Cuma, Ağustos 23, 2013

Yurtdışı Gezileri

Hafızamı şöyle bir yokladığımda son iki yıl aslında bayağı bir yer gezip gördüğümü farkettim. Ve sırf bunun bile bir şükür vesilesi olduğunu düşündüm. Ne güzel ve çok şükür ki pek çok yeri sağlıklı olarak gezme ve deneyimleme fırsatını Allahım bana nasip etti.

2011 yılının Aralık ayında Fransız Riviera'sını çalıştığım yerdeki bir iş arkadaşımla trenle gezdik. Rotamız Marsilya, Nice, Cannes ve Monaco idi. Yeni yıla Marsilya'da girdik:)

2012 yılının Şubat ayında ilk kez Yunan topraklarına ayak basmak nasip oldu ve çoçukluktan tanıdığım kız arkadaşlarımla Atina'ya gittik ve felekten 4 gün çaldık:)

2012 yılı Haziran ayında Erasmus kapsamında Litvanya Vilnius'a giderek 10 gün gezdim. Litvanya gezisi bana harika bir arkadaş kazandırdı: Sigita. She is so dear to my heart!

2013 yılının Mayıs ayında yine Erasmus kapsamında bu kez bir meslektaşımla İtalya'ya gittik. Milano, Verona ve Venedik'i gezdik. Verona ve Venedik tek kelimeyle muhteşemdi. Tekrardan gelmeye niyet ederek Venedik'ten ayrıldık.

Son olarak 2013 yılının Ağustos ayında, Ramazan  bayramı tatilinde ablamla Roma ve Floransa'yı gezdik. Çok ama çok güzel ve keyifliydi. Özellikle Floransa'yı çok beğendim ve çok romantik buldum. Eğer bir gün eşim olursa buraya yeniden sağlık ve huzurla gelmek için kiliselerinde dua ettim:)




Yeni Yıl Kutlamaları...

Bu bloga yeni yılları nasıl geçirdiğimi geçmişte not etmişim. Ancak son iki seneyi yazmamışım. Ertesi gün ne yediğini unutan biri olarak aklıma gelmişken hemen not düşeyim istedim. 2011 yılının 2012'ye bağlandığı gece çalıştığım kurumdaki bir arkadaşımla yeni yıla Marsilya limanında girmiştik. Yeni yıl tatilini kullanarak yaklaşık 5-6 ay önceden planladığımız Fransız Rivierası Nice-Monaco-Cannes yolculuğunun ilk ve son ayağıydı Marsilya. İlginç bir deneyim oldu bizim için. Eğer araştırırsam bir yerlerde bir video kaydımız bile vardı o geceye ait:)

Bir sonraki yıl benim için zor geçen bir yıl oldu ve canım çok da birşey yapmak istemedi. Ancak İzmir'de de durmak istemediğim için Antalya'ya ablamın yanına gitmeye karar verdim. Yeni yıl akşamı ablamın tatlı arkadaşları Belgin ve Hümeyra'nın evinde muhteşem leziz yemekler, Belgin'in harika müzik arşivi, Lale'nin piano solosu, Belgin'in güzel sesi ve akordion nağmeleri ile 2013'ü karşılamak nasip oldu. 

Bakalım 2014'ü nerede, nasıl ve kimlerle karşılayacağız:)

Cuma, Mart 15, 2013

Eyvallah'ımız bol olsun...

Ey (veya -iy): Evet, tabii anlamına gelir.

Vav ile kullanıldığında aynen öyle tastamam anlamını güçlendirir.

-Allah...Eyvallah....

Hakla kabul ettik, Haktandır...

Tasavvufi kültürün en latif tabirlerinden biri sayılan Eyvallah: "Her tecelli eden, madem ki Cenab-ı Hakk`ın takdiri ve muradıyladır, o halde hakla kabul ettik Eyvallah. Şu anda anlayabildiğime, yahut sonra idrak edeceğim irfana şimdiden eyvallah. Güzel çirkin diye tavsif ettiğimiz velakin hepsinde gizli ve aşikar olan hikmete, gördüğüm görmediğim esrar-ı ilahiyeye Eyvallah...

Bir kıssa anlatılır:


Eyvallahı meşhur bir derviş baba, mahallesindeki kahvehanenin önünden geçiyormuş, orada bulunanlardan biri bizim derviş babayı işaret ederek;



Bu adam var ya bu adam, başına ne gelirse gelsin ne görürse görsün eyvallah Allah`tandır deyip geçer demiş.



