve yumusaklikla paylasirki onsuz ne yaparim dusunmek bile istemem. Beni siki sikiya tutup oyle bir hayata baglar ki onsuz hayat nasil olur hayal bile edemem. Seni cok seviyorum ablacim. Iyi ki varsin. Yoklugunu gormek hic kismet olmasin.

Iste bana gecen gun yazdigin yazi. O kadar ihtiyacim olan bir zamanda geldi ki...

"Bugunku tembelligin: Canim kardesim artik zihninle yasamaktan vazgec Birak hayat senin icinden isik gibi gecsin onu sekillendirmeye calisma. Zihin sana ogretilen genelin dogru bilinenlerini biriktiren ve seni gercekten yasamaktan alikoyan bir delilik hali. Basarili olmak zorundasin universiteyi kazanmak zorundasin bu toplumun basari kriterlerine uygunluk tavirlari delirmis insanlarin hayati hirs ve odaklanan basariya goturmek icin seni gercekten yasamaktan alikoyan delilik kurallari. Gercek yasam bu degil bunlar onlarin inandiklari delilik kurallari.

Bak ben sana ne diyorum: Basarili olmak zorunda degilsin. Mutlu olmadigin ve zorunda birakilmis hissettigin her ortamdan ve durumdan kosarak uzaklas. Birak pencereden esen sicak ruzgar mutlu ve huzurlu anilarla senin tembellik dedigin, ama huzurlu ve normal hissettigin, yasadigini duyumsadigin ve hic bir seyin zorunlulugu olmayan gercek anlardan biri olsun. Normal olan bu deliler dunyasinda gecerli bir durum degildir. O an soyle degerlendirilmeli su yapilmali su yenmeli spora gidilmeli yani bir suru ...meli ...mali ile doludur. Yasadigin an'dan keyif alinmasi gereken meli mali lar. Bunlara kisaca o anin zevkini surmemek uzere programlanmis delilik kosullandirilmalari diyorum. Aslinda hava cok guzel ama ben tembellik yapiyorum bisiklete binmem lazim kosmam lazim yoga yapmam lazimlarin yerini : evde olmak istedim ve burdayim su an disarisi degil evim beni mutlu ediyor olsun. Haaaaaaaa eger disarida olup kosmak istiyorsan da seni basbakanla randevun bile iceride tutmasin: Kusura bakmayin sayin basbakanim su an hayatimda satin alamayacagim ve asla geriye saramayacagim bir an geciyor. Olmak istedigim yer bu konusmanin oldugu burasi degil disarida deliler gibi kosmak istedigim park. Disari cik ve diledigin gibi kos. Iste o zaman sana en buyuk kahkahayla alkisi ben tutacagim.

Dayatilan ve ogretiler senin zihnin, bu dunyada basari ise ic sesin ve icindeki dinginlik ve huzur. Bunu zihin sesini degil ruhunun sesini yani sadece o ani yasayarak anlarsin. Zihin her durumu yargilar ve diger durumlarla kiyaslar. Kanma. Sevisirken opusurken dibine kadar yasa ogretilenlerle orumceklerinle o anini zehirleme. Nasil istiyorsan oyle yasa. Utanmalar dayatmalar bu toplumun delilik hali. Seni kalin derili olmaya zorlar. Oysa deliler en hassas ve en duyarli insanlardir ama bu dunyada var olmak icin kalin derili olmaya yani gercekten delirmeye ihtiyac vardir. Guclu olmak zorunda degilsin, hic bir sey olmak zorunda degilsin. Ben sana diyorum ki istedigini ol. Simdiye kadar bunu yaptin mutlu degil misin hemen ic sesini dinle ve pasta yapmak seni mutlu ediyorsa pasta yap. Bir gun bundan da sikilirsan ve hemsire olmak istersen git ve onu ol. Kimsenin aferini senin hayatini belirlemesin ya da yargisi. Eger oyle yasarsan o deli insanlarin bir kuklasi olur onlarin alkisi icin yasarsin.

Sen kendi hikayeni yaz ve oyna. Sadece alkislayanin sen oldugu (istedigini yasadigin icin sadece ve sadece istedigin hayati) tek seyircilik bir oyun yaz. Bu oyun bir evsiz olarak yasamak da olabilir hissettigin buysa ama sadece gercekten istedigin olsun ancak boyle gercekten yasamis olursun. Ve bu hikaye sadece ic sesinle ilerlesin son nefesine kadar asla sonunu bilmedigin bir oyun olsun bu. Bu oyunun icinde zihin olmasin sadece ic sesin olsun. Senin bu oyununu izleyen ve her zaman yaninda olacak olan bir seyircin daha olacak: BEN. Her zaman her sekilde seni alkisliyor olucam gercekten inandigin sekilde yasadigin icin. SENI SEVIYORUM. Ablan."

14 Mart 2007

Salı, Mart 13, 2007

Buzda dans komedisi

Turkiye'den uzakta yasiyorum ama uzaklik olcusunde yakindan takip ediyorum olan biteni. Buzda dans takip ettigim bir yarisma olmadi, olmazdi da. Ancak hem isim geregi hem de kisisel olarak Turk gazetelerini yakindan takip eden biri olarak yarisma hakkinda cikan haberleri okumamam imkansizdi. Zaten siz ne kadar bu tarz magazin, fasa fiso, BS haberleri okumak istemeseniz de, Turk medyasi oyle guzel evirip cevirip, allayip pullayip, gozunuzun icine sokacak kivamda yaziyor ki okumamaniz imkansiz hale geliyor, hatta bir de bakmissiniz, bir sure sonra gozunuz sadece o haberleri goruyor ve dudaklariniz o sacmaliklari kendiliginden konusuyor oluyor. Washington'un gobeginde, bizim patronun odasinda, kac kez Ibo'nun Asena ile iliskisinden tutun, mankenlerin silikonlu memelerine, Ajda'nin konserde giydigi jartiyerden, milletvekillerinin capkinliklarina kadar magazin basinda yazilip cizilenleri irdeledigimizi hatirliyorum. Cozum Turk gazetelerini ya hic okumamakta ve Turkiye'yi sadece yabanci basindan takip etmekte, ya da bunu bile bile okumaya devam edip, gunden gune tepkisiz kalarak yasamayi ogrenmekte. Zaten tam anlamiyla tepkisiz ve umursamaz bir toplum olduk ciktik ancak su adina dans denilen yarismanin final bolumunde yasananlar sanirim en tepkisiz olanimizi bile "oha yani, bu kadar da olmaz" dedirtecek, oluyu diriltecek kadar provoke ediciydi.
Asena'nin partnerinin musluman olmayi birakin, bir de sunnet olacagini soylemesi, digerinin Ataturk'e referans vermesi aslinda ulkemizin icinde bulundugu durumu gayet guzel ve biraz da acili soslu ortaya koymus oldu. Ataturk ve ilkelerinin yanlis idrak edildigi, her kavganin laiklik ve anti-laiklik tezleri etrafinda donup dolasip alevlendigi, din olgusunun tamamen somuruldugu ve insanlarin hala etnik, kulturel ve dinsel ayrimciliga prim verdigi bir ulkede yasiyoruz ve yasamaya devam edecegiz. Taaaaa ki.....