Kahvehaneye yeni yeni alışan çaylaklardan biri de:



Yani ben şimdi şu ensesi kalın kocaman adama bu çelimsiz halimle gidip bir tokat atsam Allah`tandır deyip eyvallah mı edecek demiş.



Ne zannettin demiş diğeri.



Adamın merakı etrafın tezahüratıyla pekişince denemeye karar vermiş. Usulcacık derviş babanın arkasına kadar yaklaşmış. Birdenbire zıplayarak dev cüssenin taşıdığı kafanın ense köküne şamarı yapıştırmış. Boyu yetmediğinden olacak elinin ayarı da bir hayli kaçmış. Tokadın sesi yankılanırken hazret hışımla arkasına dönmüş. Korkudan dizlerin bağı çözülen acemi çaylak güç bela:



Baba erenler Allah`tan Allah`tan demiş, amma tesir edeceğine ihtimal vermez ve hayatından ümid keser haldeymiş ki, baba erenler:



Korkma korkma, Hak`tan olduğunu biliyorum demiş ve



Ben, hangi yezidi musallat etti diye bakıyorum demiş.



Fıkra bir yana anlaşılan her makamın, her derecatın her derekatın kendine göre bir eyvallahı var. Ve olmalıdır da...

Hz. Mûsâ (as)’nın Hızır ile olan arkadaşlığı bu mevzuya pek güzel misal teşkil eder. Bir zata sormuşlar: “Her şeye eyvallah, peki gafilin gafletine de mi eyvallah?” Cevaben, “Gaflete eyvallahımız yoktur; fakat gafil bir kimse gördüğünde, ‘Bu, benim halim de olabilirdi; ama Cenâb-ı Hak şu an beni muhafaza etti.’ diye tefekkür edersin. Ve ibretle eyvallah dersin.” demiş. “Peki, yanlış olan şeyi nasıl düzelteceğiz?” diye sormuşlar. O zat devamla, “Kendi acizliğini hatırına getirerek karşısındakini ikna etmen daha kolay olur, sen kendi egonu aradan çıkarırsın, böylece sözünün tesiri olur.” diye cevaplamış.

Cenâb-ı Pir Mevlânâ Celaleddin-i Rumi’nin oğlu Sultan Veled, şahane bir beytinde bu güzellikleri şöyle  özetlemiş: “Bize ne irs-ı peder, ne servet ü ne cah kalmıştır. Şuûr-ı hikmete karşı bir eyvallah kalmıştır” (Bizlere babamızdan maddi bir miras, büyük bir servet ve makam kalmadı. Bizlere kalan (bunlardan çok daha kıymetli, bizleri evvelkilerin mevkiine erdiren) Hakk’ın hikmet tecellilerini eyvallahla karşılama hali kalmıştır.)

Mevlam! Sen’den gelene, gelmeyene; ne şekilde belirlemişsen kaderime, bu oyundaki biçtiğin rolüme yürekten kocaman bir

EYVALLAH......."
ALINTI
  

Pazartesi, Mart 04, 2013

Günün vaazı:)

Sanırım yaşadıklarımızla ilgili duygusallaşmak. Çok şükür nefes alıyoruz, hayattayız ve bu an'ları, şu eşsiz kainatı deneyimlemeyi nasip ediyor bize Allahım. Her gün bir ikram gerçekten ve Allah'ın birliğinden gelen herşey hayır ve iyilik aslında ancak bizler sınırlı idrakimizle, anlayışımızla, kaplarımızın aldığınca, örtülü nefs'lerimizle farklı algılıyor ve yorumluyoruz.

Derler ki Hakk her an gönüllere tecelli edermiş, yeter ki seni evde bulsun...ve o gönül kendini Hakk'ın zuhuru için temizlemiş olsun.

Allah hakkımızdaki takdirinden, hükmünden her daim memnun olmayı ve her gün nasibimize ne düşerse düşşün razı olmayı bize nasip etsin.

Ve acı ve sıkıntı olarak görünen hadiseleri "acıyı bal eyledik" diyerek karşılamayı öğretsin....

Bugün...

"Bugün: sıradışı olduğu için sıradan, sıradan olduğu için sıradışı
 
Bugünü günlerden bir gün sanıyorsun. Sıradan. Ömrünün günlerinden bir gün.
Hayır, bugün bir gün değil. Biricik. Bi'tane. Eşsiz. Benzersiz.
Dünün hatıraları ile yarının hayalleri
arasına paketlenmiş tatlı bir gün bugün. Başka hiçbir gün bu kadar zengin değil. Hem hatıralar var içinde hem ümitler. Armağan. Yokluktan çıkarılmış. Sabah sürprizi olarak getirilmiş. Tam sana göre. İçinde tanındığın bir gün. Bilindiğin. Beklendiğin. Sevildiğin. Özlendiğin. Gülebildiğin. Ağlayabildiğin. Bıkabildiğin hatta. Bir tane daha gelir
diye sıradan sanabildiğin. Biricik bilseydin gününü nasıl da telaşlı olurdun, oysa. Son günün bilseydin, ilk günün olsaydı, hakkını vermek için telaşlanır da hakkını veremezdin. Demek ki son günün ya da ilk günün sanmadığın kadar, biricik günün olduğunu unuttuğun kadar
"biricik"tir bugün. Bugün karşı tepkin nedir? Hayranlık? Minnettarlık? Hayret edebilen bir varlık olarak yapabileceğin en anlamlı  şey, hayret duygunu beslemek, büyütmek ve geliştirmektir. Bugün, evet, sadece bugün, senden böylesi adam gibi bir karşılık bekliyor. Bugün
ömrünün ilk günü. Arkasında muazzam hatıralar saklıyor, önü sıra güzel yarınlar vaad ediyor sana. Bugün, arkasında bıraktığı hatıralı günler sayesinde güzeldir. Hatıralarını paylaşanların gözünde hatırlı biri olarak var oluyorsun bugünde. Hiç hatıran olmasaydı, bugün hatırlı
olmazdı sana. Düne dair hatırladığın elemler olmasaydı, bugün, elemlerin  bitmesiyle gelen lezzeti, sıkıntıların geçmesiyle gelen huzuru sunamazdı sana. Bugün ömrünün son günü; geride bıraktığın binlerce günün acısı, hüznü, hatası sevabı, doğrusu, eğrisi seni bugünün hakkını
verebilecek kıvama getirdi. Rabbinin seni zahmete sokmadan pencerenin önüne getirdiği bugün, şimdi burada, hayretini hak ediyor, minnetini umuyor.

Sen ve bugün bu kadar olağan sayılacak kadar beraberseniz, bütün zamanları damıtan, bütün varlığı eşiğine yığan olağanüstü bir ikramdırbu.

 Hayret ki hayret!"
 

SenaiDemirci

Salı, Şubat 19, 2013

Bir hikaye...

Hz. Süleyman, vadi-i Mukaddes’te bir hışım ilerleyen karıncaya sorar:
“Nereye gidiyorsun?”
Karınca oralı olmaz, işim var der, gitmem lazım,
Size zahmet çekilin yolumdan.
Süleyman bırakmaz, karınca naçar,
kalbindeki muradı açar:
“Şu karşıdaki dağ varya,
hani rüzgarımızı kesiyor, yolumuzu kapıyor,
Nasipse” der içini çekerek,
“Onu devireceğim”
Hz. Süleyman güler:
“Sen şu minicik bacakların, şu küçücük adımlarınla mı bunu yapacaksın.?”
“Olsun” der karınca,
“Ya devireceğim ben bu dağı
ya bir ulu himmet
yolunda
canımı vereceğim.”

Allah'ın izniyle çalışıp, çabalayıp Hakk yolunda gayret edelim ve  gerisini O'na bırakalım. Tevekkül Allah vesselam....

Salı, Aralık 18, 2012

Önce Kendine Eğil

Önce kendine eğil! Kalbinden varlığına akan merhameti kabul et. Önce kendini affet. Sürekli yargılayan yanının, saçtığı incileri topla. Senin özün, nadide bir inci. Önce kendini gör.

Binlerce yıldır kendine kulaklarını kapattın. İçindeki üstadı selamla şimdi. Sana kendini gösterdiği için şükret. Binlerce yıldır buluşmayı beklediğin Tanrısal yeteneklerin görünür oldu. Topla incileri. Önce kendine eğil! Eğil ki, yumuşasın kalbin. Bu katılık; önündeki engelin senin. Kimliğini kaybet. Unut adını. Hakikatin kimliği yoktur.