OLUM

Iste gercek olan
Yasayan insanlar icin ne goreceligi ne de baska yerden bakildiginda daha
degisik gorulebilen?
Herkes icin tek gercek
Ne tarafindan bakarsan bak ayni
Hangi tarafa cevirsen ayni
OLUM
Aslinda cok da ciddiye aldigimiz su hayatin
O kadar uzun degil keyfini cikar yasadigin her duygunun dedigi acili agrili
animsatisi OLUM
OLUM
O caddede bir kac saat once yuruyor olmanin o caddede yarin bir daha
yuruyemeyecek olmanin aymazligi
Evden cikarken,yataga giderken,yemegimizi yedikten sonra yani her eylemden
sonra bunu son kez yapmis olabilecegimiz gercegi OLUM
Yedigin yemegin en son yemek oldugunu bilseydin,
Ya da baktigin manzaranin en son kare oldugunu?
Evindeki gecenin en son gece, dudagindan dokulen sozlerin en son sozlerin
oldugunu bilseydin?
Icindeki hislerini soylemek icin sadece bir kac saatin oldugunu,
Gecirdigin yilbasinin en son yilbasi oldugunu,
Annene soyledigin sozlerin en son sozlerin oldugunu,
Son kez sarki soyledigini,
son kez sevgilini optugunu,
son kez cok sevdigin kahvenden bir yudum aldigini,
ve yapmak istediklerin icin sadece bir kac dakikan kaldigini bilseydin?
Nasil yasardin?

12\03\2007


Gulru ve Umran'in ardindan rahmetle...

ps. Bu siiri, sevgili ablam Serap, operadan arkadaslarini bir nehir kazasinda kaybettikten sonra kaleme aldi.

Pazar, Mart 11, 2007

Annelik


Bugun Yasemin'lerde kahvaltidaydim. O kadar ozlemisim ki bebegi, kucagimdan indirmedim. Hatta annesinin sutuyle hazirladigimiz mamasini bile ben yedirdim. Bugun yakaladigimiz hos karelerden birisini sizlerle de paylasmak istedim. Benim anne olma vaktim sanirim geldi. Iyice cocuk delisi oldum bu aralar. Sanirim belli bir yastan sonra annelik hormonlari daha guclu sinyaller verip, cocuk sahibi olma istegi daha bir derinlerden seslenmeye, hatta kulaginizin dibinde cigliklar atmaya basliyor. Ne diyelim, evrenden hayirli ve bol kismetli bir bebek isteyelim.


Cuma, Mart 09, 2007

Yine Kanada


Uzun zaman oldu yazmayali. Bu sure zarfinda iki hafta kadar Kanada'ya gidip geldim. Guzel bir tatil yaptim. Tabi hava dondurucu soguk oldugu icin zamanimin cogu iki katli, elektronik sobali, buhar makineli, her daim karlarla kapli bir evde, evin kedisiyle oynayarak ve de Lost adli dizinin ikinci sezonunun tamamini bir nefeste seyrederek gecti. Biraz alisveris, biraz arkadas ziyaretleri ve yemek davetleri de oldu bunun yanisira. Janice, Subat ayinda yeniden bir Noel yemegi duzenleyip hepimizi cagirdi. Hindi menusu yedik bir kez daha. Sonra snow shoe kiralayip onlarin evinin etrafinda geceleyin karlar uzerinde yuruduk ve gokyuzunun muhtesem acikligi ve parlakliginda isil isil yanan yildizlari seyrettik. Halifax'ta ikisi de birbirinden guzel konserlere gittik. Birinde Nova Scotia'nin yerel, otantik muzigi olan Celtic muzigini, digerinde de unlu grup Barenaked Ladies'i dinleme keyfini yasadik. Evde gecirdigim zamanlarimda Ipek Calislar'in Latife adli kitabini okuyup bitirdim ve de cok begendim. Cogu zaman kendimi o donemde, Latife'nin icinde bulundugu zamanin sartlari icerisinde hayal ettim ve keske kendimi o doneme isinlayip Latife ve Mustafa Kemal'in hayatlarina, farkettirmeden taniklik edebilseydim diye dusundum. Latife Hanim'in zekasi, kibarligi, zarafeti, gorgusu ve yasadiklarindan cok etkilendim. Tabi bu arada bol bol da yemek pisirdim. Ekmek yapma denemem bir kez daha basarisizlikla sonuclansa da, degisik ve lezzetli yeni tarifler deneme firsatim da oldu. Cok yakinda domatesli arpa sehriye pilavi tarifini buraya yazacagim. Ama bu oyle bildiginiz domates sosu ile olmuyor icine cok acayip malzemeler giriyor ama sonuc super oluyo.