Önce kalbine eğil! Duy kalbini. Dinle kalbini. Sana kaç kez kendini fark etmeni söyledi. Bakıp ta görmediğin kendinsin. Gömdüğün hazinenin üstüne basıyorsun. Ayağının altındaki bu muhteşem sandık sana ait. İçindekileri kabul et. Kalk üstünden. KENDİNİ ÇİĞNEDİĞİN YETER!

Aç kalbini. Önce kendine. Süslü kıyafetlerle, türlü makyajlarla maskelediğin; ruhun senin. Sadeleş! Arın örtülerinden. Kalkan perdenin tozunu temizleyen sert rüzgar, saflaştırsın valığını.

ÖNCE KENDİNİ SEV! ÖNCE SENİ!
Nazlı Akın

Perşembe, Aralık 13, 2012

Taoist Öğretinin Sırrı

"Taoist öğretinin sırrı budur. Lao Tzu’nun temel öğretisi budur: Kabul edersen, tüm varoluş seninledir. Aksi olamaz. Reddedersen, düşman yaratırsın. Ne kadar çok reddedersen o kadar çok savunursun, o kadar çok korursun, o kadar çok düşman yaratırsın. Düşmanlar senin yaratımındır. Onlar orada, dışarıda değildir; senin yorumunda vardırlar......Açık ol!… Ve kendini açtığında varoluşta olumsuz olan her şey kaybolur. O zaman ölüm bile olumsuz olmaz. Korkun olumsuzluk yaratır. Derinliklerde korkuyorsun; o korku yüzünden güvenlik önlemleri yaratıyorsun. O güvenlik önlemlerine karşı düşman var oluyor.....Şu gerçeğe bak… Düşmanı sen yaratıyorsun. Varoluş sana düşman değil. Nasıl olabilir ki? Sen ona aitsin, onun bir parçasısın, organize bir parçasısın. Varoluş sana nasıl düşman olabilir? Sen varoluşsun. Sen ayrı değilsin; seninle varoluş arasında bir boşluk yok......Bu yüzden bu tür sorular sorma; sahte sorular getirme. Açıklığı bilsen, senin için zararlı bir şey olduğunu hissetmezsin. Artık hiçbir şey zararlı değildir. İşte bu yüzden ölümün bile bir nimet olduğunu söylüyorum. Yaklaşımın değişmiştir. Artık nereye bakarsan bak, açık bir yürekle bakarsın… O açık yüreklilik her şeyin niteliğini değiştirir. Ve sen bir şeyin zararlı olacağını hissedemezsin; nasıl savunacağını soramazsın… Gerek yoktur. Gereklilik, sen kapalı olduğun için doğar." OSHO

Çarşamba, Aralık 12, 2012

İçsel Hallerin Sebepleri

"Hislenmelerin, duygulanmaların sebepleri sizin beklentilerinizdir. İdealleriniz, beklentileriniz gerçekleştiği zaman içiniz sevinçle dolar, bunlarla ilgili olarak ümidiniz azaldığı, gerçekleşecekleri ile ilgili kuşkularınız arttığı zaman da içiniz sıkılır. İnsan daima birtakım şeylerden kuşkulanır, kuşkulanma ihtiyacı duyar, tabiatında vardır bu. Çünkü, sebep ve netice bağıntıları içerisinde düşünmeye hatta hissetmeye alıştığı için, dünyevileştiği için; sebep ve netice bağıntıları arasındanbir, iki baklayı gözden kaçırdığı andan itibaren derhal bir kuşku hali başlar. "Acaba olur mu, olmaz mı?" diye birtakım ihtimaller düşünmeye. başlar. Bunlar aslında ortada hiçbir sebep olmadığı halde, şuuraltınızın faaliyetinden dolayı şuurunuza akseden birtakım sonuçlardır. Psişik açıdan ele aldığımızda ise, telepatik algılardan, duyular dışı algılamalardan bahsedebiliriz.

Bizler, geçici bir psişik santral vazifesi görerek, bize ait olan ya da olmayan bazı olumsuz etkiler; tabiatımıza, hayat programımıza uymayan, hayat planımıza ters düşen, bizi hedefimizden uzaklaştırmaya meyilli olan birtakım etkiler alabiliriz. Gelecekten haber alma, geleceği sezinleme manasında "yüzeysel" ya da "hafif kehanetler" diyebileceğimiz tesirler alabilirsiniz. Bunların bir kısmı size uygun düşer, bir kısmı ise düşmez. Adapte olabildiğiniz tesirler karşısında sevinç, adapte olamadığınız tesirler -işinize gelmeyen tesirler- karşısında da haklı olarak sıkıntı hissedersiniz. Eğer kendinizde, bu sevinç ve iç sıkıntıları hakkında karar verebilecek şekilde esaslı bir sözlük meydana getirmişseniz, geleceğiniz hakkındaki bilgileri kendiniz de alabilirsiniz. Mesela şöyle olabilir: Diyelim ki, bir iş antlaşması yapmak üzere bir yere gitmeniz lazım. Birileri ile görüşüp bir şeye karar vereceksiniz ama bunu düşündüğünüz andan itibaren içinize bir sıkıntı giriyor. "Hayrola" dersiniz, "içimi sıkacak ne oldu ki şimdi? Nasılolur da hiç tanımadığım insanlarla ilgili olarak böyle bir sıkıntı hissedebilirim?" Böyle kuvvetli sezgileri olan insanlar tanıyorum. Bu kişiler biriyle görüşmek, konuşmak, anlaşmak veya bir şeyi danışmak söz konusuolduğu zaman, bu konuşmadan kendileri için hayırlı bir sonuç çıkıp çıkmayacağını hemen hissederler; "hafif kehanetler" dediğimiz şekilde, duyular dışı algılamalarla (DDA) bunu algılarlar, O olayın kendileri için pozitif veya negatif değerler taşıyıp taşımadığını, kendi planlarına uygun olup olmadığını derhal fark eder ve vazgeçerler. Bu dili çok iyi anlamış, çok denemiş, onun şeklini, şemalini ve-rengini öğrenmiş kişilerdir onlar. "Tamam" derler, ''ben bu rengi daha önce gördüm, bu sesi işittim, bu işten bana hayır gelmez. Ben bunu elimin tersiyle iteyim." Başkasına sorsanız, "Ya, nasıl olur? Bak bu işten çok büyük menfaatler elde edeceksin" der ama sezgisi olan insan, "Onun altında menfaat yok. Öyle gözüküyor ama aslında sonradan karşılaşacağım zararın haddi hesabı yok. Herkesin canı sıkılır, başı ağrır" der ve vazgeçer.

Böyle insanlarla çok karşılaştım. Siyasi kararlar veren insanlarla da karşılaştım. Onlar da aynı şekilde sıkıntı dilini veya sevinç dilini öğrenmişler, ona göre hemen büyük bir güven içerisinde kararlarını veriyorlar. Buradaki bütün mesele kendine güvenmek, o sezgiye güvenebilmektir. Aslında insanlar her an hafif kehanetler alırlar ama ya bunların ikazı dikkati çekecek kadar kuvvetli değildir ya da üzerinde durmazlar çünkü zemin yoktur"

 "Burada da karşımıza ıstırap meselesi çıkıyor. Aşağı yukarı hepimizin yaptığı gibi ıstıraptan şikayet etmeye hiç
lüzum yoktur. çünkü ıstırap da aslında bu plan ve programın bir parçasıdır. Yani ıstırabı meydana getirmek aslında varlıkların görevidir. çünkü ıstırabın vermiş olduğu enerji farklılıklarından yararlanmak suretiyle, kendi varlıkları hakkındaki plan ve programı daha iyi yerine getirmeye çalışacak olan varlıklar çoktur. Hele şu sıralarda fevkalade fazladır.
Bir de, maddi esaret dediğimiz birtakım hususlar mutsuzluğumuza sebep olmaktadır. Bu noktaya da çok dikkat etmemiz lazımdır. Bizim ıstırabımız, yahut mutsuzluğumuz eşkoşmalarımızdan kaynaklanır. Başka hiç bir sebebi yoktur.
Eğer bir şey bize ıstırap veriyorsa, o eş koşmadan kendimizi kurtarmamız gerekir. Eşkoşma meselesi büyük bir ilgiyle incelenmesi gereken bir husustur. Nelere eşkoşuyoruz? Neleri kendimiz gibi benimsiyoruz? Neleri kendimiz gibi sayıyoruz? "Ben ve o" aynı oluyoruz. Ben bir kalem oluyorum, kullandığım araba oluyorum, evim, güzelliğim, vücudum oluyorum ... Bu durumda ortada insanın kendi öz zatı ile alakalı hiçbir kavram kalmıyor. Yani mevcut olan eşya ile var olduğunu zannediyor. Eşyanın şeklini değiştireeniz veya eşyayı ortadan kaldırsanız, kendi varlığı da ortadan kalkıyor. 
Aslında ıstırabı yaşamak için insanlar kendileri ısrar ediyorlar. Eşkoşmaları var ve eşkoşmalarının ne olduğunun farkında bile değiller, "Hayat onları bu hale getirmiş," de diyemezsiniz. Çünkü bunların hepsi, bir plan ve program içerisindedir. Varlıklar bu eşkoşmayı yaşamak zorundadırlar. Eşkoşmanın kendilerine vermiş olduğu ıstırabı, acıyı tada tada eşkoşmanın ne olduğunu öğrenecek­lerdir. Eşkoşmak aynı zamanda ayniyetlik, idantifikasyon dediğimiz ve kutsal Kuran'ın sık sık vurguladığı putperestlik manasına gelir. Her şeyi kendimizle özdeşleştirdiğimiz vakit putperestlik ortaya çıkıyor yani kendi öz varlığımızı yok ediyoruz. Ancak onu dışarıda temsil ettiğini zannettiğimiz ruhsal bir fetişizme doğru gidiyoruz. Bunlar tamamen yanlış şeylerdir ama anlaşılacaktır. Anlaşılanlar varsa da, daha henüz yeterince yerine oturamamıştır."


Ergün Arıkdal, Sonsuzluk Yolcusu Evrensel İnsan

12.12.2012

Eveeeet...Uzun zaman verilen aradan sonra bu özel tarihte ben de tarihe bir not düşmek istedim. İleride baktığımda bugünle ilgili ne yazmışım diyebilmek ve bugünkü düşüncelerimi kayda geçirmek adına... Bugünkü rakamsal düzenleme bir daha 89 yıl sonra denk gelecekmiş. Yani ben o zamanda yaşamıyor olacağım. İlginç bir duygu:) Bu yazdıklarım sanal dünyada kalmaya devam ederse şu satırlar okunurken ben olmayacağım. O zaman hemen söylemek istediklerime geçeyim: Bu satırları okuyan ve okuyacak olan herkes, hepinizi seviyorum:) Bizler bu dünyaya birşeylere katkıda bulunmak, değiştirmek, etkilemek için gelmeyi seçen ruhlarız ve hepimiz özeliz. Hepimiz Yaratıcıya ve birbirimize ruhsal ipliklerle bağlıyız. Her birimizin varlığı değerli çünkü hepimiz Rabbimizin ilahi gücünden bir parça, nefesinden nefes taşıyoruz. Ve hiçbir sıkıntı ve zorluk yok ki bizlere onunla karşılaştığımızda ona göğüs gerebilecek ve aşabilecek içsel güç verilmemiş; ve böylelikle bizim ruhsal büyümemize ve gelişmemize katkıda bulunmamış olsun. Ben kainatta şu anda hasıl olduğu söylenen bu özel enerjisel değişimlerin bizlerin hayatlarında en güzel ve hayırlı açılımları yapmasını, her birimizi kendimiz ve bütünün en yüksek hayrı doğrultusunda şifalandırıp dönüştürmesini diliyorum. İnşallah bu dönem insanlığa daha büyük aydınlanma ve anlayış getirsin, farkındalıklarımızı artırsın, kendimizi gerçekleştirmemize ve varoluş amacımıza hizmet etmemize vesile olsun. Her birimizin sahip olduğu her ne ilahi meleke ve kabiliyet varsa onları birbirimize yardım etmek ve ışık tutmak amacıyla kullanmak nasip olsun. Rabbim anlayışımızı derinleştirsin, idrak ve farkındalığımızı artırsın, yolumuzu her daim aydınlatsın. Her birimizin içine koyduğun ilahi kıvılcım ve ışık daha da büyüyüp gelişşin, yaptığımız herşeyde sevgi olsun. Rabbim senin bir parçan olarak en yüce, en büyük, en derin, en ilahi, en hayırlı, en sevgi dolu olanı ifade etmeye ve gerçekleştirmeye niyet ediyorum. Bana yol göster. Varlığımın yüce maksadını fark edebilmem ve kendimi daha iyi tanımam, potansiyelimi görmem için kalbime, ruhuma ilham, bilgi ve güç ver Rabbim. Amin.